• 10 Ekim 2013, Perşembe 9:12
SeyfullahÇiçek

Seyfullah Çiçek

TURGUT ÖZAKMAN'IN “ÇILGIN TÜRKLER”İ VE “CUMHURİYET TÜRK MUCİZESİ”NDE OSMAN AĞA VE GİRESUN UŞAKLARI
 Çok okumak, çok yazmak karakterimizin ayrılmaz bir parçası, adeta yaşam biçimimizdir.
            Trabzonlu bir dostum yıllar önce, içinde “yok yok” olan kütüphanesini gururla bize
gezdirirken, “Hocam” demişti:
            -Ben dinlu, dinsuz  her kitabı okurum!
            Biz de, bu dostumuzun tabiriyle “dinli-dinsiz” ne bulursak okuyor, okuduklarımızı da akıl ve mantık süzgecimizden geçirdikten sonra okurlarımızla, dostlarımızla paylaşıyor, yerine göre de fikir tartışmalarına giriyoruz.
            Okuduğumuz “dinsiz” kitapların da –haşa- bizi dinden-imandan çıkardığı yok, çok şükür!
            Okumalarımız, araştırmalarımız daha çok, branşımız (İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü) gereği,  tarih ve özellikle de yakın tarihimiz üzerine yoğunlaşmaktadır.
            Dolayısıyla, Kurtuluş Savaşı’mızın muzaffer Başkomutanı, Cumhuriyetimiz’in Kurucusu Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tartışmasız birinci sıraya yazabilirim.
            Evet değerli dostlarım.
Gerçekten de Atatürk üzerine çok sayıda kitap, dergi, belge karıştırdık, arşiv tozları yuttuk, notlar aldık, öğrendiklerimizi de perder pey okurlarımızla paylaştık, yeri ve zamanı geldikçe paylaşmaya da devam edeceğiz.
Örneğin, Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik “Tek Adam”ını, Hasan İzzettin Dinamo’nun 5 ciltlik “Kutsal İsyan”ını, 4 ciltlik “Kutsal Barış”ını, Lord Kınross’un “Atatürk”ünü, H.C.Amstrong’un Bozkurt’unu, Berth G.Gaulis’in “Çankaya Akşamları”nı, Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”sını ve adını tek tek yazamayacağım pek çok eseri satır satır okudum. Önemli anekdotların üzerlerini fosforlu kalemle çizdim, notlar aldım.
Hepsi de birbirinden değerli eserler olmasına rağmen...
Gerçeği söylemem gerekirse hiçbiri beni, merhum Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Şu Çılgın Türkler” (398 baskı), “Cumhuriyet Türk Mucizesi”  ve ”Diriliş” kadar etkilemedi.
Engin bir tarih bilgisi, şiir gibi bir üslup, konusuna hakımiyet, olaylara tarafsız bakış açısı adına ne ararsanız var, kitaplarında.
28 Eylül 2013 tarihinde 83 yaşında kaybettiğimiz hukukçu,  oyun ve senaryo yazarı, romancı, araştırmacı, idareci Turgut Özakman’ın aziz hatırasına hürmeten biz de birkaç kelam edelim dedik.
2011 yılında 126 kaynaktan yararlanarak kaleme aldığımız iki baskı yaparak mevcudu tamamen tükenen “Kurtuluş Savaşı’nın Efsane Kahramanı Milis Piyade Yarbay Giresunlu TOPAL OSMAN (Osman Ağa)” adlı kitabımız için...
Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” ve “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı eserlerinde oldukça geniş yer verdiği  “Osman Ağa ve Giresun Uşakları” ile ilgili bölümlerden de alıntı yapmıştık.
Kitabımıza aldığımız-almadığımız bu anekdotları siz değerli hemşerilerim başta olmak
üzere tüm okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Şu Çılgın Türkler’in önce 66.sayfasını çevirelim:
“Eski Mercedes, istasyondaki, bugün müze olan, kesme taştan yapılmış iki katlı binanın önüne yanaştı. Yaver Salih Bozok, Dışişleri Bakanını, iki serdengeçti  Giresunlu muhafızın koruduğu kapıda bekliyordu, hemen Mustafa Kemal’in istasyona bakan çalışma odasına çıkardı.”
Sonra 257 ve 258.sayfaları çeviriyoruz:        
 “Ankara’ya önce Topal Osman Ağa’nın ünlü 47.Alayı gelmiş, törenle karşılanmıştı. Alay Giresun ve çevresinin gençlerinden kuruluydu. Pontus ve Koçgiri ayaklanmalarının bastırılmasında görev almıştı. Donatımları, kıvraklıkları Ankaralılara güven ve ümit vermişti. Meclis’in önünden alayla birlikte Giresunlu millici Gülpembe Hanım da geçmişti.”
            258.sayfaya aynı zamanda, Osman Ağa’nın yarbay rütbeli fotoğrafı da eklenmiş.
            Sakarya Meydan Muharebesi’ne ilişkin 312.sayfada da 42.Giresun Gönüllü Alayı Komutanı H.Avni Alpaslan’dan bahsediliyor:
            “İsmet Paşa’nın ‘izinsiz ve emirsiz geri çekilenin idam edileceği’ hakkındaki emri birliklere dağıtılmıştı.
            4.Tümen’in 42.Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey (Binbaşı olması gerekir. S.Ç.) emri alınca, birçok alay komutanı gibi o da, alayının subaylarını akşam yemeğinden sonra topladı. Emri okudu, içlerine sindirmeleri için biraz bekledi, sonra ayağa kalktı:
            ‘Bu savaş işte böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih, yağma savaşı değil, vatan savaşı. Hiçbir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe öleceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul, mal mülk değil, millet için şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız.
            Beyler!
            Kendinizi ve askerinizi bu büyük savaşa hazırlayın.’
            Alayı sırf fedailerden kurulu bir birlik gibi dövüşecek, ilk şehitlerden biri de Yarbay Hüseyin Avni Bey olacaktı.”
            Yusuf İzzet Paşa, Sakarya’da birlikleri denetleyen Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, birliklerin mevcudunun azlığından, askerlerin yarı çıplak olduğundan yakınmaktadır. Gerisini, 276 ve 277.sayfalardan takip edelim:
            “Başkomutan Sincan’dan ayrılırken Y.İzzet Paşa’nın kulağına eğildi:
            ‘Paşam, bu savaşı elde ne varsa onunla ve kesin olarak kazanmak zorundayız.
            Tren hareket edince Fevzi Paşa’ya, ‘Merkez Ordusu’nun yolladığı iki alaydan birini 4.Tümen’e, ötekini 23. Tümen’e verelim de Y.İzzet Paşa’yı yatıştıralım..’ dedi, ‘..Osman Ağa’nın alayı cephe ihtiyatı olarak kalsın.”
            Yine Sakarya’ya dönelim. Sayfa 447:
            “Çal kuzeyine yetişen Albay Halit Bey (Deli Halit Paşa. S.Ç.) buradaki iki tümenin komutasını üzerine aldı. İsmet Paşa Halit Bey’in emrine bir tümen ile Topal Osman Ağa’nın 47.Alayı’nı da verdi.”
            “Ne oldular?” başlığı altında Padişah Vahdettin başta olmak üzere, Osmanlı ve TBMM Hükümetinin önde gelen şahsiyetlerinin, Kurtuluş Savaşı Komutanlarının ve daha pek çok önemli kişinin akıbetleri hakkında bilgi verilirken, 684.sayfada;
            “Topal Osman Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’i 27.3.1922 (Tarih yanlış. Doğrusu 27.3.1923 olacak. S.Ç.) günü Ankara’da öldürdü, kendi de öldü.” İfadesiyle Osman Ağa’ya da bir satırla değinilmiş.
            “Sakarya savaşı Notları” başlığıyla verilen “dizin”in 61/a maddesinde (s.719) ise, Ahmet Gürsoy hocamızın, “Atatürk’ün Muhafızı Osman Ağa” adlı kitabından (s.27) bir alıntıya (47.Giresun Gönüllü Alayı) da yer vermiş:
            “Alaydan sadece 285 kişi sağ kalmıştır.”
            Şimdi de geçelim 440 sayfalık  “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı eserine.
Romancı, araştırmacı, yazar Turgut Özakman “Cumhuriyet Türk Mucizesi” adlı
eserinde, Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi ile ilgili şüphelerin Osman Ağa’nın üzerinde yoğunlaşması üzerine, Atatürk’ün Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Bey’i yanına çağırarak, şu emri verdiğini belirtiyor:
            “Taburunla bağ evini sararsın. Tutuklama kararını bildirerek Osman Ağa’yı teslim almaya davet edersin. Teslim olursa incitmeyin. Çok hizmeti geçmiş savaş kahramanı bir gazidir. Ama karşı koymaya kalkışırsa gereğini yaparsınız. Çünkü suçu bağışlanabilir bir suç değil. Haydi, kolay gelsin çocuk.” (s.283)
            Sonrası malum. Paşa çok üzgündü. Yanındakilere dönerek:
            “Ne talihsizlik..” dedi, ‘..Osman Ağa’ya da, Ali Şükrü Bey’e de, Giresunlu babayiğitlere de yazık oldu. Suçluları ilgili makamlara teslim edin. Ötekileri gönüllerini alıp memleketlerine yollayın.’ (a.g.e. s.284)
Turgut Özakman daha sonraki satırlarda, “Ertesi gün her sağduyu sahibi insanı
rahatsız eden, Meclis’in büyüklüğüne hiç yakışmayan bir olay olacaktı” dedikten ve Osman Ağa’nın cesedinin mezarından çıkarılarak Meclis’in önünde asılması için Van Milletvekili Haydar Bey ile 16 arkadaşının imzasıyla Meclis’e bir önerge sunulduğundan, Erzurum Milletvekili Salih Efendi’nin, ‘Buna el kaldırmayan suç ortağı olacaktır!’ diye bağırdığından, önergenin oy birliği ile kabulünden sonra Osman Ağa’nın mezarından çıkarılan cesedinin ayağından asılarak Meclis’in önünde teşhir edildiğinden bahsettikten sonra şunları söylüyor:
            “M.Kemal Paşa kararı duyunca isyan etti:
            ‘Bu karar adamı bir daha öldürmek olmuyor mu?’
            Rauf Bey terini silerek, ‘Muhalefet öyle bir galeyan halindeydi ki..’ diye yakındı, ‘..bu ilkelliğe hiçbirimiz itiraza cesaret edemedik.’
            ‘Meclis kararı olduğuna göre yapacak bir şey yok. Yerine getirilecek. Ama Meclis’in büyüklüğüne, sağduyusuna hiç yakışmayan çok ilkel, vahşi bir karar. İyi ki seçime gidiyoruz.” (a.g.e. 285)
            Özakman, 345-436 sayfalar arasında “Dipnotlar, Açıklamalar” başlığı altında topladığı bölümün “İkinci Bölüm Notları” kısmının 103.maddesinde de “Topal Osman Ağa-Ali Şükrü Bey Olayı” hakkında yararlanılan kaynakları sıralarken, “Osman Ağa ve Giresunlular, s.152-193” ibaresiyle Erden Menteşeoğlu Hocamızı da kaynak göstermiş.
Araştırmacı-Yazar Turgut Özakman, “Latife” adlı kitabında Atatürk’e çarşaf giydirilmesi olayı dahil gerçeğe aykırı bilgiler verdiği iddiasıyla İpek Çalışlar’ı 421.sayfadan, 425.sayfaya kadar çok ağır cümlelerle itham ederek, sözlerini şu cümlelerle bağlıyor:
“…Sayın yazarın, bu rezil masalı anlatan kimsenin adını açıklaması gerekir. Açıklamalı ki bu iftirayı atanı bilelim ve açıkça lanetleyelim! Açıklamazsa, bu masalı yazarın uydurduğunu sananlar olabilir. Allah korusun.” ( s.425)
Özakman, I.Devre Zabıt Ceridesi’nden (c.28, s.304-310 ve c.12, s.35) alıntı yaparak Ali Şükrü Bey Olayı’na ilişkin şu dip notlarını veriyor:
“İlk oturumda İsmail Suphi Soysallıoğlu bir önceki oturumda alınan Osman Ağa’yı asma kararının oybirliği ile olmadığını, kendisinin bu kararı onaylamadığını açıklıyor. Birkaç arkadaşının daha olduğu anlaşılıyor. O vahşet patlaması içinde Başkanın bu ayrıntılara dikkat etmediği anlaşılıyor.”
“Meclis’te Osman Ağa’ya kaymakam (yarbay), Mustafa Kaptan’a teğmen rütbesi nasıl verildi, kim verdi diye eleştiriler yapıldı. (Çeteci Kara Fatma’ya da rütbe verilmiştir, Halide Hanım’a başçavuş rütbesi verilmiştir vb.) Milli Mücadele biteli ancak beş ay olmuştu. Bu kahramanlara yine bu Meclis’in kabul ettiği kurallara göre böyle rütbeler verildiğini unutmuş görünüyorlardı. Bu kahramanlara hepsi minnettardı. Yere göğe koyamıyorlardı. Osman Ağa kahraman 47.Alayın komutanı idi. Bu alayı Ankara’ya geldiği zaman Ali Şükrü Bey karşılamış, Meclis’e de iftiharla bilgi vermişti.” ( s.425)
Biz ne kadar anlatırsak anlatalım, dilimizle kuş tutsak dahi bazı kesimleri ikna
etmemiz zor.
            Ünlü romancı, araştırmacı-yazar Turgut Özakman’ı hemen hemen herkes tanıyor. Giresunlu değildir. Ama dürüst, namuslu bir araştırmacıdır. Kılı kırk yarmadan bir konuyu kaleme almaz.
            Bakınız, onca hizmetlerine karşın Osman Ağa ve Giresun Uşakları’na haksızca ve acımasızca yapılan bu çirkin ve vahim olay karşısındaki tepkisini, yüreğimize su serpecek şu çok anlamlı cümlelerle ne kadar da güzel ifade etmiş:
“…47.Alay hem Sakarya’da, hem Büyük Taarruz’da görev almıştır. M.Kemal
Paşa’nın muhafızları 47.Alayın Giresunlu seçkin gençleriydi. M.Kemal Paşa’yı çok iyi korumuşlardır. Osman Ağa bir suç işledi diye hepsini aşağılamak ve Osman Ağa’nın  kahramanlıklarını yok saymak olur mu? Meclis’in, ölüyü mezardan çıkartıp astırması, bu kahramanları aşağılamaya yeltenmesi Birinci Meclis’in büyük yanlışları arasında yer alacak, büyüklüğünü lekeleyecektir.” (a.g.e. s.425-426)
            Başka söze hacet var mı?
Merhum Özakman’ın  “Cumhuriyet Türk Mucizesi”nde başka ilginç ayrıntılara da rastlıyoruz.
Gerçi Osman Ağa ve Giresun Uşakları’nı ilgilendirmiyor ise de bu ayrıntıların, günümüz Türkiyesi’nde bazı kesimlerin Atatürk’ü din düşmanı gibi göstermelerine küçük bir cevap olabileceğini düşünüyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Paşa, henüz Cumhuriyet’i ilan etmediğinden, TBMM Başkanı ve Kurtuluş Savaşımız’ın muzaffer başkomutanı sıfatıyla 1923 yılı başlarında bir dizi gezi gerçekleştirir.
Yer Balıkesir, yıl 1923.
“Sabah (7 Şubat) M.Kemal Paşa ordu karargahında çalıştı. Öğle namazını büyük bir cemaat ili Zağanos Paşa camisinde kıldı. Şehitler için okunan mevlidi dinledi. Mevlit bitince yerinden kalktı, ağır adımlarla minbere çıktı. Cemaat dikkat kesildi.:
“Millet!
Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, iyiliği ve hayrı üzerinize olsun. (..) Dinimiz son dindir. Ekmel (mükemmel) dindir.”
Bundan sonrasını şu cümlelerle anlatıyor, Turgut Özakman:
“Dini yücelten bir konuşma yaptıktan sonra burada da soru sorulmasını istedi. Sorular bitince minberden indi., soruları ayakta yanıtladı.
Biri hutbenin dili ile ilgili bir soru sormuştu. Haklı bir soruydu. Çünkü hutbe Arapça okunurdu. M.Kemal Paşa hutbenin tarihi, anlamı, işlevi konusunda ayrıntılı bilgi verdi. Bilgisiyle yobazları bile hayran bıraktı. Yanıtını şöyle bitirdi:
‘Hutbelerin dilinin bilinmesi, anlaşılması, bilim ve fenne uygun olması gerekir. Hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun olmalıdır ve olacaktır.” (a.g.e s.251-252)
13 Mayıs 1923’de trenle Ankara’dan yola çıkan Gazi Hazretleri’nin bu defaki durağı Adana’dır. Adana’da bir dizi ziyaret gerçekleştiren ve bazı toplantılara katılan Büyük Kurtarıcı için Özakman, adı geçen eserinin 274.sayfasında da şu ifadelere yer vermiş:
“İkinci gün bazı kurumları, fabrikaları, okulları gezdi, Cuma namazını Ulu Cami’de kıldı. Öğle yemeğini öğretmenlerle yedi. Akşam yemeğini çiftçilerle.”
Çiftçilerle yenilen yemeğin ardından Adana esnafının da katılımıyla koyu bir sohbet başlar. Gazi Hazretleri halkı aydınlatmaya devam eder. Tekrar Özakman’ın satırlarına (s.274) dönelim:
“ Artık bilim, kültür, fen ve iktisat gibi alanlarda zaferler kazanmalıyız. Bazı kimseler asri (çağdaş, modern) olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların maksadı İslamların kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil beyinledir.”
Değerli okurlarım.
Merhum Turgut Özakman’in iki değerli eserinden yaptığım ve bir kısmını “TOPAL OSMAN” kitabıma da koyduğum “Osman Ağa ve Giresun Uşakları” ilgili anekdotları ve Atatürk’ün yüce dinimize bakış açısını yansıtan bazı alıntıları sizlerle paylaştım.
Umarım ilgilerinizi çekmiştir.
Bir Turgut Özakman daha dünyaya gelir mi, bilemeyiz.
Ama bir gerçek var ki, Atatürk ve ona inanarak gözünü kırpmadan Hak’ka yürüyen “Çılgın Türkler” ancak bu kadar mükemmel anlatılabilirdi.
Olayları çarpıtarak tarih adı altında yalan yazanlar utansın!
“Tarihi yapanların (Atatürk ve silah arkadaşları)” ve tarihi, “yapanlara sadık kalarak yazan” namuslu kalemlerin (başta Turgut Özakman)  ruhları şad, mekanları cennet olsun!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


tuncer kırhan tuncer kırhan 18.05.2019 10:44

çok beğendim, ADD Düşün dergisi ekini hocaya ayırdık. uygun görürseniz ve bana aşağıdaki adresime gönderirseniz seçilmiş yazılar arasında yayınlamayı düşünüyoruz. adresim tkirhan@hotmail.com teşekkürlerimle. elinize aklınıza sağlık..

yukarı çık