• 16 Mayıs 2017, Salı 8:47
SedefErol

Sedef Erol

YAVRU VATAN (1)
 Yine bir dinlenme arası,
Yine birkaç günlük kaçış molası.
Kaçış dediysem, işlerden, sorumluluklardan, günlük ortamdan kısa bir uzaklaşma, bir nevi beyin boşaltma durumu.
Rota: Altı ay önce de birkaç günlüğüne ziyaret ettiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…
Girne ve Lefkoşa odaklı bir gezi.
İlk ziyaretten güzel anılarla ayrıldığımızdan, yine bir kahve arası molasını orada geçirelim dedik.
Elbette bu sefer daha farklı gözle ve bilgilerle…
x x
Bizim Havaalanı ile Ercan Havaalanı arası bir saat on dakika.
Yani çay-kahve derken uçak alçalmaya başlıyor iniş için.
Pasaport - vize vs. durumu olmadığından, formalite yok, biniyorsun – iniyorsun
Kapının önünde Havaş benzeri otobüsler bekliyor ulaşım için.
Elbette taksi olanağı da var.
Ulaşım kolay, varılacak mesafeler kısa, yollar güzel.
Trafik soldan akıyor, bizdekinin tersine.
x x
Pazar sabah uçağıyla Ercan'a iniyor, bir vasıtaya atlayarak Girne'deki otelimize ulaşıyoruz.
Daha önce kaldığımız ve sevdiğimiz otelimiz Girne'nin merkezinde, limana da çok yakın.
Üstelik KKTC'nin her tarafına kalkan ulaşım araçları otele on metre mesafede.
Yani, otel yeme-içme ve konaklama anlamında olduğu kadar konum olarak da son derece elverişli.
x x
Pazar'dan Çarşambaya üç günlük bir süremiz var.
İlk gün yani Pazar, Girne'de dolaşıyoruz.
Hava güzel, rahatsız etmeyecek kadar sıcak, insanlar yazlık giysilerle dolaşıyor.
Kasım ayındaki gezimizin aksine bu sefer gördüğüm turist kalabalığı beni şaşırtıyor.
Üstelik yabancı turist de oldukça fazla.
Yol sokak cıvıl cıvıl, tişörtü, pantolonu çeken çıkmış sokaklarda dolaşıyor.
Gezimizin ikinci günü olan Pazartesi sabahı Lefkoşa'ya gitmeye karar veriyoruz.
On dakikada bir kalkan Lefkoşa dolmuşuna biniyoruz.
Dolmuş dediysem, hepsi lüks Mercedes, ayakta yolcu alma yok, klakson çalma hiç yok.
Oranın özelliği korna çalmama.
Yani, gürültü kirliliği yok.
Bir diğer trafik özelliği, her durumda yaya geçiş üstünlüğüne sahip.
Yani kaldırımdan yola adımınızı attığınızda ezilme tehlikesi yok zira araçlar durup yayanın geçmesini bekliyor.
Şoför koltuğunun yanındaki ikili boş yere oturarak Lefkoşa'ya doğru yol almaya başlıyoruz.
Girne-Lefkoşa arası yarım saat.
Ve bu yarım saati boş geçirmeyip, şoförümüz aslen Adana'lı – Cahit Bey'den KKTC ile ilgili bilgiler alıyoruz.
Ülkede hayatın ucuz ve huzurlu olduğunu belirten Cahit Bey'in verdiği bilgilerin bazıları şöyle:
Emekli maaşları ikibinbeşyüz lira civarı. Tüp 35., kıyma 20., baldo pirinç 5 TL.
Ayrıca dünyaca ünlü Kıbrıs patatesinden bahsediyor.
Şeker oranı sıfır olduğundan, şeker hastalarının bile yiyebileceği bu patatesin fiyatı yetmişbeş kuruş- bir TL arası.
Ülkede altmış yaşın üstündeki kişilerde oturma izni aranmıyor.
En yaşanılacak yerin Karpaz bölgesi olduğunu söyleyen Cahit Bey'e göre yardımseverlik üst düzeyde.
Buna zaten gezi boyunca yaşayarak şahit oluyoruz.
Şoförümüz hırsızlığın çok ayıp olduğunu, (zaten de öyle ya) anahtarların arabaların üzerinde bırakılabildiğini, meyve dolu ağaçlara kimsenin el uzatmadığını söylüyor.
Gerçekten de tüm narenciye ağaçları meyve dolu, kimse koparmamış, öylece dallarında duruyorlar.
Bir önemli nokta da, Kıbrıs'ta adalet bakanı olmadığını, ihtiyaç olmadığı için atanmadığını söylüyor.
Yani kimse başkasının hakkına göz koymuyor.
Biraz da havadan konuşuyoruz.
Kuzey Kıbrıs'ta soba yakılmadığını, en soğukta bile klimaların yeterli olduğunu anlatıyor.
Bir başka ilginçlik ise, Kuzey Kıbrıs'a hiç kar yağmayışı.
Oysa ki Rum bölgesi olan Güney Kıbrıs'a sık sık kar yağıyormuş, öyle ki turistik kayak merkezleri bile bulunmaktaymış.
Ne ilginç değil mi, Kuzey daha ılıman, Güney daha soğuk….
Kuzey Kıbrıs dolmuş sisteminde çok önemli bil yeri olan Kombos firmasını anlatıyor Cahit abi.
Sahibi Mustafa Kombos, seksenbeş yaşında ve bil fiil işinin başında.
Şirketin kırk arabası var ve her bir araba ayda tüm masraflar çıktıktan sonra yirmibin TL kar bırakıyormuş.
Mustafa Kombos'un aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Mercedes Ana Bayii olduğunu söylüyor.
Dikkatimi çeken iki şey -Tüm ticari araçların Mercedes olması ve dolmuşların asla ayakta yolcu almaması. Yani Girne - Lefkoşa arası ücreti olan sekiz lirayı veren herkes seyahatini lüks bir koltukta tamamlıyor…
Lefkoşa, ayrı bir dünya. Tarihi evlerle bezeli sokakları, zengin çarşıları, yaya olarak Rum tarafına geçiş noktası bulunması açısından ilginç bir yer.
Kıbrıs Türk vatandaşı bu kapıdan Rum bölgesine geçebilse de, Türkiye'den gelen Türk vatandaşların yani Türk turistlerin bu şekilde Rum tarafına geçme olanağı yok.
Rum bölgesine gitmek isteyen pasaport ve vizeyle direkt olarak Rum tarafında bulunan Larnaka Havaalanı'na inmek zorunda.
Bu zorunluluk nedeniyle biz kapıdan bakmakla yetinip, gezip görmek için de olsa Rum bölgesine geçemiyoruz.
Sevgili okurlar, birkaç ay arayla da olsa Kuzey Kıbrıs'ı yazmamın nedeni, olanağı ve fırsatı olanların yavru vatanımızı da ziyaret edebileceklerini hatırlatmak.
Onların turiste, bizim de Kuzey Kıbrıs'a ihtiyacımız var.
Üstelik uçak ve formalitesiz giriş imkanı varken….
Girne tepelerinde enteresan bir yapı: Mavi Köşk ve yine Girne dağlarında bir Rum Köyü'nün öyküsü gelecek bölümde,
Kaçırmayın derim.
Haftaya devamında buluşabilmek dileğiyle,
Esen kalın
Hoşçakalın sevgili okullar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık