• 12 Haziran 2012, Salı 9:14
SedefErol

Sedef Erol

UNUTULMAYANA….
Özledim….
Can dostumu, sırdaşımı, arkadaşımı…
Hayata dair bildiğim ne varsa bana öğreteni…
Sevgiyi ve insanlığı…
Merhametli ve şefkatli olmayı,
Almadan vermeyi,
İnsanı insan yapan değerleri,
İnsanların cüzdanlarına göre değil, yüreklerine göre seçileceğini,
Bana bunları öğreteni özledim.
**
Bu iş böyledir zaten. Gidenler gider, kalanlar özler. Bir gün o özleyenleri de birileri özler. Dünyanın düzeni böyle kurulmuş.
Bugün Oniki Haziran Salı. Altı yıl önce bu köşede Ahmet Ersöz'ün son yazısını okudunuz. Onüç Haziran 2006'da aramızdan ayrıldı, sessizce başka bir diyara taşındı. Konuşurken, anlatırken bile ondan “öldü” diye bahsedemiyorum, bu söz ne kadar gerçek olsa da bana ağır geliyor, “gitti” sözünü daha kolay kaldırabiliyorum.
Hepimiz ölümlüyüz, bundan kaçış yok elbette ama ben yaşadığım sürece babamdan “gitti” diye bahsedeceğim,  hiç değilse bu şekli daha az acı veriyor.
**
Onun, sevgili babamın, yani can dostumun, sırdaşımın gidişinin altıncı yıldönümü olması dolayısıyla bugünlerde biraz hassasım ister istemez. Onu ve o nesli düşünüyorum, eski Giresun beyefendilerini, Gazi caddesinden takım elbiseleri, ütülü gömlekleri, kravatlarıyla geçen o nesli, bizim “amca” dediğimiz büyüklerimizi…
Bir hanımla karşılaşınca yakalarını ilikleyen, saygıyla hatır soran, nezaketle yol veren beyefendileri…
Eski insanların (bizden önceki nesilden bahsediyorum) nezaketi, eşlerin birbirine saygıları, çocukların büyüklerine olan hürmeti…
İnsanların giyim-kuşamına gösterdiği özen(temizlik anlamında), konuşma tarzlarındaki üslup ve terbiye…
Ben ve benim dönemimin insanları bir araya gelince söz ister istemez eski zaman beyefendilerine gelip, takılıyor. Hele onlardan birisi daha aramızdan ayrıldıysa, “Giresun'un bir çınarı daha devrildi” diyorlar.
Özlenen gençlik yılları olduğu kadar, o dönemlerin saygı ve sevgi ortamı olsa gerek. Yaşam koşulları değiştikçe, ortamın da farklılaştığı kaçınılmaz gerçek.
Neyse, ben sevgili dostum babamı ve onun döneminde olup bugün aramızda olmayanları yazmak istiyorum.
Bugün, eski Giresun beyefendilerini anma günü izin verirseniz.
Ahmet Ersöz, Kaya Ekmekçi , Şaban Ersöz, Reha Demirok, Rasim Bayazıtoğlu, Orhan İşseven, Sabri Aksoy, Ahmet Tirali…isimlerini hatırlayamadığım daha neler, daha kimler…
Düzgün eşler, çocuklarına tapan sevgili aile babaları…
Gazi caddesinin beyefendileri…
Artık onlar yok ama yerlerini alabilecek kimse de yok.
Belki de çağın gerekliliği olarak, insanlar değişti, öncelikler değişti, maddiyat ön plana geçti.
Ahmet Ersöz duygu, düşünce ve fikir adamı idi. Maddiyat onun için hep ikinci planda kaldı. Bu dünyadan ayrıldığında da, hiç borç bırakmadı ama koca bir alacak listesi çıktı cüzdanından.
Tabi onu da getiren olmadı.
Bizden de peşine düşüp isteyen.
Onun bu genlerinden bana da geçmiş olmalı ki, insanlığa, merhamete, maneviyata her zaman maddiyattan daha fazla değer vermiş ve bunun kazığını yemişimdir.
Ama böyle olmaktan ve Ahmet Ersöz'ün kızı olmaktan gurur duyuyorum.
Çünkü ne zaman ziyaretine gitsem, mezarının başında, hakkında güzel şeyler söyleyerek dua eden birilerini buluyorum.
Herhalde insanın yaşamında yaptığı güzel şeylerin karşılığı olmalı bu.
Büyükle büyük, küçükle küçük, fakirle fakir, zenginle zengin olmak.
Bir kazık yiyene kadar herkesi sevmek, dost kabul etmek…
En büyük erdeme “TEVAZU”ya sahip olmak…
Kimileri bu değerlere gülüp geçse de, moderne dünyaya ayak uydurmada geçerliğini biraz olsun yitirse de, erdem erdemdir.
**
Bugün Ahmet Ersöz'ü anma günü, yarın ölüm yıldönümü.
Gazeteciliği, yazarlığı hukukçuluğundan önce başlamış.
Hukuk Fakültesi'nde öğrencilik yılları. Babam hem Giresun'daki Karadeniz gazetesinde yazı yazıyor, amcamla gazete çıkarıyor, hem de İstanbul'da Hukuk Fakültesi'nde okuyor.
O gün okulda , derste hocası anlatıyor:
“Şu anda İstanbul'da yüzbin sabıkalı var.”
Babam parmak kaldırıp ayağa kalkıyor: “yüzbinbir  hocam” diyor.
Çünkü o anda elinde okumakta olduğu mahkeme kararında, bir yazısından dolayı üç ay hapse mahkum olduğu yazmakta…
**
Avukatlık mesleğini çok severdi babam.
“Bir daha dünyaya gelsem yine hukukçu olurum” derdi.
Bunun nedeni çok insancıl birisi olması idi elbette. Bir müvekkilini hapisten çıkarabildiği zaman dünyalar onun olurdu.
Bir diğer tutkusu ise yazarlıktı. Gazete yazarlığının yanı sıra yayınlanmış üç adet kitabı bulunmakta. Yirmişbeş yıl yaptığı Baro Başkanlığı sırasında her yıl düzenlediği Avukatlar Balosu'nda geleneksel olarak “Guguk” adlı bir mizah gazetesi çıkarmıştır. Bugün bu gazetelerin birinden yaptığım bir alıntıyı sizlere aktarmak istedim.
Tamamen kendi yazdığı bir mizah dergisidir Guguk.
AVUKATIN SÖZLÜĞÜ:
Sermaye: Dil ve Dimağ
Uğraşı: Çıkmaz işler
Giysi: Maksi
Hastalık: Enfarktüs
Tecrübe: Kaybolan dava sayısı
Bayram: Tahliye kararı
Tatil: Cinayet mevsimi
Arkadaş: Tutuklular
Meslektaş: Arzuhalciler
İlaç: Vekalet ücreti
Gazel: Mübaşir sesi
Seyahat: Keşfe gitmek
Velinimet: Dava sahibi
**
Hastalık: Enfarktüs dedi, dediği gibi gitti.
 Elinde olsaydı bizleri bırakıp gitmezdi, biliyorum.
Onu çok seviyor ve çok özlüyorum.
Binlerce teşekkürler bizlere verdiği sevgi ve öğrettiği nice değer için.
Mekanı cennet olsun.
Haftaya buluşmak dileğiyle esen kalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık