• 19 Kasım 2013, Salı 10:14
SeyfullahÇiçek

Seyfullah Çiçek

MEVSİM ARTIK SONBAHAR!
 “Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgar 
Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar” diyor, sözlerini yazıp, notalara
döktüğü bu duygu yüklü eserinde, ünlü bestekar merhum Teoman Alpay.
            Bir yaza daha veda edip, sonbahara “merhaba” dediğimiz eylül ayını da geride bıraktık, malum.
            Her mevsimin güzelliği başka olsa da...
            Yaşlandığımızdan mıdır nedir...
            Sonbahar’ın hüznü, romantizmi her nedense ruhumuzda karmaşık duyguların harekete geçmesine vesile oluyor.
            Öyle ki, bugünlerde, sonbahar üzerine bestelenmiş şarkıları her dinlediğimizde...
            Rüzgarların peşi sıra giden sarı yapraklar misali, biz de bir yerlere savrulup duruyoruz.
            Bu nedenle köşemizi bu defa, alışıla gelmiş formatımızın dışına çıkartıp...
Mısra mısra, nağme nağme sonbahar hüznüne bırakalım, istedik.
            Yani anlayacağınız, bu sayımızda...
Biraz melankolik takılacağız!
            “Seninle bir sonbahar mevsimiydi tanıştık” diye başlar, sonu ayrılıkla biten bir aşkı anlatan bir şarkımız.
            Sonra, bir başka mısrasında sevgiliye barış eli uzatılarak, şöyle devam eder:
            “İstersen gel dönelim, eski günlerimize”
            O meçhul sevgililerden kaçı eski günlerine dönmüş, ne kadarı gururunun esiri olmuştur, tabi ki bilemeyiz.
            Bildiğimiz bir şey varsa, o da...
            Adem babamızdan ve Havva anamızdan bu yana ölümsüz sanılan nice aşkın ayrılıklarla sonuçlandığı.
            Tıpkı, bir sonbaharda tanışıp, elimizden bir yıldız gibi kayıp giden sevgilinin ardından;
            “Her sonbahar gelişinde,
Sarı sarı yapraklarla,
Kuru dallar arasından,
Sen gelirsin aklıma.” diyerek, pişmanlığımızı dile getirmemiz gibi.
            Bir başka şarkımızın meçhul kahramanı da...
Zamanı geri sarmanın imkansızlığını bildiğinden olsa gerek;
            “Ben gamlı hazan, sense bahar, dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi taze bir bahar seç”  dizeleriyle çaresizliğini dile getirir.
Mevsim sonbahar olur da, şairimiz Ahmet Kaçar, durur mu?
Ahmet Kaçar da, hayal dolu bir gencin, sonu ayrılıkla biten ümit dolu aşkını, feryadını;
            “Hayal dolu bir gençlik,
Ümit dolu bir aşk bitti.
Bülbül bile goncaları,
Hıçkırıkla terk etti.
 
Çiler bülbül, gider bülbül...
Ayrılık ah, ayrılık ah ayrılık...” dizeleriyle bir oya gibi örer...
Kemal Gürses de, alır bunu, Türk Musıkisi’nin sihirli notalarıyla buluşturarak  Acemkürdi  bir şahesere dönüştürür.
Hatta bu eserinin şöyle bir öyküsü de vardır:
Devir; Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Münir Nurettin Selçuk, Yesari Asım Arsoy, Muzaffer İlkar…gibi abide şahsiyetlerin hüküm sürdüğü devirdir.
            Yani, bir bestenin süksesi bitmeden, hemen peşinden yeni yeni bombaların patladığı 1950’li yıllar.
            Tabi bu devler arasından sıyrılıp, seslerini duyurmaya çalışan başka bestekarlar da vardır.
            Örneğin, Hüseyin Coşkuner ve Göreleli hemşehrimiz Kemal Gürses gibi.
Hüseyin Coşkuner’in Acemkürdi makamındaki “Bana aşkın şarabını sundu yarim bu gece” adlı bestesi o günlerde büyük sükse yapar.
Tabir yerindeyse, ortalığı yıkıp geçer.
Kemal Gürses bu, eli kolu bağlı oturacak değil ya.
Bir gün hemşerisi Ahmet Kaçar’dan bir şiir rica eder ve alır.
Yetenek zaten Allah vergisi, duygu desen hakeza!
Eh, ilham perisi de gelip omuzlarına konunca…
Acemkürdi notalar bir bir dökülmeye başlar kaleminden, beyaz kağıdın üzerine.
Ertesi gün Hüseyin Coşkuner’in Acemkürdi eserinin tahtına bu defa, sözleri Ahmet
Kaçar’a ait olup, hemşerisi Kemal Gürses tarafından bestelen bir başka Acemkürdi eser oturmuştur.
            Şimdi radyo mikrofonlarından, gazino sahnelerinden, eş-dost meclislerinden hep aynı nağmeler yükselmektedir:
            “Hayal dolu bir gençlik,
Ümit dolu bir aşk bitti...”
            Gerisini Ahmet Kaçar’dan dinleyelim:
            “Bir gün İsmail Şençalar’ın arabasındayız. Hüseyin Coşkuner hışımla Kemal Gürses’e dönerek, “Ulan ayı” dedi:
            -Bir Acemkürdi şarkımız vardı. İyi-kötü ekmek yiyip, fiyakamızı yapıyorduk. Ulan başka makam bulamadın mı ki, bir Acemkürdi de sen yapıp, bütün fiyakamızı bozdun?”
            Sonbahar için, yerine göre; “Hazan Mevsimi”, “Güz” gibi başka adlar da kullanıyoruz.
            Tıpkı, merhum Bestekar Udi Şekip Ayhan Özışık’ın sözlerini yazıp, bestelediği şu Nihavent eserinde olduğu gibi:
Yine hazân mevsimi geldi,
Yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek.
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde,
Hicrânını yalnız başına çekecek.
Hüsranını yalnız çekecek.”
Evet, hayat su gibi akıp gidiyor.
Arada bir geriye dönüp baktığımızda...
Ya sevmeyi bilmediğimizin ya da sevince geç kaldığımızın farkına varıp...
Kendimizi “Güz gülleri”ne benzetiyoruz.
Oysa hayat çok güzel ve yaşamaya değer.
Hayata anlam katan da; sevmek ve sevilmek değil mi?..
            Hazır, sonbaharın başlangıcı olan eylülü geride bırakmışken...
Yazımızı, içinde “Eylül” geçen, sözleri Bekir Mutlu’ya, bestesi ise Kutlu Payaslı’ya
ait Muhayyerkürdi bir şarkıyla bitirelim:
“Sen nisansın daha,  ben sarı eylül,
Sen goncasın açan, ben kuruyan gül,
Sen alev alevsin, ben savrulan kül,

Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar,
Bahar sende kalsın, bende acılar.

Gidenler dönmezler beni bekleme,
Kalmasın hatıram, resimleri isteme,
Elveda diyorsun, sakın gel deme.

Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar,
Bahar sende kalsın, bende acılar.”
Şarkılar böyle söylese de...
Yaşınız kaç olursa olsun, siz yine de kalbinizin sesine kulak verin, olmaz mı!
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık