• 03 Aralık 2013, Salı 9:22
SedefErol

Sedef Erol

YAŞAMIN ŞİFRELERİ
 “Yaşamak zor zanaat” demişler…
İşte, yaşam sanatının şifreleri de ayrıntılarda saklı olsa gerek.
Ayrıntılar da, gazetelerin dip bucak köşelerinde…
Güncelleri her şekilde biliriz de, yaşamın şifrelerini, (tabi çözebilirsek) hep bu dip bucaklardan toplar, zor zanaatı öğrenmeye çalışıp, gemiyi karaya oturtmadan yürütmeye gayret ederiz.
Yaşam dedikleri bu olsa gerek.
Bir gün karaya oturana kadar, sularda seyredebilmek, çıkan fırtınaları atlatabilmek, durgun suların değerini bilebilmek.
Şifreyi çözebilmek için de ayrıntıları es geçmemek.
**
Bazen okuduğumuz şeyler bize neler neler anlatıyor da, biz neyi, ne kadar anlıyoruz, işte önemli olan o.
İşte örneğin dünyada bir kaplan cinsinden yalnızca elli adet kalmış, şimdi onun neslinin kurtulması için büyük bir fon kurulmuş.
“Bana ne canım, elli tane kaldıysa” derseniz, işte tam da “Biz neyi, ne kadar anlıyoruz” noktasındasınız demektir.
Çünkü uzmanlara göre dünyada hayvan nesli sona erdiğinde, insan nesli de onunla birlikte yok olacakmış!
Bugün yaşatılmaya, soyları kurtarılmaya çalışılan aslanların, kaplanların, pandaların ve nesli azalan tüm hayvanların önemi de, değeri de bu noktada başlıyor.
Ekolojik dengeyi mahveden insanoğlu, yarınını kurtarmaya uğraşıyor.
Geçmişte bir fil fildişinden, timsah ve yılan ise deriden ibaretti. Bugün ise, nesli tükenmeye doğru giden bu hayvanlar insanlığın yarını olarak kabul edilmekte.
Tam da dünyada elli adet kalmış özel kaplanı düşünmekteyken, gazetenin bir köşesinde şöyle bir habere rastlıyorum:
“Burdur'da ihbar üzerine harekete geçen jandarma, üç avcının yanında tüfekle vurularak ölmüş bir filamingo buldu. Filamingo'yu kaz sanıp vuran avcı İ.A.'ya 2.291 lira para cezası kesildi.” 
**
Hani dedim ya, hayatın şifresi ayrıntılarda gizli diye, benim 
için buradaki ayrıntı, “Filamingoyu kaz sandı” olayı.
Yani filamingo değil de, kaz olunca vurmak mı gerekiyor, hani kaz eti ye-nir diye vurdu diyeceksi-niz, avcılar kusura bakmasın da, bir insanın gözünün içine baka baka korkudan tir tir titreyen bir hayvan nasıl vurulur bilemiyorum.
Ayrıca bunlar nasıl avcıymış, hayatında hiç mi kaz görmemiş, koskoca upuzun bacaklı filamingo, rengi başka, cinsi başka, bu adına avcı denen kişiler yarın kuş diye insan da vurabilir, olur ya!
Para cezası ölmüş bir filamingoyu geri getirmese de, belki bu şaşkın avcıların aklını başına getirmesi bakımından bir yararı olmuştur.
**
Gelelim ülkemizde rastlanması belki de imkansız olan bir başka olaya. Bizde, çok hafif şekilde uygulamaları yapılsa da takibi var mı, aşağıda yeniden bu konuya değineceğim.
“Rus medya patronu Alexander Lebedev, (aynı zamanda meşhur İngiliz The Telegraph gazetesinin de sahibidir) televizyonda tartıştığı bir konuğu yumruklar ve kamu cezası alır. Lebedev şu anda bu kamu cezasını çekmektedir. Cezası ise Rusya'nın Tula bölgesindeki küçük bir köyde bahçıvanlık yapmaktır. Üç buçuk milyar dolarlık bir servetin sahibi olan Lebedev, şu anda işte o küçük köyde bahçıvanlık yaparak cezası çekmektedir. ”
Ve elinde kazma kürekle resmi…
Sen medya patronusun, falansın, filansın demiyorlar, adamın eline kazmayı küreği verip dağın başına gönderiyorlar.
Çünkü kanunlar önünde herkes eşit.
**
Ben de bazen gazetelerde, bizim mahkemelerin “kitap okuma” cezası verdiğine rastlıyorum.
Ancak bu yerine getiriliyor mu, kontrolü mümkün mü, nasıl takip edilebiliyor, işte o kısımları bilemiyorum.
Keşke bu okuma cezası çok yoğunlaştırılsa ve kontrol edilebilse, hiç değilse büyük bir eksiğimiz kapanırdı.
Ne okuduğunun da ve okutulduğunun da çok büyük bir önemi var elbette.
**
Hazır bu konuya girmişken aklıma ilginç ilginç fikirler geliyor.
Nasılsa suç işleyenlere ceza verme yetkim olmadığına göre, düşüncelerimi yazmamda da bir sakınca yok sanırım.
Zaten uygulamaya konmayacak.
Örneğin eşlerini, sevgililerini, nişanlılarını döven, şiddet uygulayan ve (her nasılsa) yakalanan erkeklere kadın cezaevlerindeki tutuklu kadınların bulaşıkları yıkatılsa, sebzeleri, patatesleri soydurulsa, yani onları görmeden, temas etmeden hizmetleri yaptırılsa…
Kadına eziyetin sonu, kadına hizmete dönse…
Tecavüzcülere, istismarcılara, cinsel içerikli suç işleyenlere genel tuvaletlerin temizlikleri yaptırılsa…v.s…
**
Beni biraz gaddar mı buldunuz? İşlenen suçlara göre az bile söyledim, ama neyse ki cezaları ben vermiyorum.
En iyisi, en doğrusu kitap okumak da, o da belli şeyler için geçerli, adam öldürene de kitap okuma cezası verilmez ya!
Zaten  insanlar yeterince okuyup dünyayı tanımış olsaydı, bunca cezaya da gerek kalmazdı…
**
Şimdi geçelim başka bir habere.
Ayrıntı bir haber olsa da, insana çok şeyler anlatıyor:
Özetleyerek:
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eski sunucu Defne Samyeli ile bir çalışma yapmak istemiş. Konu da şu: Samyeli'nin bir ay boyunca gelir ve harcamalarıyla ilgili sürecek bir çalışma için evini TÜİK yetkililerine açması gerekiyormuş, o da kabul etmemiş. Bunun üzerine kurum, Defne Hanım'a 929 lira para cezası kesmiş!
Meğer bu çalışmaya katılmak zorunluymuş. Habere göre, TÜİK Samsun Bölge Müdürü Harun Çiçek, beş yılda Samsun, Amasya, Çorum ve Tokat illerinde yapılan anket çalışmalarına katılmayan 22 kişiye bu para cezalarını uyguladığını beyan ediyor.
Yani zaten yıllardır bilgi veremeyenlere ceza uygulaması “rutin” bir uygulamaymış!
**
İstatistik kurumu, insanların gelir ve harcamalarıyla ilgili bir çalışma yapıyor, orasını anladık.
Anlayamadığımız kısım, “ceza uygulaması.” Böyle bir çalışmaya bazen “bilgi vermekten kaçınmak” nedeniyle değil de, “Zamanı olmamaktan” da katılamayabilir insan. İşte, hayatın böyle ayrıntıları da var, önemli olan, onları yakalayabilmek…
Haftaya buluşabilmek umuduyla esen kalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık