• 17 Şubat 2020, Pazartesi 16:30
SedefErol

Sedef Erol

YÜREĞİM YETMİYOR

Aşağıda aktaracağım, gündemi birinci derecede sarsacak bir olay olmasa da, yine de kendine göre bir önem arz ediyor. 
Asıl mesele eğitim, kültür meselesi. 
Her şey öğrenme ve öğretmeyle ilgili. 
Okuyalım;
“Edirne'de Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve 6 yılda tamamladığı “Ustalık Eserim” dediği Selimiye Camii'nin kadınlar mahfilinde bulunan pencere ve kapıların üzerine, kimliği belirsiz kişiler tarafından kazılarak yazılar yazıldığı, kalplerin çizildiği ve çeşitli karalamalar yapıldığı tespit edildi. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan camiyi her gün yüzlerce yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor. Tarihi dokuya yapılan zararı tespit eden Vakıflar Bölge Müdürlüğü ekipleri pencere kepenklerini onarmak üzere atölyeye götürüp çalışma başlattı. 
Yaşanan üzücü olayın ardından Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı tarihi dokuya zarar verenlerin bulunması için çalışma başlattı.”
Haberin resimli görüntüsünün üzerine de şöyle bir not düşmüşler:
“Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Edirne'deki Selimiye Camii kadınlar mahfili adeta bir karalama tahtasına döndü. Kendini bilmezler kapıları kazıyıp kalp şekilleri çizdi…”

Selimiye Camii'ni gördünüz mü bilemiyorum da, ben o şerefe nail oldum. 
Muhteşem ötesi bir yapıt.
Bizi gezdiren yakınımız, cami içinde hatalı bir yer bulmamızı istedi, bulamadık. 
Kendisi gösterdi, Çinilerden birinde bir lale ters işlenmiş, yani baş aşağı duruyor. Yani bunu, gösterilmeden, çıplak gözle fark etmek olası değil. 
Mimar Sinan bu laleyi bilerek ters koymuş. 
Nedeni hakkında iki rivayet olduğunu söyledi bizi gezdiren yakınımız. 
Birincisi bu esere nazar değmesin diye yapıldığını savunan görüş, Bir diğeri Mimar Sinan'ın, “Muhteşem, kusursuz olan Allah, bu eserin bir kusuru olsun” düşüncesiyle laleyi ters işletmesi…
Hangisi doğru, ya da hangi düşünce gözetilerek yapılmış bilmiyorum da, caminin görkeminin etkisinden uzun süre kurtulamadığımı hatırlıyorum. 
Neyse, burada asıl üzerinde durulacak nokta, ülkenin bir değerine, tarihi eserine zarar verilmesi konusu. 
Üzerine titrenecek, koruyup kollanacak bu yapıya kalpler çizmek, isimler oymak. Kendi milli hazinene ihanet etmek. 
Elbette, kültürlü, bilinçli bir insanın yapmayacağı bir şey. 
Bunu yazarken anılarımı 1980'lere uzandı.
Almanya'da gezideyiz.
Ev sahibimiz olan Türk aile, bizi bir meyveliğe kiraz toplamaya götürdü. 
Adamcağızın boyu yetişmediğinden, ağacın kiraz dolu koca bir dalını eğerek kopardı ve üzerindeki kirazları toplamaya başladı. 
O sırada yoldan geçen bir Alman, sitem dolu bir ifadeyle duruma itiraz etti. 
Şöyle diyormuş:
“Dalını koparırsan bir kere yersin, daldan toplarsan her sene yersin….”
Yeni yetme bir genç kızdım o zaman ama bu sözleri hiç unutmadım. Bir hayat dersi oldu bana.
Kiraz dalının kırılmasına bile razı olmayan bu kişi, ülkesinin eserlerini kim bilir nasıl koruyacak. Uzun sözün kısası değerlerimize biz değer verir ve öğretirsek, çocuklarımız da gereğini yapacak. 
Her konuda olduğu gibi iş yine eğitimde bitiyor.
x x 
Gelelim ikinci konumuza. 
Hani filmlerde olsa, bu kadar abartı olmaz deriz. 
Ancak bakın gerçek hayatta neler, neler oluyor. 
“Bursa Gemlik'te geçtiğimiz hafta Suriyeli Muhammed Hüseyin (9) evinin banyosunda ölü bulundu. Vücudunda kesik, darp ve yanık izleri vardı. Polise olayı ihbar eden baba Yahya Hüseyin (40) ve üvey anne Emine (44) gözaltına alındı. Olayın ortaya çıkan detayları korkunç. Baba, polise önce, “oğlumu kızım H. öldürdü” dedi. Muhammed ile ablasının kendisinin ilk evliliğinden olduğunu, ikinci eşi Emine'den de iki çocuğu bulunduğunu anlattı. Yahya Hüseyin, “Pazartesi işten geldiğimde eşim “Muhammed öldü” dedi. Polisi aramak istediğimde boğazıma bıçak dayadı. “Kendimi keserim” deyince polisi aramadım. Eşim “Muhammed ablasının temizlik sonrası unuttuğu kimyasalı içti” dedi. Ertesi sabah Muhammed'i ablasının boğduğunu öne sürdü. İşe gittim, dönünce eşim yine polisi aratmadı. Oğlumu gömmeyi planladı. “Tamam” deyip oyaladım, polise başvurdum. Oğlumu eşimin öldürdüğünü düşünüyorum” dedi. Üvey anne ise “15 gün önce dolabın üzerinden düşen Muhammed tuvalete gidememiş, altına yapmış. Ablası da altını çamaşır suyu ile temizlemiş. 9-10 gün önce Muhammed'in üzerine sıcak çay döktü. Olay günü de duvara vurup saçlarını çektiği için Muhammed'in ağzını kapattığını bana anlattı” diyerek ablayı suçladı. Kardeşi gibi işkence mağduru olduğu ve sırtında yanıklar bulunduğu tespit edilen abla da hastanede tedaviye alındı….”
….
Her satırı korkunç olan bu hikayeden siz ne çıkardınız bilmiyorum ama ben epey şeyler çıkardım. Örneğin iki çocuğun işkence çekerek yaşadığı ve sonuçta birinin öldüğü…
Ne vicdanlar, ne yürekler var bilmiyorum, etrafımızdan uzak olsun.
Yazarken bile sinirlerimin bozulduğu bu olayda suçlunun en ağır cezayı almasını dilerim. 
Sevgili okurlar satırların sonundayız. 
Haftaya buluşuncaya dek, 
Esen kalın, hoşça kalın….


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık