• 01 Mayıs 2013, Çarşamba 8:40
SeyfullahÇiçek

Seyfullah Çiçek

ATATÜRK'ÜN FEDAİSİ TOPAL OSMAN FİLMİ ÜZERİNE
 15 Nisan 2013 Pazartesi günü değerli dostum Atilla Akarsu aradı.
Morali hayli bozuktu.
12 Nisan tarihinde  vizyona soktukları “Atatürk'ün Fedaisi TOPAL OSMAN” filmine Giresunlular'ın  gereken ilgiyi göstermedikleri siteminde bulunarak, büyük hayal kırıklığına uğradığını söyledi.
Tabi ki biz de üzüldük.
Filmin vizyona girmesinden iki gün önce… 
Yani, 10 Nisan 2013 Çarşamba günü akşamı Maslak Tim'de “Atatürk'ün Fedaisi Topal Osman” filminin galasında idik.
Eski dostlar, eskimeyen dostlar, kimler gelmemişti ki…
Hatta eski başbakanlarımızdan Tansu Çiller ve eşi Özer Bey de konuklar arasında idi.
Kokteyl faslından sonra, hınca hınç dolan sinema salonundaki yerlerimizi aldık, filmi başından sonuna kadar pür dikkat izlemeye başladık.
Filmden sonra da…
Dostlarımız ve hemşerilerimiz tarafından soru yağmuruna tutulduk:
-Hocam nasıl buldunuz?
Fikrimizi; sakin bir kafayla değerlendirme yapıp, bir hafta sonra yazılı olarak bildireceğimizi söyleyerek, bu soruları geçiştirdik.
Amacımız, filmi izleyecek olanları olumlu ya da olumsuz yönde etkilememek…
Herkesin kendi özgür iradesi ile filmi izlemesini beklemekti. 
Sevgili Atilla Akarsu hazır telefon etmişken, fikrimizi söyleme zamanının geldiğini düşünerek, bu satırları kaleme almaya karar verdik.
Biz bir sinema eleştirmeni değiliz.
Dolayısıyla, bu konuda büyük laflar etmek haddimize düşmez, ama...
Topal Osman konusuna biraz kafa yorup, onlarca yazı kaleme almış, kitap yazmış Giresunlu bir araştırmacı-yazar olarak bizim de birkaç çift kelam etmeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle filmin yapımcısı, senaristi değerli kadim dostum Atilla Akarsu'yu emeği, alın teri ve 20 yılı aşkın süredir bu konuyu inatla takibi nedeniyle kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Ve tabi ki, çoğu amatör olan oyuncuların emeklerine de saygı duyuyorum.
Başta Reha Beyoğlu, Orhan Kılıç , Mehmet Tokat, Özcan Varaylı gibi profesyonel sanatçılar olmak üzere filmde rol alan herkes…
Ellerinden geleni yapmışlar, kutluyorum.
Hatta Beykoz Giresunlular Derneği yöneticilerinden değerli dostlarım Davut Dalcı ile Abdullah Yümsel bile profesyonellere taş çıkartırcasına rollerinin hakkını vermişler. 
Ama bir gerçek var ki…
Büyük yapımlar büyük bütçelerle gerçekleşir.
“Çanakkale Yolun Sonu”nun maliyetinin 20 milyon lira…
“Fetih 1453”ün maliyetinin 8 milyon dolar (15 milyon lira civarında) olduğunu düşünecek olursak…
Sevgili Atilla, sözünü ettiğimiz bu yapımların aşağı yukarı 7'de birine tekabül eden 1,5 milyon dolarlık bir bütçeyle;  tüm iyi niyetine, enerjisine, emeğine rağmen, “ne kadar ekmek o kadar köfte” kabilinden “belgesel” nitelikli bir yapım çıkarmış ortaya.
Ana tema olarak, Ali Şükrü Bey Olayı'nın ele alındığı yapımda…
Dolayısıyla “Fetih 1453”, “Çanakkale Yolun Sonu”, “Kurtuluş”… filmlerindeki gibi…
Aksiyon sahnelerine pek rastlayamıyoruz.
Gönül isterdi ki, keşke…
Daha büyük bir maddi destek (en azından 3-5 milyon dolarlık) olsaydı da… 
Balkan Harbi'nde bir bacağını feda eden…
Harşıt Hattı'nda Ruslar'ı durduran…
Bir şafak vakti ani bir baskınla, Giresun Taş Kışla'ya (şimdiki Ticaret Lisesi) çekilen 15 metre uzunluğundaki  Pontus ve Yunan bayraklarını indirip, yerlerine ay yıldızlı bayrağımızı çeken…
Üç yıl boyunca kelle koltukta Atatürk'ün fedailiğini yapan… 
Yedi düvele karşı kurtuluş mücadelesi verirken, bizi arkamızdan hançerlemeye kalkışan Koçgiri Aşireti'nin soluğunu kesen…
Pontus belasını bir daha dirilmemek üzere tarihin derinliklerine gömerek,  Ömer Sami Coşar'ın tabiriyle unvanlarına; “Karadeniz boylarında Pontus Rum Devleti hayallerine darbe vuran adam” olarak bir unvan daha ekleyen…
Milis Piyade Yarbayı Gazi Topal Osman Ağamız'ı…
Meşhur Sürmene bıçaklarını çekerek Sakarya Meydan Savaşı'nın tam ortasına bodoslama dalıp, bir anda savaşın kaderini değiştiren… 
Büyük Taarruz'da, Afyonkarahisar'ın Sivritepesi'ndeki  tel örgüleri bir gecede keserek, kahraman ordularımıza İzmir'in yolunu açan…
“Giresun Gönüllü Maiyet  Müfrezesi (Riyaset-i Celile Muhafız Bölüğü) ”, “42.Giresun Nizamiye Alayı” ve “47.Giresun Gönüllü Alayı (Osman Ağa Alayı)” mensubu…
Dalyan boylu, şahin bakışlı, serdengeçti Giresun Uşakları'nı…
Veee…
Sakarya Şehidimiz 42.Giresun Nizamiye Alayı Komutanı Tirebolulu Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan'ı…
Soluklarımız kesilinceye…
Tüylerimiz diken diken oluncaya…
Gözlerimizden yaşlar boşalıncaya…
Avuçlarımız kızarıncaya kadar alkışlayabilseydik.
Keşke…
Top gümbürtülerinin makinalı tüfek takırtılarına…
Yüzlerce, binlerce askerin hançeresinden ta arşa doğru yükselen Allah Allah nidalarının, nal seslerine karıştığı…
Gerçekçi müthiş aksiyon sahnelerinde hop oturup, hop kalksaydık.
Herkesin beklentisi de bu yöndeydi.
Ancak bu kadarlık bütçeyle bu tür sahneleri beklemek de hayalden öteye geçmez.
Filmde dikkati çeken en can alıcı karelerden biri bence, Atatürk'ün namaz kılma sahnesiydi.
İyi düşünülmüş bu sahne, Atatürk'ü din karşıtı gibi göstermeye çalışanlara karşı umarız tokat gibi bir mesaj olur.
Osman Ağa'nın kıyafetiyle ilgili de birkaç kelam etmek istiyorum.
Osman Ağa, aba zıpka kıyafeti sadece Balkan Harbi'nde giymiş, daha sonra katıldığı tüm savaşlara haki renkli subay üniformasıyla katılmıştır. 
Nitekim,  Koçgiri ve Pontus İsyanlarının bastırılmasından sonra “Milis Binbaşısı”, Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra da “Milis Yarbayı” rütbesi ile taltif edilmiştir. 
Oysa Osman Ağa'yı, filmin ancak bir-iki sahnesinde subay üniformasıyla görüyoruz.
Onlarda da, yakasında rütbe (yıldız) olmadan…
Hele hele, Çankaya'daki çatışmayı konu alan final sahnesinde…
Kendisine Sakarya Zaferi'nden sonra TBMM tarafından verilmiş olan ve üzerinde taşımaktan onur duyduğu “yarbay” rütbeli (iki yıldızlı)   üniforması dururken,  yine aba zıpka kıyafetle görünmesine doğrusu bir anlam veremedim!
Yarbay rütbeli Osman Ağa burada sanki sıradan bir er…
Onu teslim almaya gelen astı konumundaki  Binbaşı İsmail Hakkı Bey (Tekçe) ise sanki onun  üstü !
Sararmış eski siyah-beyaz fotoğraflarda gördüğümüz o palabıyıklı, kartal bakışlı, dalyan boylu Tomoğlu İsmailleri, Dalgaroğullarını, Keşaplı Kemençeci  Köseoğlu Hamitleri, Co Hüseyinleri ise gözlerimiz boşuna aradı.
Neyse…
“Bundan iyisi Şam'da kayısı” deyip, kısa keselim.
Zaten filmi şu ana kadar izleyen izledi, fikir edindi, notunu verdi.
Bu nedenle biz de yazımızı, filmin vizyondan kalkmasından sonra servise sokmayı uygun gördük.
Sanırım vizyondan da kalkmış olmalı.
Son sözümüz, filmin yapımcısı ve senaristi Atilla Akarsu'ya.
Sevgili Atilla!
Şunu bilmeni isterim ki, ben senin 20 yıllık dostunum.
Bildiklerimi, gördüklerimi ve hissettiklerimi de yazmak zorundaydım.
Eminim, daha fazla maddi destek alsaydın,  çok daha iyisini yapardın.
Ama ne yapalım ki bu bütçeyle, “Adın Hıdır, elinden gelen budur”!
Alın terine, emeğine, iyi niyetine, enerjine, takipçiliğine saygı duyuyor, teşekkür ediyorum.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık