• 15 Ağustos 2017, Salı 9:05
SedefErol

Sedef Erol

VİCDAN-SIZ !
 Mal, mülk, mücevher, değerli eşya, elektronik edevat çalanı duymuştum da, hatıraları çalana ilk kez şahit oluyorum.
Bu da oluyormuş demek ki.
29 Haziran 2007 tarihinde, tam 28. doğum gününde aramızdan ayrılan sevgili Barış Akarsu'nun müzesi soyuldu.
Bartın Amasra'daki hem annesinin yaşadığı, hem de Barış adına müze yaptığı müze-ev geçtiğimiz günlerde soyuldu.
Dışarıdan eve döndüğünde soyulduğunu anlayan anne Hatice Akarsu'nun ifadesi şöyle:
“Oğlumun tüm değerlerini, hatıralarını almışlar. Ben onlarla beraber kendimi dik tutuyordum.
Ayetel Kürsi kolyesini ve taktığı bütün takılarını, tabancasını da almışlar. Oğlum rahmetli olduktan sonra onun yüzüğünü özel günlerde ben takıyordum. Yatak odasında komidinin içinde saklıyordum, onu bile almışlar….”
Oğlunun eşyalarının getirmesini isteyen anne Hatice Akarsu,
“Onlara yaramaz aldıkları, getirsinler”
diyerek gözyaşı döküyor.
Gazetenin haberine göre polisin vicdanları sızlatan soygunla ilgili soruşturması sürüyor…
Bu kadar mı dejenere olduk biz?
Belli ki kadıncağız anılarına tutunarak yaşamaya çalışıyor, birilerinin bu anıları elinden almaya hakkı var mı? İnsanın “pes” diyesi geliyor.
Belli ki bilinçli, hangi ev olduğu bilinerek girilmiş.
Ayetel Kürsi kolyesi, gümüş takıları bir başkasının ne işine yarar ki?
Ama annesinin kalan ömründe tutunduğu tek dal bu eşyalar.
Manevi değeri maddiyatından çok daha fazla olan Barış'tan geriye kalanlar anne Hatice Akarsu için çok şey ifade etmekte.
Çok ümidim olmasa da umarım hırsız aldıklarını geri bırakır.
Benzer bir olayı ben yaşadım, kadıncağızın neler hissedebileceğini biraz olsun anladım.
Biliyorsun sevgili babacığım Avukat Ahmet Ersöz'ü 13 Haziran 2006'da kaybettik.
Ölüm şokunun üzerinden bir süre geçtikten sonra mezarını yaptırdık, düzenli ziyaret ediyoruz.
Sanki babamı görecekmişçesine, ya da o beni duyuyormuş hissiyle ben sürekli yanına gidiyorum.
Yine bir ziyaret anında, görevli arkadaşlardan birisi yanıma gelerek “Babanın mezar taşı yerinden ayrılmıştı, sen üzülme diye biz gelmeden yapıştırdık, geceleri buralarda dolaşanlar oluyor, muhtemelen bir sarhoş tekme atmıştır, ama üzülme, şimdi yerine koyduk” dedi.
Duyduklarım üzerine gözyaşlarına boğulduğumu, uzun süre kendimi toparlayamadığımı hatırlıyorum.
Sanki babamın ruhuna karşı yapılmış bir saygısızlık olarak nitelendiğimden (kendisi çok hassas ve düşünceli biriydi) toparlanmam epeyce vakit aldı.
Neden bir insan, bir mezar taşına tekme atsın ki?
Neden bir hırsız Barış Akarsu'nun hatıralarını çalsın ki?
Uygulamada değil ancak özde benzeşen iki ayrı olay.
Bu soruların yanıtını ise bilmek mümkün değil.
….
Bu kadar mı dejenere olduk? cümlesine bir örnek daha; yine basından:
“Antalya'da doğuştan işitme engelli yedi yaşındaki Efe Yılmaz, beş yıl önce ameliyat oldu. Devletin karşıladığı ameliyatla kafasının içine bir çip takılan Efe, 6500 Euro değerindeki işitme cihazı sayesinde ilk kez sesleri duymaya başladı, cihazla birlikte konuşmayı da öğrendi.
Efe birkaç gün önce evlerinin yakınındaki parka gitti.
Birkaç saat sonra korku içinde eve döndüğünde işitme cihazı çalınmıştı.
Yeniden sessizliğe mahkum olan Efe büyük üzüntü yaşıyor.
Baba Halil Yılmaz:
-Devlet işitme cihazını 7 yılda bir değiştiriyor. Bizim daha 2 yılımız var. Efe şu an konuşamıyor, derdini anlatamıyor. Maddi durumum iyi olmadığı için cihazı alamıyorum
Dedi.
Hayırseverlerden yardım isteyen anne Raziye Yılmaz:
-Oğlum artık duymadı için sokağa çıkmaya korkuyor, evde sürekli ağlıyor
diye konuştu.
….
Duyma engelli bir çocuğun kulağından işitme cihazını çekip çalmak için insanın vicdan denen melekeden tamamen yoksun olması gerek.
Ne yazık ki bu tipler aramızda dolaşıyor.
Ben de bazen insan olduğumdan utanıyorum.
….
Bu haber, bize birincilik kazandıran bir olayı anlatıyor.
Ama bakın, bu nasıl bir birincilik!
“CEPTEN KONUŞMADA AVRUPA LİDERİYİZ”
“Türk halkı mobil kullanım süresiyle Avrupa'yı solladı.
Ajans Press Medya Takip Merkezi'nin incelemesine göre, Türkiye'ye aylık dörtyüzotuzaltı (436) dakika mobil kullanım süresiyle, ortalama ikiyüzelliyedi (257) dakika cep telefonuyla konuşmanın yapıldığı Avrupa'da liderliğini ilan etti.
Türkiye'de yaklaşık yüzde doksanbeş (95) oranında mobil kullanıcı olduğu tespit edildi. Bu oranın rakamsal değeri ise 74 milyon 500 bin vatandaş oldu.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) verilerine göre, en son 66 milyon olan 3G abone sayısı, 4,5 G'nin hayata geçmesiyle beraber 23 milyon 500 bine gerilerken, 4,5 G kullanıcı sayısı ise 45 milyon 700 bine ulaştı.
Yapılan son araştırmalara göre sabit ve mobil telefon trafiği 64 milyar dakikayı geçerken, bunun 62.1 milyar dakikasını mobil hatlardan yapılan görüşmeler oluşturdu.
Avrupa'da mobile kullanım sürecinde Türkiye liderliği göğüslerken, Türkiye'yi sırasıyla Fransa, İsveç ve Norveç takip etti.”
….
Avrupa'da aylık 257 dakika ortalama,
Türkiye'de 436 dakika.
Gördüğünüz gibi birinciyiz.
De, bu birincilik gazete ve kitap okumada, spor yapmada olsa daha iyi değil mi?
Bu kadar muhabbet boş vakit gerektiriyor ya, demek ki onda da birinciyiz.
Ha, benim cep telefonum yok mu, elbette var ancak konuşmaları kısa tutmak gibi bir huyum da var.
Medeniyetin bu çok önemli iletişim aracı icadı elbette kullanılmalı da, esiri de olmamalı.
Her yediğini, içtiğini, aldığını, gördüğünü paylaşmak, uzun uzun geyik muhabbetleri yapmak hem zamanımızı çalıyor, hem de vaktimizi çokça boşa geçirdiğimizi hatırlatıyor.
Oysa ki en değerli hazinemiz zamanımız.
Geriye dönüşü yok,
Yedeği hiç yok….
….
Sevgili okurlar
Haftaya buluşabilmek dileğiyle
Şimdilik,
Esen kalın…
Hoşça kalın…





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık