• 15 Ocak 2013, Salı 9:26
SedefErol

Sedef Erol

YETER ARTIK
 BDP ile PKK'nın ilişkisini bilmeyen yoktur sanırım. Bu siyasi partinin temsilcileri yıllar önce buy ilişkiyi yalanladıysalar da, zaman içinde söz ve davranışları büyük farklılıklar gösterdiğinden, örneğin kongrelerde Öcalan posterleri açmak gibi, ya da Kandil dağında teröristlerle kucaklaşan BDP'li görüntülerin basında boy boy yer alan fotoğrafları gibi, en son İmralı'yı özel ziyaretler gibi hal ve davranışlar, vatandaşın bu konudaki kuşkusunun ortadan kalkması sonucu doğurmasının yanı sıra, meclis içindeki bu grubun PKK'yı açık ve aleni desteklediğinin topluma ilanı oldu.
Hani bu parti Kürt asıllı vatandaşlarımızı temsil ediyordu?
En büyük zararı özellikle bu yöre halkına veren PKK ve Kürt asıllı vatandaşlarımızı temsil ettiğini savunan BDP el ele, kol kola.
Bu ne büyük bir çelişkidir?
Şimdi BDP Başkanı Demirtaş, “İmralı kapatılsın, Apo serbest bırakılsın” buyurmaktadır.
O zaten hep buyurur, okuldaki kızının “andımızı” okumamasını buyurur, özerklik   buyurur, serbestlik buyurur, hep bir şeyler buyurur!
Bu elektrik su nereden gelir, bu yatırımlar neyle yapıldı, bu topraklar nasıl kazanıldı onları hiç sormaz!
Armut piş ağzıma düş!
İşte böyle maşa olursan, birilerinin ağzıyla hareket edersen, önünü sonunu düşünmeden konuşursan, “Yahu bana şunu da sorarlar” demezsin, vatandaşın da bunları düşünebileceğini akıl edemezsin.
**
Geçen günün gazete haberlerinde bir küçük detay var.Detay ama, benim için önemli. Zaten büyük olaylar küçük ayrıntılarda gizlidir.
Okuyalım:
Terörle Mücadele ve Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri, alınan bir istihbarat üzerine Çevik Kuvvet desteğinde Mersin'deki iki depoya baskın yaptı. Aramalarda 1125 çuval dolusu kıyafet bulundu. Polis, depoların BDP Akdeniz ilçe yöneticisi A.K. tarafından kiralandığını belirledi. K. , yardım malzemelerinin bir kısmının Van'a gönderildiğini, kalanların depolara konduğunu, bazılarının da birtakım masrafların karşılanması için satıldığını itiraf etti. BDP'li yöneticiler hakkında “İzinsiz yardım toplamak” ve “Güveni kötüye kullanmak” suçlarından soruşturma başlatıldı. Yani olayın aslı şöyle:
Van depreminin hemen ardından, Mersin'deki BDP yönetimi kampanya başlatıp binlerce çuval yardım malzemesi topluyor, ancak bunları deprem bölgesine göndermeyip, satarak parasını bir güzel kullanıyor.
Ele geçirilenler ise henüz satılmamış olanlar. İşte, kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiğini savunan BDP zihniyeti.
İnsanların, muhtemelen şartlarını da zorlayarak bağışladıkları giysilerden rant sağlıyorlar!
Bu mu sizin bölgenize ve insanınıza hizmetiniz!
Oysa ki bütün Türkiye birlik oldu, oraya yardım malzemesi akıttı!
İnsan, haftalık yemek parasını bağışlayıp bütün gün aç gezen öğrencilerden utanır!
Ama bunu bile yapanlarda insani duygu, utanç ne gezer!
Üstelik bu paraların ne olduğu da belli değil. Gelirini büyük ölçüde uyuşturucu ticaretinden sağladığın artık sağır sultanın bile duyduğu PKK'ya akıtılmadığı ne malum?
Hele ki arada bunca sıkı fıkı ilişki söz konusuyken!
**
Gelelim Paris'ta lüks dairede infaz edilen üç PKK'lı kadına. Siz bu yazıyı okuduğunuzda belki daha fazla detay belirlenip, ölümlerin nedeni ortaya çıkacak ancak bana ister kızın, ister kızmayın, bu neden çok da umurumda değil. Sonuçta bu örgüt kanarya severler   cemiyeti olmayıp, günahsız bebelerin bile vebalini taşıdığına göre bu infazlar için gözyaşı dökecek halimiz yok. Bataklıkta yürüyen bir gün elbet çamura saplanacaktır. Yalnız bu olaydan sonra birkaç nokta dikkatimi çekti, onları sizlerle paylaşmak isterim.
Birincisi:
Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, bu olayın ardından Fransa'ya gitmiş. (Hiç şaşırmadım) Tuğluk, PKK'nın üst düzey sorumluları Sakine Cansız, Fidan Doğan ile Leyla Söylemez'in “İç hesaplaşma” sonucu öldürüldüğü iddialarına itiraz etmiş. Aysel Tuğluk:
- Biz bu arkadaşlarımızı tanıyoruz. (Acaba nereden?) Sakine Cansız'ı cezaevinde olduğu zamandan tanıyoruz. Hiçbir şekilde böyle bir çelişki söz konusu değil. PKK öyle bir cinayeti işleyecek bir örgüt değil! diye konuşmuş…
Aman sevsinler…PKK kim, cinayet kim (!)
Doğru, PKK'lılar silah kullanmaz, son derece barışseverdir, ne askere kurşun sıkar, ne yeni doğmuş bebelere(!)
Hele hele örgütten kaçan, ya da kaçmaya çalışanları getirir, kendi eliyle askere teslim eder, asla onlara kötü bir şey yapmaz, yaralılarını da çatışma alanında bırakmaz, onlara konuşmasınlar diye kurşun falan da sıkmaz(!)
Aysel hanım ya sen herkesi hiçbirşey bilmez sanıyorsun, ya da PKK yüzünden bunca yakının kaybedenle dalga geçiyorsun!
Gelelim dikkatimi çeken bir diğer noktaya.
Paris'te öldürülen bu üç PKK'lının Interpol kayıtları açıklandı. Sakine Cansız ölümüne kadar kırmızı bültenle aranmaktaymış.
Abdullah Öcalan'la birlikte PKK'yı kurduğu söylenen sekiz kurucudan biri olan ve şu anda PKK'nın Avrupa kasalarından biri olan bu zat kırmızı bültenle arandığı halde nasıl oluyorda  Paris'in göbeğinde, bilmem kaç tane şifreli kapısı olan lüks bir dairede ikamet ediyor, içeriye ancak desturla girilebiliyor?
Bunun hiç Fransa'da kaydı, yaşadığına dair bir belirti yok muydu, bu ülkeye nasıl giriş yaptı, yıllardı orada ne faaliyetler yapıyordu, ülkeler arası suçlu iade anlaşması yok mudur?
Neden biz bu ülkelere sesimizi duyuramıyoruz.
Hiç yapılmamış bir Ermeni katliamı tutturturlar, saçma sapan yasalar çıkarırlar, ne kadar suçlumuz, arananımız varsa barındırırlar.
**
Bence kilit nokta, bu üç PKK'lıyı kimin ve neden öldürdüğü değil, önemli olan bu örgütün elebaşlarının Avrupa'da nerelerde, nasıl saklandığının tespiti ve Türkiye'ye iadesinin sağlanması.
Beyin takımı ve kaynakları kurutulmadıkça, bir Sakine gider, bir diğeri gelir. İster iç hesaplaşma olsun, ister ne olursa olsun, asıl başarı PKK belasının kökünü kurutmaktan geçiyor.
Haftaya buluşmak üzere…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık