• 09 Ağustos 2012, Perşembe 9:31
SeyfullahÇiçek

Seyfullah Çiçek

ANAYA ÖZLEM
  "Ana başa taç imiş
Her derde ilaç imiş
Bir evlat Pir olsa da 
Anaya muhtaç imiş." 
Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.
Anacığım! Sen babamın yanına gideli 50 gün oldu. 
Eminim onu sevindirdin ama hayatında ilk defa bizi üzdün! 
Bu 63 yaşındaki koca bebek, senin şefkatli kollarını arıyor. 
Biliyorsun mevsim yaz da olsa, köyümüzde geceler çok serin olur. Bu yüzden yorgana sarılır öyle uyuruz. 
Bu defaki gelişimde çok geceler üzerim açık yattım. 
Hatta bir ara üşütmüşüm de…
Artık üzerimi örten yok anne! 
Seni çok özledim anacağım. 
Gecenin ilerlemiş bir saatinde saçlarımı okşayan, üzerimi örten pamuk ellerini, alnıma öpücük konduran dudaklarını, teninin kokusunu özledim anam. 
Bağdan-bahçeden topladıklarını, çarşıdan-pazardan aldıklarını, buzdolabından çıkardıklarını önüme yığıp;
“-Ye oğlum. Anan kurban olsun saa yavrum..!” diyen tatlı sesini özledim.
Sütlaçlarını, yağlaşlarını, karalahana çorbalarını, diblelerini, hamsi içli tavalarını, çiğ kızartmalarını, galdirik tavalarını… özledim.
Gece uykudan kaldırıp:
“- İç oğlum. Gece sütü iyi gelir.” diyerek, bir tas taze sütü ağzıma dayadığın günleri özledim. 
“Oy kaymakam kaymakam”, “Lamba da şişesiz yanmaz mı” , “Tiridine tiridine bandım” türkülerini makamına, usulüne uygun olarak okuyan tatlı dilini özledim.
Her türlü kaba konuşma ve davranış biçimini, Tireboluluk damarın kabararak ayıplamalarını özledim.
En dar zamanlarımda:
“-Sen memur adamsın. Daldan alamıyorsun, gölden alamıyorsun.” diyerek, yastık altında biriktirdiğin üç-beş kuruşu çıkarıp cebime atmalarını özledim. (Aynı şeyi diğer evlatlarına ve torunlarına da yaptın.)
Hiç kimseye yük olmadın.
Bilakis biz sana çok yük olduk.
Hakkını nasıl öderiz, canım annem.
Cenazende bile bize masraf ettirmedin.
Kefen bezinden, tutulacak otobüsten,   kazılacak mezarına kadar yapılacak tüm masrafları adeta kuruşu kuruşuna hesap etmiş…
Hayata veda ederken bile bizleri düşünmüşsün.
Yaz mevsimlerinin haricinde arada bir üç-beş günlüğüne de olsa kışın da memlekete gelmelerimizi, babacığımla birlikte bayram sevinciyle karşılardınız.
Soğuk kış gecelerinde pencereden Karayanlı ve Alamatlı'ya (Haydarlı köyünün iki mahallesi) bakıp, hüzünlü bir sesle:
-Aaaahh oğlum ah! Yazdı, güzdü derken, herkes gidiyor, biz iki ihtiyar kalıyoruz baş başa. Ne in var ne cin. Karayanlı'da, Alamatlı'da bir evde bir ışık görsek, o bile bize kuvvet oluyor, derdin.
Karayanlı da, Alamatlı da, Kovantaşı da, Çömlekçi deresi de, Haş dağı da duruyor, yerli yerinde…
Güneş yine doğudan doğuyor, batıdan batıyor.
Ama sen yoksun, babam yok!
Kimbilir Karayanlı'da, Alamatlı'da da ne ışıklar sönüyor, ateş düştüğü yeri yakıyor?
Yalan dünyanın kanunu böyle, ne yazık ki!
Sırası gelen gidiyor.
Sana hep muhtaçtım, şimdi daha da muhtacım anacığım.
Hem de öyle muhtacım ki… 
"Son resmin var elimde
Bir parça solmuş gibi
Titriyor kalbim, seni
Yeniden bulmuş gibi.”
Gül yüzlü, tatlı dilli, altın kalpli anacığım.
Seni çok çok çok seviyorum!
Babacığıma selamımı unutma e mi!
Çok sevdiğin gelinini, Reyhan'ını benim için de öp!
Şu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine Yüce Mevlam kabrini nurla doldursun.
Ruhun şad,  mekanın cennet olsun!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık