MİTHAT PAŞA'NIN SÜRÜLMESİ HADİSESİ(1)

Aslen Tunalı bir aileye mensup olan Mithat Paşa, 1822'de İstanbul'da doğmuştur. Asıl adı Hafız Şefik'tir. Bâb-ı Âlî'de Hariciye kalemine memur olarak girer. Bu kalemde başarılı memurlara yeni bir isim takarlarmış. Hafız Şefik'e de Mithat ismini takmışlar. Ondan sonra da bu isimle anılmış. Mithat Paşa 1858'de Avrupa'ya gönderilir. 1861'de Niş vâliliğine tayin olunur; Paşa olur. Vâliliği sırasında önemli hizmetler görür. 1863'de, daha geniş bir bölgede söz sahibi olacağı Tuna vâliliğine getirilir. Sarayın isteği üzerine, vilâyetler idaresi hakkında bir kanun tasarısı hazırlar. 1866'da patlayan Bulgaristan ayaklanması üzerine, bölgede tedbirler alan Mithat Paşa, bundan rahatsız olan Rus Büyükelçisi İgnatyef'in baskıları ile İstanbul'a çağrılır. Devlet Şûrası Reisliğine getirilir. İstanbul'da, Emniyet Sandığı'nın ve Sanayi Mektebinin kuruluşları onun teşebbüsleri ile gerçekleşir. 
1867'de Bağdat Vâliliğine tayin edilir. Burada da başarılı hizmetleri olur. 1872'de Sadrazamlığa getirilir. Ancak, bu görevde 2.5 ay kalabilir. Vâlilikteki başarılarını Sadrazamlığında gösterememiştir. Abdülaziz dönemindeki Sadrazamlığında, Mısır'a dış borçlanma yetkisi veren fermanı yayımlayarak, Mısır'ın İngiliz himayesine girmesine sebep olmuştur. 1876'da Abdülaziz'i tahttan indiren Darbeci Paşalardan birisidir. Yıldız Mahkemesi'nde yargılanmasının sebebi de budur. Sultan Abdülhamid'in padişahlığındaki, Anayasa tartışmaları sırasında sorumluluk almak istemeyen Sadrazam Rüşdü Paşa'nın istifası üzerine, Mithat Paşa, Abdülhamid tarafından Sadrazamlığa getirilmiş; fakat bu görevi çok kısa sürmüştür. Tersane Konferansından 43 gün sonra, 5 Şubat 1877'de Mithat Paşa saraya çağrılarak tevkif edilir. Abdülhamid, Kanûn-ı Esasî'ye koydurduğu 113. maddeye dayanarak, Mithat Paşa'yı yurt dışına sürgüne gönderir. 
Günümüzde, Abdülhamid'e yöneltilen eleştirilerin başında, Mithat Paşa'nın, ikinci sürgün yeri olan Taif'de kuşkulu bir şekilde ölümü hadisesi gelir. Burada bir de, bir güç çatışması olduğu muhakkaktır. O günün devlet adamları arasında, Meşrutiyet'e taraftar olanlar olduğu gibi, karşı çıkanlar da vardı. Meşrutiyet yönetimine geçilmesine karşı çıkanlar, bu yönetim tarzının  İmparatorluğu parçalayabileceği endişesi içindeydiler. Sadrazam Rüşdü Paşa da Meşrutiyet'e karşı çıkanlardan birisiydi. Mithat Paşa'nın hazırladığı anayasa tasarısında, ilk elemeleri Sadrazam Rüşdü Paşa yapmıştı. Daha sonra,  Abdülhamid de Anayasaya istediği kayıtları koyduracaktır. 
Anlaşılan o ki, Sultan Abdülaziz'i tahtan indiren ve öldürten, sonra da Sultan Murad'ı tahttan indiren Darbeci Paşalar, Abdülhamid'e de istediklerini yaptırmak arzusundaydılar. Bu bir güç mücadelesiydi. Bu mücadelede kimin haklı, kimin haksız olduğunu, günümüzün ölçüleri ile takdir edemeyiz. İki Padişahı (Abdülaziz ve V. Murad) tahttan indirenler kendilerini güçlü görüyorlardı. Meselâ, Sadrazam iken, Mithat Paşa, yeni Padişah Abdülhamid'e gönderdiği bir tezkereye, dokuz gün cevap alamaması üzerine, Saraya bir başka tezkere daha gönderecektir. Burada, bir güç mücadelesi olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Mithat Paşa'nın bir ültimatomdan farksız olan tezkeresi özetle şöyledir: 
“Meşrutiyeti ilân etmekten maksadımız, istibdadı kaldırarak, zat-ı şahanenizi vazifelerinizde uyarmak ve devlet vekillerinin vazifelerini tayin ederek, milletimiz arasında tam eşitliği sağlayıp, elbirliği ile gerçekten mülkün ıslahına çalışmaktır. (…) Evvelâ size ait hükümdarlık vazifelerini mutlaka bilmelisiniz. Zira bütün hareketlerinizden, millet önünde sorumlu olacaksınız. Bunun için devletin vekilleri ve memurları, vazifelerin icrasından emin olmalıdırlar ki, dört yüz seneden beri, milletimizi aşağılığa alıştırıp, geriliğe ve çöküntüye sevk eden müdâhinlikten (dalkavukluktan) yakayı sıyıralım” (Şevket Süreyya Aydemir, “Enver Paşa”, Cilt I, s. 56). 
Şevket Süreyya, Mithat Paşa'nın bu tezkeresi için, “tarihimizde örneği bulunmayan cesaret ve sorumluk belgesi” değerlendirmesini yapmış! 
Evet, mektup cesaretle yazılmış. Fakat, Mithat Paşa'nın Padişaha karşı kullandığı üslup oldukça ağır değil mi? Günümüzde, seçilmiş bir Cumhurbaşkanına, bir Bakanın böyle bir mektup yazdığını düşününüz! 
Mithat Paşa, Meşrutiyetin ilânından 43 gün sonra,  5 Şubat 1877'de saraya çağrılarak tevkif edilir. Meclis'in açılışını görmeden, İzzettin vapuru ile yola çıkarılır. Mithat Paşa'yı sürgüne gönderecek olan gemi Çekmece koyunda 24 saat istim üzeri bekletilir. Mithat Paşa, halkın buna bir tepki göstermesini beklemektedir. Fakat hiçbir tepki olmaz ve Mithat Paşa'nın içinde bulunduğu gemi onu, İtalya'nın Brindizi limanına çıkarır (Nurer Uğurlu, age. s. 55)!
Mithat Paşa, Avrupa'ya sürülüp, oradan da İngiltere'ye gitmesinden sonra, burada  olağanüstü bir kabul görür. Oğlu Ali Haydar Mithat'ın hatıralarında verdiği şu bilgiler, Mithat Paşa'nın ilişkilerini göstermesi bakımından da oldukça önemlidir: “ Bir gün, gene babamla Hayd Park'ta dolaşırken, karşımıza, İngiltere tahtına VII. Edvard olarak çıkan veliaht Gal Prensi çıkmıştı. Babam ile veliaht arasında sıkı bir dostluk olduğundan, ara sıra buluşup görüşürlerdi. Bu buluşmalarında, yanlarında ekseri zamanlar, Felemenk veliahdı olan prens Doranj da eksik olmazdı. Her üçü  arasında teklifsiz bir samimiyet hüküm sürerdi. Gal Prensi, o gün de teklifsizce Mithat Paşa'nın koluna girmiş, eniştem Tevfik Bey, Vasıf Kılıçyan ve ben, kendilerini arkalarından kısa bir mesafeden takip ediyorduk. Parkın bir kıvrımında hiç beklemediğimiz bir sırada, birdenbire Kraliçe Victoria ile karşılaştık. Kraliçe, daha o sıralarda hayli yaşlanmış bulunuyordu. Adeti üzere, tekerlekli bir arabaya benzeyen tekerlekli koltuğuna oturarak, Açık havalarda parka gezmeye çıkardı. Gal Prensi, pederi derhâl Valide Kraliçe'ye takdim ile, Kraliçe Victoria da Mithat Paşa'ya şu yolda iltifatta bulundu: Pek çok methinizi işittim. Memleketinizde hazırlamakta olduğunuz büyük inkılabı memnuniyetle takip ve takdir ediyorum. Görüştüğümüze memnun oldum…”
Ali Haydar Mithat, hatıralarında bu karşılaşmayı şöyle tefsir etmektedir: “Bu mülâkatın, bu şekilde, Gal Prensi tarafından özellikle tertip edilmiş olduğundan şüphe yoktur. Kraliçe Victoria'nın sürgün bir adamı resen kabul etmesine İngiliz protokolü mâni idi. Mithat Paşa'nın nam ve mevkii ise, gizli olarak kabul edilmesine müsait değildi” (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 409). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Açıklanan Fındık Fiyatından Memnun Musunuz?