• 24 Temmuz 2012, Salı 9:10
SedefErol

Sedef Erol

ÜZMEZ Mİ ÜZER Mİ?
Bu ülkenin bir Hüseyin Üzmez'i var, yani ne diyeyim, adam seksen yaşına gelmiş, afedersiniz hala aklı başka işlere çalışıyor, çalışıyor da öyle demiyor.
Son yakalanışından önce kaldığı bakımevinde bir gazeteye verdiği röportajda :
“Yaptıklarımdan asla pişmanlık duymadım. Bu cezayı tanımıyorum. Beni cezaevine değil, nereye götürürse götürsünler vız gelir, kaderime razıyım, hukukun onüç senelik cezasını takmam, ben şeriatı dinlerim” diyor.
Ondört yaşındaki B.Ç'ye “cinsel  istismarda ” bulunduğu gerekçesiyle iki kez tutuklanıp serbest bırakılan bu kişi, yerel mahkemede 13 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına rağmen  cezası Yargıtay tarafından onaylanmadığı için cezaevinde tutulmuyordu.
Hüseyin Üzmez'in psikiyatrik bir sorunu olmadığı doktor tarafından onaylandı.
Cezası da Yargıtayca onandı.
Kendisinin ondört yaşındaki bir kız çocuğuna “cinsel istismar” ve “alıkoyma” suçlamaları ile ilgili yorumu ise şöyle:
“Ben kime cinsel istismarda bulunmuşum? Hiç böyle bir şey hatırlamıyorum. Benim zekatımla yaşayana yan gözle bakmam, bakan gözleri de çıkartırım. Kimseye sarkıntılık etmedim. Hadiseler, olaylar o kadar çok ki hatırlamam mümkün değil. (Acaba bu tür vukuatlarının mı çok olduğundan bahsediyor.)
Bana ceza mı vermişler ? Cezayı onaylayan kim ? Yargıtay. Beni cezaevine değil, nereye götürürlerse götürsünler vız gelir. Gurbete giden şehit olur (Ne alaka). Ben de kaderime razıyım
Bana ceza verilecekse, şeriat kanunlarına göre verilmeliydi (!) Ben bu cezayı tanımıyorum. O yüzden İslam Devleti bir an önce kurulmalı ve şeriat hükümleri A'dan  Z'ye kadar  uygulanmalıdır. Türkiye, şeriat uygulamak için daha ne kadar bekliyor anlamadım.  Şeriat uygulanırsa sevinirim. Şeriat yalnız Türkiye'de değil, ABD'de bulunan Müslümanlar için de geçerli olmalı.”

Bunlar Hüseyin Üzmez'in ağzından dökülen inciler.
İfadelerini kağıda aktarırken bile sinir katsayım tavan yapıyor. Sapıklıklarını affettirmek ya da muhtemelen devam ettirebilmek için şeriat kanunları istiyor.
Sorarım ona şeriatta sapıklık serbest mi?
Ya da sen arzularını gerçekleştirebilesin diye biz şeriat devleti mi olacağız?
Burası Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının yoktan var ettiği, bizlere armağan ettiği çağdaş, modern sosyal ve laik Türkiye Cumhuriyeti.
Hüseyin Üzmez gibileri bile bu rahat konuşma cesaretlerini, ifade özgürlüklerini, bu cüretlerini işte bu ülkenin kurucularına  borçlular.
Ama o da bir yere kadar.
Hüseyin Üzme bu ülkenin kanunlarını tanımayabilir, ama neyse ki kanunlar onu iyi tanıyor. Elbette şimdi, yaptıklarının bedelini ödeyecek.
Başkalarının acısı pahasına canının istediği gibi davranma, zevklerinin peşinden gitme, hayatını istediği gibi yaşama, insanların üstüne basarak mutlu olma düzeni değil şeriatta, dünyanın hiçbir yönetim biçiminde, düzeninde yok.
Ancak yine aynı gazetenin haberine göre Türkiye'nin ilk siyasi suikastçılarından olan ve daha onyedi yaşındayken dönemin ünlü bir gazeteci-yazarına suikast girişiminde bulunarak yaralayan Üzmez, elbette kendini bir şekilde savunacaktı, o da böyle garip bir yol seçti.
O istediği kanunu tanısın istemediğini tanımasın, kanunlar da, ruhen ve bedenen büyük zarar verdiği B.Ç. de onu iyi tanıyor.
Bu konuyla ilgili son olarak iki ayrı noktaya daha değinmek istiyorum .
Birincisi bu olayda tek suçlu Hüseyin  Üzmez mi?
Basından izlediğimiz kadarıyla, (elbette en doğrusunu olayları yaşayanlar bilir.)  zavallı çocuğun ailesi ya da aile bireylerinden bazıları sanki olanlara göz yummuş gibi görünüyor.
Eğer öyle ise, bu zat kadar bu eyleme göz yuman da suçludur ve cezalandırılması gerekir.
Ne yazık ki bu olayın tek mağduru, hiçbir suçu olmayan ondört yaşındaki bir çocuk. Belki de ömür boyu bu ezikliği üzerinden atamayacak.
Peki onun hayatının bedelini kim ödeyecek?
İşte bu yüzden toplumda Hüseyin Üzmez'lerin çoğalıp aramızda dolaşmaması, günahsız bebelerin , insanların güvenliğinin sağlanabilmesi için;
Tecavüzcülerin, çocuk istismarcılarının, sapıkların, cinsel içerikli suç işleyenlerin, bu tür eylemlere katılarak başkalarının canını yakanların, ceza indirimlerinden yararlandırılmasının önüne geçmek gerek.
Bu ne duvara afiş asmaya benzer, ne baklava çalmaya.
İşin içine başka hayatlar, başka acılar, başka dramlar girdikçe, kimsenin tecavüzcü sapıkları sokağa salmaya, sonra da “kanunlar böyle ne yapalım”   demeye hakkı yok.
Bu kanunları da içimizden seçtiklerimiz, toplumumuzun güvenliği için yapıyor. Dikkat edin, yukarıdaki örnekte değilse bile, genelde bu tip insanlar yakalandıklarında: “Çok pişmanım, yapmayacağım diyorum ama, elimde değil, dayanamıyorum” gibi şeyler söylerler.
Bu tip beyanları gazetelerde okuyoruz.
Demek ki bu insanlar için bundan vazgeçmek pek olası değil. O halde diğerlerinin güvenliği sağlanacak. Sözlerim acımasız gelebilir, suçlunun da hakkı var biliyorum, ancak suçsuz insanların da var.
Herkesin güvenliğini sağlayacak şekilde bir orta yol bulunmalı. Tedavi mi olur, (Tam iyileşme durumundan nasıl emin olunur onu da bilmiyorum) tecrit mi olur, en doğru çözüm ne ise uzmanlar ve hukukçular bir ortak karara varıp çözüme ulaşmalı.
Yanlış olan tek şey, bu insanları tekrar topluma salmak.
Bunun sonuçlarını zaten basından izliyoruz, yeni olaylar ve karartılmış yeni hayatlar olarak.
Sonuç olarak, Hüseyin Üzmez yalnızca bir örnektir. Hem de hiç makbul olmayan bir örnek. Bu tür insanlar ne yazık ki hep var olacak, bunu önlemenin olanağı yok, olanağı olan şey; toplumu bu insanlardan koruyabilmek.
İlmi, tıbbi, hukuki ve psikolojik yöntemler ve uzman-bilirkişiler yardımıyla en azından olay sayısı aza indirilebilir.
Bu bile, bu konuda atılmış büyük bir adım sayılır.
**
Bu hafta değineceğim ikinci konu, beni çok güldüren bir trafik kazası oldu.
Yanlış okumadınız, güldüren diyorum çünkü halk tabiriyle bu kadar bile bile lades olamaz.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da Kartal'la Maltepe arasında bir trafik kazası oldu. Gece saat üç sıralarında meydana gelen kazada araç sürücüsü ile yan koltukta oturan kişi ağır yaralandı. Kontrolden çıkan araç önce bariyerlere, sonra elektrik direğine çarptı, savrularak takla attı, içindekiler ön camdan yola fırladı. Buraya kadar her şey çok trajik aslında. Ama işin bir de traji-komik kısmı var. Sürücü yüzde kırk görme engelli, bu nedenle olsa gerek, ehliyet alamadığından ehliyetsiz, tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de alkollü!
Üstelik yanına da bir başka kişiyi almış. Bu durumdaki bir sürücünün yanına binen akıllıya (!) ne denir artık siz düşünün de, ya arabayı kullanan sürücüye ne demeli!
Ehliyetsiz, görme engelli ve alkollü.
Üstelik İstanbul trafiği gibi bir trafiğe çıkıyor.
Kaza yapmak için yukarıdaki olumsuzluklardan yalnızca bir tanesi bile yeterliyken, arkadaş üçüne birden sahip!
Üstelik işin içinde karşı yönden gelenin hayatına mal olma riski de var.
Aslında gülüyoruz ama, acınacak halimize gülüyoruz.
Eğitimli  bir toplum, eğitimli insanlar olsak, ne alkollü araç kullanır, ne de görmeyen gözümüze inatla o direksiyonun başına geçeriz.
Kendi canımızı düşünmesek de, karşıdakininkini düşünürüz.
Eğitimli insanlar olsak…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık