• 27 Aralık 2016, Salı 7:53
SedefErol

Sedef Erol

YİNE Mİ?
 Bugün, yazımı hazırlama günüm.
Ancak ne yazacağımı bilmiyorum.
Konu çok, ancak bu konuları ele alma isteği yok.
Zira hepimizin beyninin bir yerlerine takılı terör olayları.
Beşiktaş, Berlin, Kayseri, Rus elçisi, şimdi de El-Bab şehitleri…
Dünyada ve ülkemizde ne yazık ki birileri istediği için masum insanlar ölmekte…
Önce iki yıldır Türkiye'de görev yapan Rus Büyükelçi Andrey Karlov'u ele alalım.
Yanında koruma taşımayacak kadar ülkemize güvenen, üstelik misafir konumunda olan, Türkiye'de geçici görev yapan bir insan.
Tüm katliamların hepsinde benim de sizler gibi canım çok yandı da, Rus Büyükelçi olayında duygularıma bir de “utanç” eklendi.
Nedeni, canını bu ülkeye emanet etmiş birinin hedef alınmış olması.
Hepimiz insanız, “şunun canı bundan daha değerlidir” demek abesle iştigal, herkesin yaşayacak yalnızca bir ömrü var ve o ömrü sonlandırma hakkını kendinde görüyor ve yazık ki adına insan denen birileri…
Gencecik polisler, askercikler, o anda olay yerinden geçme şansızlığı yaşayan siviller…
Ne yazık ve ne acı.
İnsan, o anda olay yerinde olmadığı duygusunun rahatlığından bile utanıyor.
Suçlu yalnızca katliamları gerçekleştiren terörist bozuntuları mı?
Elbette hayır.
Azmettiren, eline silah veren, beynini yıkayıp canileştiren, açıktan ve gizli destekleyen herkes de eylemi gerçekleştirenle aynı suça ortak.
Belki de dünya ektiklerini biçiyor, ancak en çok da Türkiye çekiyor…
Ve ben artık içinde taziye, başsağlığı dilekleri olmayan bir yazı kaleme almak istiyorum.
Huzurlu, barışçıl, mutlu günlere diyerek ülkemize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Aramızdan koparılan terör kurbanlarının ışıklar içinde uyumasını ve dünyada ve ülkemizde bir masum canının daha yanmamasını diliyorum….
Hepimizin başı sağolsun.
x x 
Ne acı ki artık çok bilindik, ancak bir türlü önü alınamayan “kadın cinayetleri” dramıyla yazımıza devam edelim.
Bir gazetenin birkaç gün önceki haberini aktarıyorum:
“Adana'da geçen Şubat'ta Türkan Sarıkaya (28) kendisini tehdit eden Bünyamin F. (29) ile konuşmak için evine gitti. Bünyamin F., aşkına karşılık vermeyen kadını dövdü. Boğazını sıkıp sert bir cisimle kafasına defalarca vurduğu genç kadın beyin kanaması geçirdi. Sekiz saat sonra kadını yeğeninin evinin önüne bıraktı. Genç kadın sekiz gün sonra hastanede öldü. Bünyamin F.'nin “kasten öldürme”den ömür boyu hapisle yargılandığı davada korkunç bir detay ortaya çıktı.
Bünyamin F., Türkan Sarıkaya'nın külotlu çorabını parçalayarak çıkarmış, cinsel tacize kalkışmış. Direnen kadını, çorabı ip gibi kullanıp boğmaya çalıştıktan sonra dövmüş.”
……
Haberi okudum, düşündüm, düşündüm.
“Aşk” ve, 
“Aşkına karşılık vermeyen” ifadesi…
Sizce insan, gerçekten aşık olduğu bir kadına bu işkenceyi yapabilir mi?
Benim bildiğim, okuduğum, “Aşk, sevgi fedakarlıktır, gerekirse sevdiğinden vazgeçmektir…”
Sevdiğinin iyiliği için her fedakarlığa katlanmaktır.
Bu duruma “aşk” demek, gerçek bir aşığa saygısızlık etmektir.
Bir de “aşkına karşılık vermeyen kadını” hem de işkenceyle öldürme durumu var.
Bu, “aşkına karşılık vermeyeni katletme” olayını çok sık okur oldum gazetelerde.
“Ya benim ol, ya da öl” mantığı.
Sevgiden uzak, aşkla hiçbir ilgisi olmayan, olsa olsa “gururu incinmiş bir psikopatın intikam eylemi” olabilir.
Sonuçta, bu olay da katledilen kadınlara bir örnek.
İsterseniz benim yerime yorumu, Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç yapsın.
Yine bir gazeteden, Sayın Koç'un bu konuyla ilgili değerlendirmesini aktarıyorum:
“Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, Türkiye'nin pek çok konuda ilerlerken kadın istihdamı konusunda ciddi bir gerileme süreci içinde olduğunu söyledi. Kadına şiddet konusunun gözle görülür ve rahatsız edici boyutlara geldiğini ifade eden Koç, 
-Artık hepimizin psikolojisini bozuyor, kadını da çalışmama noktasına getiriyor. İş dünyasında ve hayatta hiçbir zaman kadın meselelerinin halledileceğini düşünmüyorum ama bugünkü durumda çok kötü. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'yi kurarken bir yol çizmiş, Sabiha Gökçen'ler çıkmış. Neden böyle gerilere düştük anlamıyorum…
dedi.
Türkiye'de toplumsal kalıpların hayatı yönlendirdiğini kaydeden Koç, bunun kendisini de etkilediğini kaydetti.
Kendi hayatından bir örnek veren Koç,
-Kalıplar içinde yaşadığımı fark ettim. Ben seyahatlere giderken, sekiz yaşındaki oğluma “ben yokken ev sana emanet, annene, kız kardeşine sahip çık, diyorum. Sonra bir gün kızım, “Neden bana emanet etmiyorsun?... diye sordu..
Evde sistemi değiştirmeyi düşünüyoruz…
Diye konuştu.
…..
…..
Gördüğünüz gibi bazı önyargılar Sayın Koç'a bile ulaşabiliyor.
Ancak burada önemli olan, bu toplumsal kalıbın kendisini bile etkilediğin farkında olmuş ve bunu dile getirmiş olması.
Sayın Koç'un bu samimi itirafına ve kadın sorunları konusundaki duyarlılığına ekleyeceğim tek cümle şu:
“Toplumunu kadın ve erkek diye ayırmayan, erkek istihdamı kadar kadın istihdamından da yararlanan ülkeler ve toplumlar uygarlık yolunda ilerlemeye devam etmektedir.
Bunun yolu da, kadını “önce insan” olarak görmekten ve saygıyı eksik etmemekten geçmektedir.
Önce insan, sonra bir kadın olarak dileğim ve beklentim budur….”
Sevgili okurlar, haftaya yeni bir konuda buluşabilmek dileğiyle, şimdilik,
Esen kalın,
Hoşça kalın….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık