• 02 Ağustos 2016, Salı 9:18
SedefErol

Sedef Erol

TÜRKİYEM
 Sevgili okurlar;
15 Temmuz kanlı darbe girişimi ve ardındaki acı olaylardan bu yana ilk kez birlikteyiz.
Günlerdir bu olaya nasıl giriş yapacağımı düşünmekteyim.
Bu noktaya nasıl gelindiğini, vücudu sarmış da, dördüncü evrede ortaya çıkmış kanser hücreleri gibi nasıl biranda patlak verdiğini düşünmekteyim adeta.
Neler barındırıyormuşuz da, farkında değilmişiz…
Ya da yeterince görememişiz…
Şimdi asıl önemli organlar olan kalp ve beyin (ki o da yüce Türk Milleti oluyor) sağlam çıktığına göre, inanıyorum ki bu vücut kanserli hücreleri söküp atacak ve en kısa sürede sağlığına kavuşacak.
Arzum, temennim ve inancım budur.
Rehberimiz, önderimiz Ata'mızın dediği gibi:
“Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur”…
 ***
Biliyorsunuz, ben siyaseti siyasetçilere bırakıyor ve toplumsal yazılar yazıyorum.
Herkesin yalnızca bir yaşama hakkı olduğuna göre, toplum kurallarına ve yasalara uyduktan sonra bu yaşam hakkını en güzel şekilde kullanmak ister insanoğlu.
Toplumda huzur içinde yaşamanın en birinci şartı ise “Saygı”.
Eşe saygı, aile büyüklerine saygı, komşuya saygı, yayaya saygı, canlıya saygı, binlercesini sayabiliriz, “Saygı” başlığının altında…
Şimdi belki diyeceksiniz ki, bunca olaydan sonra “saygı” nutku çekmenin ne gereği var?
Zaten herşey tam da bu noktada birbiriyle kesişiyor.
En basitinden, bu ülkeyi kurmak ve bugün mevcudiyetini korumak için can veren nice şehide saygılı bir Türk vatandaşı bu oluşumlarda, kalkışmalarda yer alabilir mi?
Gazetelerde “Cinlerden emir alıyoruz” gibi ifadeler dolaşıyor.
Bunlar, darbeye kalkışan bazılarının ifadeleri.
Koskoca, eğitimli, donanımlı olması gereken insanların konuştukları, inandıkları şeylere bakın.
Atatürk'ün, Türkiye'nin geleceği için işaret ettiği “Medeniyet yolu” bu değil elbette.
***
Konu açılmışken yazayım, ama bana kızmayın, eleştirmekten ziyade üzüldüğüm için yazıyorum, epeydir de bekletiyorum ama, şimdi zamanıdır sanırım.
Ramazan ayı boyunca televizyonda dini sohbetler oluyor, iyi de oluyor, insanlar tereddütlü oldukları konuları dini konularda bilgi ve söz sahibi olan hocalara danışıyor, bilgi sahibi oluyorlar, aydınlanıyorlar.
Ancak;
Bu Ramazan bazı geceler ben de izledim bu programlardan bazılarını. İnsanlar neleri merak ediyor, ne yanıtlar alıyorlar bilmek istedim.
İçlerinde çok mantıklı sorular ve yanıtlar var, bazıları ise benim sizlere aktaramayacağım kadar özel, üstelik ekranlarda milyonlarca kişinin huzurunda o kişi kalkıyor, açık açık soruyor, hayret mi diyeyim, medeni cesarete bravo mu diyeyim bilemedim.
İşte neden sorulduğunu anlamadığım o sorulardan bir tanesi (bir bayan soruyor)
-Hocam, boynumda “Allah” yazılı kolyem var, bununla tuvalete gidiyorum ama rahatsız oluyorum ne yapayım?
Yanıtı aktarıyorum:
-Kızım rahatsız oluyorsan tuvalete giderken kolyeyi ters çevir, görünmesin.
Sorunun ve yanıtın yorumunu size bırakıyorum….
Bir başka soru:
-Babamın cebinden gizlice para alsam caiz mi?
Ve bir diğeri…
-Evlenmeyi düşünmüyorum nasip olursa ağzım kilitlenir mi?
Bir tane daha:
-Hocam, kocam çalışırsan hakkımı sana helal etmem dedi, ancak vefat etti, benim üç çocuğum var, çalışmam gerekiyor, şimdi ne yapacağım?
(Ne yazık ki o sırada telefon çaldığından cevabı duyamadım.)
…..
Dini konularda aydınlanmak isteyen birisinin, bilge, aydın bir din bilginine danışmasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak “babanın cebinden gizlice para çalma”yı okeyletmeye çalışmanın, dinle, hukukla, örfle de bir ilgisi olamaz. Bu eylemin, hepimizin bildiği tek bir adı var. Aktardıklarım ve yazma gereksinimi duyduklarım, birilerinin din bilgisine başvurulması olayı değil, kafaya takılanların, sorulan soruların içeriği…
Ezberimizi değil, aklımızı ve mantığımızı kullanmalıyız.
Önemli olan insanın özüdür.
***
Özü demişken;
Şimdi de sıra buna geldi.
Önce aksaklıkları sıralayayım, sonra toparlayacağım.
Biz çocukken, dolmuşta, otobüste, her neyse; büyüklere, yaşlılara, bayanlara, hamilelere, özürlülere yer vermemiz öğretilmişti, doğrusu da buydu, öyle de yaptık, kendi çocuklarımızı da böyle yetiştirmeye çalıştık, bu çok doğal bir şeydi, bir toplumsal görevdi, zevkle, istekle yapılırdı.
Şimdi (haklarını yemeyeyim hala var) bu kibar ve düşünceli insanların sayısı azaldı, çoğu insan birine yer vermek zorunda kalmamak için kafasını öne eğiyor ya da camdan dışarı bakıyor.
Yıllar sonra birgün ayakta zorlukla duranın kendisi olabileceğini düşünemiyor…
Çünkü, o kadar öğretiliyor belki de….
Önemli bir konu mu, evet, zira bu bir gösterge.
Gelelim bir diğer konuya.
Ben hem sürücüyüm, hem yayayım.
Bu satırları sürücü olarak yazıyorum. Malum şehrimiz yokuş, yollar dar, mümkün olduğunca yürümeye çalışsam da market işi şu, bu derken araba lazım oluyor.
Şehir içi, şehir dışı yolu var, bir de emniyet şeridi var. Emniyet şeridi ne için= Ambulans, itfaiye, polis ve acil durumlar.
Bilemediniz.
Emniyet şeridi bazı sürücüler için özel yapılmış (!) ya da onlar öyle sanıyor. Ben ve trafik kurallarına uymak niyetinde olan diğerleri uzun şerit boyunca ışığı beklerken, bazı uyanık geçinenler fırt fırt fırlıyor, arkasından öteki, onun arkasından diğeri, tam lambanın önüne gelince de arabaların önüne kırarlar, bazen de en sağdan en sola dönme manevraları…
Uyanık ya, herkesten önce geçecek…
Oysa ki başkasının hakkını, zamanını çalma, en çok da saygısızlık.
Hani başta sözünü ettiğim “Saygı” olayı var ya, işte o. Ya o sırada, emniyet şeridi bir ambulansa lazım olsa?
***
İnsanız, hepimiz hata yaparız, benim de istemeden, bilmeden hatalarım olmuştur ancak hep başkalarının haklarına saygı göstermeye çalıştım, tsunami felaketinin ardından ellerinde bidonlar, haftalarca bir bidon su için sıra bekleyip en ufak bir kargaşa yaratmadan yine de gülümseyebilen Japonların görüntülerini hiç ama hiç unutmadım.
Bugün dünya, düzgün bir arazi yapısına sahip olmadığı (adalar topluluğu) ve hergün bir sürü irili ufaklı depremle boğuştuğu halde dünyanın en büyük teknolojilerinden birine ve en köklü geleneklerine sahip Japon toplumuna şapka çıkarıyor…
***
Bugün anlaşıldı ki, ulusumuzun temelleri de aynı sağlamlıkta ayakta durmakta.
Yeter ki değerlerimizin erozyona uğramasına izin vermeyelim.
Birinci görev ailelerin, ikincisi öğretmenlerin ve sonrası bireylerin kendilerinin.
Hoşgörülü, saygılı aydın bir toplum, mutlu, çalışkan bireyler.
Barış içinde bir ülke.
Haydi Türkiye….
Haftaya buluşuncaya dek;
Esen kalın,
Hoşça kalın...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık