ABDÜLHAMİD YALANLARI (5) (SON)

 ABDÜLHAMİD KIBRIS'I SATTI MI?
Sultan Abdülhamid hakkındaki en çirkin iftiralardan birisi de, Kıbrıs Adası'nı İngiltere'ye sattığı iddiasıdır. Sultan Abdülhamid Kıbrıs Adası'nı İngilizlere satmamıştır. Bu da, 'En Büyük Toprakları O'nun Zamanında Kaybettik' yalanı gibi, büyük bir iftiradır.
 Kıbrıs'ın elimizden çıkmasının hikâyesini, buyurun birlikte okuyalım:
 1877-1878 Rus Harbi yenilgi ile sonuçlanınca. Ruslarla yapılan Ayastefanos Antlaşmasını kendi çıkarlarına aykırı gören İngiltere'nin devreye girmesiyle, bu antlaşmanın hükümlerini düzeltmek için, Temmuz ayında Berlin Kongresi toplanmıştır. Kongrenin toplanmasından önce, İngiltere, 25 Mayıs l878'de, Kıbrıs'ın geçici olarak İngiltere'ye verilmesi, bunun mukabilinde Ruslara karşı bir savunma ittifakı oluşturulması teklifinde bulunmuştur.  Zor durumdaki Osmanlı Hükümeti, 4 Haziran 1878'de, İngiltere'nin fiilen adaya yerleşmesine zemin hazırlayacak olan anlaşmayı imzalamıştır. 1 Temmuz'da, Sadrazam Saffet Paşa ile, İngiliz Büyükelçisi Layard arasında bir ek anlaşma daha imzalanarak, Kıbrıs'ın idaresi ve asker yerleştirilmesiyle ilgili şartlar açıklığa kavuşturulmuştur.
 Buna göre, şerî mahkemeler, Müslüman halkın hukukî işlerine bakmayı sürdürecek, dinî vakıflara ait mallar İngiltere ve Osmanlı Hükümetlerince tayin edilecek memur vasıtasıyla ortaklaşa yönetilecek, İngiltere, masraflar çıktıktan sonra, gelir fazlasını her yıl Osmanlı Hükümetine ödeyecek, Osmanlı Hükümeti, Kıbrıs'ta bulunan devlete ve padişaha ait malları serbestçe işletebilecek, bundan sağladığı gelirler Ada gelirinden hariç sayılacaktı. 
Böylece, Kıbrıs'taki statü, Osmanlı hâkimiyetinin sürekliliği esasına dayandırılmakta ve malî hak ve çıkarlarıyla, Türk halkının hukukî düzeninin korunması güvence altına alınmaktaydı.
Bu anlaşmalar, 15 Temmuz 1878 tarihinde, bizzat, padişah Abdülhamid tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak, anlaşma hususunda şüphe ve endişelerini sürdüren II. Abdülhamid, onayladığı metnin üzerine kendisinin hâkimiyet hak ve yetkilerine hiçbir zarar  gelmemesi şartını eklemeyi  gerekli görmüş ve bu şart, İngiliz elçisinin kendi devleti adına onaylayıp verdiği senette de aynen yer almıştır. Aynı gün, Kıbrıs'ın, İngiltere'nin geçici idaresi altına girdiği ilân edilmiştir. Böylece, Kıbrıs, hâkimiyet hakları Osmanlı Devletinde kalmak üzere İngiliz yönetimine geçmiştir.  
Bu anlaşmanın bir önemli şartını daha burada hatırlatmak isteriz. Osmanlı Devleti, 1877/1878 Harbi neticesinde Ruslara çok ağır bir harp tazminatı ödemeye mahkûm edilmiş ve bu tazminatı ödeyecek durumda olmadığı için, Batum, Kars ve Ardahan Ruslara bırakılmıştı. Ancak, Ruslar bu vilâyetleri geri verdikleri takdirde, İngiltere de, Kıbrıs'ı iade etmeyi kabul etmiştir.  Fakat, 3 Mart 1918 tarihli Brest Litovsk Antlaşması'yla, I. Dünya Harbi'ni sonlandıran Rusya, bu vilâyetleri Türkiye'ye terk etmeyi kabul etmesine rağmen, İngiltere, Kıbrıs'ı Türkiye'ye iade etmemiştir!  Bunun sebebi de, İngilizlerle harp hâlinde olmamızdır. Eğer I. Dünya Harbi'ne girmemiş olsaydık, Kıbrıs'ın İngiltere'den talep edileceği muhakkaktı! 
Nitekim, bu konuda Prof. Ahmet Şükrü Esmer 6 Temmuz 1955 tarihli Ulus Gazetesi'nde yazdığı bir makalede aynen şu ifadeleri kullanmaktadır: “Rusya, elinde Batum, Kars ve Ardahan'ı tuttukça, İngiltere Kıbrıs'ta kira ile kalacaktı. Rusya buralardan çekildiğine göre, İngiltere Kıbrıs'ı geri vermelidir” (Dr. Furkan Kaya, “Türk Dış Politikasının ve Kıbrıs'ın Zorlu Dönemi”, s. 130.).
Tarihî gerçek böyle olmasına rağmen, Sultan Abdülhamid'in 'Kıbrıs'ı İngiltere'ye sattığı' iddia edilebilmektedir! Görüldüğü gibi, böyle bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Sultan Abdülhamid, Kıbrıs üzerindeki hâkimiyet haklarımız konusunda, günümüz siyasetçilerinde pek örneğini göremediğimiz büyük devlet adamı basiretiyle hareket etmiştir ki, Abdülhamid dönemi önyargısız bir şekilde incelendiğinde, hemen bütün devlet kararlarında aynı hassasiyetin gösterildiği görülecektir. 
Ada'nın İngiltere Tarafından İlhakı!
Türkiye, İngiltere'nin, “tarafsız kalın, toprak bütünlüğünüzü garanti ediyoruz” uyarılarına rağmen, 29 Ekim 1914 tarihinde, Almanya ile müttefik olarak, İngiltere'ye karşı I. Dünya Harbi'ne katılınca, İngiltere de, 5 Kasım 1914 tarihinde, Türkiye'ye harp ilân etmiş ve Kıbrıs Adası'nı ilhak etmiştir.  Türkiye, İngiltere'nin Kıbrıs'ın ilhakını, Lozan Antlaşmasıyla tanıyacaktır. Antlaşmanın ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir: 
Madde 20: Türkiye, Britanya Hükümeti tarafından Kıbrıs'ın 5 Kasım 1914'te ilân olunan ilhakını tanıdığını beyan eder.
Madde 21: 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs Adasında yaşamakta olan Türk vatandaşları, mahalli kanunun belirttiği koşullar çerçevesinde İngiltere uyruğunu kazanacak ve bu yüzden Türk uyruğunu kaybedeceklerdir. 
Kıbrıs konusundaki gerçek budur.
Ne yazık ki, en küçük bir araştırma yapmaya gerek bile görülmeden, kulaktan dolma bilgilerle, Sultan Abdülhamid'e,  'Kıbrıs'ı Satmak iftirası da yüklenmektedir! 
Sultan Abdülhamid hakkındaki bir başka büyük yalan da, 'En Büyük Toprakları O'nun Zamanında Kaybettiğimiz'  iddiasıdır. Şimdi kısaca bunun üzerinde duralım:
İngiltere Büyükelçisinin de devrede olduğu, bir 'Paşalar Darbesi' ile  (Genelkurmay Başkanı Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Rüşdü Paşa, Süleyman Paşa ve Mithat Paşa), 31 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz tahttan indirilerek öldürülmüş ve yerine V. Murad Padişah olmuştur. Fakat, yeni Padişahın aklî dengesinin yerinde olmadığı görüldüğünden, Darbeci Paşalar 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta Sultan Abdülhamid'i çıkarmıştır.
Şunu özellikle hatırlatalım ki, Sultan Abdülhamid tahta çıktığında, devlet yönetimine hâkim olanlar işte bu darbeci paşalardı! Devleti Rusya ile savaşa bu paşalar sürüklemişlerdir. Sultan Abdülhamid, henüz kendi yönetimini kuramadığından, Rusya ile savaşa karşı çıkmakla beraber, sözünü dinletememiştir. Bu nedenle, tarihimize “93 Harbi”  olarak geçen l877-l878 Türk-Rus Harbi sonunda kaybedilen toprakların sorumlusu da, devleti harbe sürükleyen Darbeci Paşalardır. 
Sultan Abdülhamid döneminde kaybedilen en büyük toprak parçaları Tunus ve Mısır'dır. Ancak, şu da iyi bilinmelidir ki, Tunus ve Mısır'da zaten şeklî bir hâkimiyetimiz bulunmaktaydı. Mısır Vâlisi Mehmet Ali Paşa neredeyse İstanbul'u  ele geçirecekti!
Şevket Süreyya'nın belirttiğine göre, bir aralık Fransız nüfûzunun etkisine giren Tunus, 1871 fermanı ile gene Osmanlı mülkünün bir parçası sayılmıştı. Fakat, Türk-Rus Harbinde Türkler yenilip, Rusya, Avusturya, İngiltere Türkiye'den topraklar sağlayınca, Fransa da Tunus'a müdahale fırsatları arar ve nihayet 24 Nisan 1881'de, Cezayir sınırlarındaki bir olay bahanesiyle Tunus'a asker çıkarır. Tunus Beyi de, Osmanlı'nın rızası hilâfına Fransızlarla bir himaye anlaşması imzalar “(Enver Paşa”, Cilt I, s.99).
Tunus'un ve daha sonra da, 1882 yılında, Mısır'ın işgalinde, bu ülkelerin İngiltere ve Fransa'ya aşırı derecede borçlanmalarının önemli payı olduğu bilinmelidir. 
Diğer taraftan şunu da hatırlatalım ki, Sultan Abdülhamid Mısır'ın işgalini hiçbir zaman tanımamış; İngiltere Mısır'da Sultan'ın bir temsilcisinin bulunmasını kabul etmiştir. Mısır'daki İngiliz hâkimiyeti de Lozan Antlaşması ile kabul edilmiştir.
Lozan Antlaşması'nın bu konudaki maddeleri aşağıdadır:
 Madde 17: Türkiye'nin Mısır ve Sudan üzerindeki haklarından ve dayanaklarından vazgeçişinin etkisi 5 Kasım 1914 tarihinden geçerlidir (İngiltere bu tarihte Mısır ve Sudan'ı ilhak etmişti).
 Madde 18: Mısır vergisiyle garantili Osmanlı borçlanmalarına yani 1855, 1891, 1895 borçlanmalarına ilişkin bütün taahhütler ve yükümlülüklerden Türkiye aklanmıştır. 
  Madde 19: Mısır Devleti'nin tanınmasından doğan meseleler, ilgili devletler arasında kararlaştırılacak koşullar çerçevesinde ileride kabul edilecek hükümlerle çözülecek ve Türkiye 'den ayrılan topraklara ilişkin olan Andlaşma hükümleri Mısır Devleti'ne uygulanmayacaktır. 
Evet, gerçekler işte  böyle!  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?