• 20 Haziran 2017, Salı 9:00
SedefErol

Sedef Erol

YAVRU VATAN (6)
 Kıbrıs yazı dizisinin son bölümüne geldik sevgili okurlar.
Bizim için önemini çok iyi bildiğimiz bu şirin ada ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili hepimizin bilgileri, fikirleri var elbette.
Ancak yazdıklarımın önemi, bizzat yerinde kaleme alınmış gerçek bilgiler olması.
Bu nedenle not alabildiğim, görüntüleyebildiğim son ayrıntısına kadar aktardım sizlere.
Bu yazı dizisinin altı bölüme ulaşmasının nedeni de bu zaten.
Bu bölümde seriyi tamamlıyoruz.
Lefkoşa'yı, Girne'yi, Mavi Köşk'ü detaylı anlattım.
Sıra Rum Köyüne geldi.
Rum kesimine geçtik sanmayın, Kuzey Kıbrıs'ta yer alan Rum Köyü.
Hani, Barış Harekatından sonra, çok az bir Türk, epeyce fazla sayıda Rum yer değiştirmeyi kabul etmeyip köylerinde kalmışlar ya, işte durum bu.
İki tane Rum köyü varmış Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, biri Karpaz'da, diğeri Girne tepelerinde.
Nereleri gezelim diye araştırırken Girne'ye yakın olan bu Rum köyünü keşfettik, ziyaret edelim istedik.
Mavi Köşk'e giden dolmuşlara biniyorsunuz, ekstra ücret karşılığı sizi bu Rum köyüne bırakıyorlar. İşinizi bitirip döneceğiniz zaman şirkete telefon açıyorsunuz, Mavi Köşk'e gelen araç ana yoldan köy yoluna sapıp, gelip sizi alıyor.
Mavi Köşk'e düzenli sefer var ancak Rum köyüne gitmek isteğe ve ücretini ödemeye bağlı.
Anlatılanlar ilgimizi çektiğinden, minibüse atlayıp yarım saat, kırk dakika sonra köye ulaşıyoruz.
Biraz dolaşıp, bize tavsiye edilen “Kasap Yorgo Restaurant”ta yemek yiyip döneceğiz.
Köy meydanına bırakılıyoruz. Mayıs ayı olduğundan güneş tepemizde, hava sıcak mı sıcak.
Ancak bu köy dağların arasında olduğundan, rüzgar da esiyor ve sıcağı hissettirmiyor.
Size biraz bu köyün öyküsünü anlatayım:
Türkçe adı KORUCAM
Rumca adı KORMAKİTİS.
Barış Harekatından sonra bu köyün ve Karpaz'daki diğer Rum Köyü'nün ahalisi Rauf Denktaş'tan ricacı olmuş:
“Biz topraklarımızı bırakmak istemiyoruz, kanunlarınızı da kabul ediyoruz, bırakın biz burada yaşayalım”
Demişler.
Denktaş kabul etmiş ve:
“Bu insanların yaşam biçimine, inancına, malına, mülküne hiçbir şekilde zarar gelmeyecek, yoksa karşınızda beni bulursunuz” diyerek taleplerini kabul etmiş.
O gün bu gündür bu iki Rum Köyü yaşamlarına eskiden olduğu gibi devam etmekteymiş.
Köyün meydanında yer alan “Kasap Yorgo Restaurant”ın önünde bırakıldık.
Önce köyü biraz dolaşıp, sonra yemek yemeye karar verdiğimizden, köyün içinde turlamaya başladık. Evler küçük - güzel konakla köy evi arası, tek kat, tek kat yapılar.
Hepsinin kapısında, bahçesinde çeşit çeşit çiçek bulunmakta.
Sokak isimleri Rumca.
Kilise, her şey mevcut, bir tek ortalıkta insan yok, in cin top oynuyor.
Nedenini ise sonra öğreniyoruz. Yaşlılar köyde kalmış, gençler çalışmak için güneye (Rum kesimine) gitmiş.
Köydekilerin bir kısmı da, yazlık gibi, haftasonu geliyorlarmış güneyden.
Kalanlar da ileri yaşta olduğundan, öğlen sıcağında dışarı çıkmamışlardı muhtemelen.
Yani köyde insan adına rastladıklarımız, Kasap Yorgo Restaurant'takiler ve yolda karşılaştığımız rahibelerdi.
Kısa bir turun ardından acıktığımızı farkediyor ve köyü tek restaurantı olan Yorgo'ya kendimizi atıyoruz.
Girne'de methini çok duyduğumuz yemeklerini yiyeceğiz.
Kasap Yorgo çoktan vefat etmiş, çok sevilen ve tanınan biri olmalı ki lokantanın duvarında son yolculuğuna uğurlanırken çekilmiş resimleri, gazete yazıları bulunmaktaydı.
Özellikle birkaç adet Türkçe basım Kıbrıs Gazetesi dikkatimi çekti, “Yorgo Türkler arasında da sevilen biri olmalı” diye düşündüm.
Hani hep yazarım ya, “İnsanın hayattaki en büyük karı, ölürken geride bıraktığı isimdir” diye (tabi bu da nasıl yaşadığınıza bağlı) Kasap Yorgo'da çok güzel bir isim bırakmış.
Duvarlarda ise Denktaş'ın ve Atatürk'ün resimleri bulunmakta.
Lokantayı Sofia adlı bir bayan işletiyor.
Her gün tek bir menü hazırlarmış, (ana yemek) gelen müşteri de alışmış, önüne konanı yiyor.
Ana yemek, ilaveler, ekmek çeşitleri derken zaten doyuyorsunuz.
Değişik bir Rum yemeği yeme umuduyla siparişimizi veriyoruz.
Sofia, o gün için, Rumca adını söyleyerek bir tür kebap hazırladığını anlatıyor.
Bekliyoruz, önce salata türleri, zeytinyağında zeytin, birkaç çeşit farklı atıştırmalık ve pide - lavaş arası bir şey getiriyor.
Yediğimi -içtiğimi yazıyorum diye beni kınamayın zira iki kültürün ne kadar benzeştiğini anlatabilmek için yazıyorum bunları.
Sonunda ana yemek geliyor: Koca bir tabakta alüminyum folyoya sarılmış devasa bir şey.
Folyoyu kaldırınca altından bildiğimiz tandır çıkıyor.
Tabii benim bunu bitirebilmeme olanak yok.
Karnımızı tıka basa doyurduktan sonra servisi arayıp köyden ayrılıyoruz.
Ve ertesi gün memlekete dönüş.
x x
Kuzey Kıbrıs'ı anlatıp da Denktaş'tan bahsetmemek haksızlık olur.
Ömrünü Kıbrıs davasına adamış, son derece deneyimli ve usta bir siyasetçi.
Elbette ülkede çok seviliyor.
Öylesine bir siyaset ustası ki, Kuzey Kıbrıs'ı tanımayan dünya Rauf Denktaş'ı iyi tanıyor.
İki kez çok yakından izleme olanağı bulduğum Sayın Denktaş'tan (Biri Kıbrıs'ta bir sempozyumda, diğeri Giresun Üniversitesi'nin davetlisi olarak geldiği konferansta) etkilenmemek olanaksız.
Toprağı bol olsun, nur içinde yatsın…
….
Sevgili okurlar umarım bir yazı dizisinden mutlu olmuşsunuzdur.
Haftaya yeni ve güncel konularda buluşabilmek dileğiyle;
Esen kalın,
Hoşça kalın….





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık