• 26 Ocak 2016, Salı 9:01
SedefErol

Sedef Erol

ZAMANSIZ….
 İstanbul, Zincirlikuyu Mezarlığı'nın kapısında yazan o ünlü söz, bir hayat dersidir adeta:
“Her canlı bir gün mutlaka ölümü tadacaktır.”
Yaşamın bir gün sonlanacağının en çarpıcı ifadesi.
Bir gün, ya da eninde sonunda öleceğimizi bildiğim halde, bu yazıyı ilk gördüğüm anda, sanki bizi bekleyen sondan haberim yokmuşçasına irkilmiş ve bu cümleyi günlerce aklımdan çıkaramamıştım.
* * * 
Daha önce de yazmıştım, bugüne kadar edindiğim deneyimlerle geldiğim nokta şu: “Hayatın en büyük başarısı mutlu yaşamak, sevilen, sayılan bir birey olmanın tek göstergesi ise o kişinin son yolculuğuna eşlik edenlerin sayısı.
Yani hayatta insan kendi itibarını kendi yaratıyor, babadan oğula, dededen toruna geçmiyor, parayla pulla da satılmıyor, cüzdanın şişkinliğiyle de ölçülmüyor.
Ölümünün ardından bunca yıl geçmesine rağmen Anıtkabir'e, Ata'sını ziyarete gidenlerin döktüğü gözyaşı da bu yüzdendir, yarattığı büyük sevgi, saygı ve itibar, aradan yıllar geçer ancak bu gerçek değişmez…
Mütevazi koşullarda yaşam sürdürenin mütevazi kalması doğaldır, asıl önemli olan olağanüstü koşullarda mütevazi kalabilmek, düzgün yaşayabilmek, toplum ve çevre için yararlı çabalar içine girebilmek, daha açıkcası toplumun problemlerinin “Farkında olabilmek.” Oysa ki halk deyimiyle “tuzu kuru” insanlardan, genellikle pek de beklenmeyen ve görülmeyen bir tavırdır bu, yaşadığı zorlukları anlamasını beklemek.
Ancak bazıları özeldir, hem de çok özel.
İşte Mustafa Koç'da bu özel insanlardan biri.
Bu nedenle cenazesine katılamasak da, bu köşeden birkaç satırla da olsa anılmayı fazlasıyla hakkediyor…
Şu veya bu olduğu için değil, adam gibi adam olduğu için” yüksekten aşağıyı görebildiği için, yaşamı boyunca insana dair güzellikleri temsil ettiği için…
Vefat ettiği gün bir televizyon kanalına bir bayan bağlandı ve şunları söyledi:
-Hayatım boyunca hiç tanışmadığım birisine bu kadar üzüleceğini asla tahmin etmezdim.
Sanırım bu sözler, birçoğumuzun duygularının ifadesiydi aynı zamanda.
İşte biraz önce anlatmak istediğim tam olarak buydu; yaşamın sırrı insanın ardında bıraktıklarında saklı, cemaat satın alınamayacağına göre, iyi insan iyi yolculanır, arkasından iyi konuşulur, sevgiyle anılır, saygıyla hatırlanır, yaşamın tek kârı bu olmalı. Bunu da ancak yaşarken insan kendi sağlayabilir, ilişkileriyle, duyarlılığıyla, hoşgörüsüyle, erdemleriyle.
Yani ne bırakırsan o kalır geriye.
Elbette, manevi değerleri kastediyorum.
Mustafa Koç güzel şeyler bıraktı, saygıyla anılacak bir isim, yokluğunu hep hatırlayacak bir ülke. Geride bıraktıkları yokluğunun acısını haklı bir gururla yaşayacaklar.
Zamansız ancak onurlu bir veda.
Huzur içinde olması dileğiyle…
* * * 
Dönelim günlük hayatımıza.
Biliyorsunuz sahtekarlık, dolandırıcılık olayları epeyce arttı. 
Hani bu kadar kıvrak zeka sahipleri, şu akılları düzgün şeylere çalıştırsalar gül gibi geçinip gitmenin bir yolunu bulacaklar…. Ama nedense bazılarının kafası tersine işliyor, illa can yakacak, bize de malzeme çıkacak.
Duymayan, okumayanlara kapak olsun, ders çıksın, şimdi de bu yöntem çıkmış:
-Adana Çukurova'nın Huzurevleri Mahallesi'nde oturan Arzu ve Bekir Y. Çiftinin on yaşındaki oğulları evindeyken telefon çalar, çocuk telefonu açar. Kendisini polis olarak tanıtan dolandırıcı:
“Kuyumcu soyuldu, babanın kimliği bulundu. Baban hapse girebilir, bu yüzden evdeki altınları alıp inceleyeceğiz” der. 
Babasının hapse gireceğini duyup ağlamaya başlayan çocuk evdeki beşbin lira tutarındaki altınları gelen dolandırıcıya teslim eder.
Daha sonra ise hakim dayısını arar ve olay ortaya çıkar.
Dolandırıcılar mı?
Halen aranıyor…
* * * 
Önce takip, sonra yalnız olduğunu tespit ve çocuğun saflığından yararlanma.
Bu kafalar iyi şeylere çalışsa olmaz mı?
Neyse ki iş yalnızca dolandırıcılıkla kalmış. 
Konuyu bu satırlara aktarışımın en önemli nedeni de, dolandırıcıların bu son buluşuna (!) çocuklarımızın dikkatini çekmek.
Aman aman….
* * * 
Bu hafta yazımı güzel bir haberle sonlandırayım diyorum.
Her hafta öfke, şiddet, kadın cinayetleri, yüreğimizi parçalayan şehit haberleri, bu gerçekler içimizi acıtmaya devam ediyor.
Ancak ben yazımı bir başarı öyküsüyle bitireceğim.
Nereden…
Şemdinli Altınsu Köyü'nden.
“Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde PKK'nın geçmiş yıllarda iki defa ateşe verdiği okulda önüne çıkan engellere rağmen eğitimini sürdüren ortaokul öğrencisi Sidem Gül, 25-26 Kasım'da gerçekleştirilen ve birmilyonyüzyetmişdörtbindörtyüzyirmiyedi öğrencinin katıldığı Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) ilk dönem sınavında soruların tamamını doğru yanıtlayarak Türkiye birincilerinden oldu. Gül, başarısıyla ilçenin gururu haline geldi.
Başarısını, kendisini destekleyen ailesi, öğretmenleri ve arkadaşlarına borçlu olduğunu söyleyen Gül,  “-İyi bir lisede eğitimini sürdürüp doktor olmak istiyorum” dedi.
Okulu müdür yardımcısı Nizam Korkmaz da,” -Bu zor şartlarda bu bölgelerde böylesi bir başarıyı sağlaması gurur verici ve inşallah örnek olacaktır. 
Okulumuz iki defa yakıldı ve eğitime geç başladık. Buna rağmen öğrencimiz derslerini bırakmamış ki onun sonucunu aldı. Bu şartlarda bu başarı takdire şayandır…” diye konuştu.
* * *
TEOG birincisi olmak önemli bir durum.
Bir de şu anki Hakkari-Şemdinli koşullarında TEOG birincisi olmak, sınavda tam puan almak, eğitimine geç başlamış, yakılıp yıkılmış tekrar tekrar onarılmış bir okulda bu başarıyı yakalamış olmak şu gerçeğin bir kez daha altını çiziyor.
“Yeterince isteyen, azmeden, çabalayan bir kişinin elde edemeyeceği hiçbir başarı yoktur!”
Hedefini şimdiden belirlemiş olan Sidem Gül'ün beklentilerine ulaşacağına olan inancım sonsuz. Yeter ki kişi ne istediğini bilsin ve bu yolda emin adımlarla ilerlesin….
Haftaya yeni konularda buluşuncaya dek;
Esen kalın
Hoşcakalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık