• 01 Nisan 2014, Salı 9:39
SedefErol

Sedef Erol

TÜRK KADINI
 Seçim öncesi yazıyorum,
Seçim sonrası okuyacaksınız…
Yazımızı önceden teslim etme durumumuz var, 
Üstelik verecek yalnızca bir oyumuz var.
Ama o bir oy da çok değerli.
Liderlerde ses, nefes,
Caddelerde afişlerden boş yer kalmadı…
Ben yazarken böyle de;
Siz okurken bakalım ne olacak…
Sonuçta ülkemiz kazansın istiyoruz,
Vatanımızı seviyoruz.
Genel seçim havasında geçen bu yerel seçimler sonucunda, şu veya bu şekilde birileri mutlu, birileri mutsuz olacak.
Yani işin doğası gereği, seçimlerin kazananı ve kaybedeni olacak.
İşte bu noktadan itibaren,sade bir vatandaş olarak dileğim, oy toplayarak görevi devralan kişilerin parti gömleğini çıkarıp, seçildikleri yöreye, beldeye ya da bölgeye hizmet vaadini hatırlamaları ve görevlerine bu şekilde başlamalarıdır.
Çalışkanlığı, dürüstlüğü ve adil yönetimiyle kendi karizmasını ve kariyerini oluşturan bir yönetici ya da başkan, zaten zamanla partiler üstü bir konuma gelebilmektedir.
Ülkemizde bunun örnekleri bulunmaktadır.
Yörelerin, beldelerin ve belediyelerin kalkınmasının ise seçildiği bölgeye dürüst bir yönetim anlayışıyla, ayırım yapmaksızın, halkın önceliğini ve ihtiyaçlarını ön planda tutarak sorunlarını ele alan belediyecilik anlayışına sahip kişilerle mümkün olabileceğine inanmaktayım.
Seçim ile ilgili yorumlarım bu kadar.
Toplum için en doğrusunun olmasını diliyor ve bekliyorum…
**
Gelelim en bildik konuya.
Oku oku, yaz yaz bitmez.
Ben gözümü kapadıkça, üzerime, üzerime geliyor.
Nedeni de, toplumun bir kesiminin bu konuda “bilinçaltı şartlanmış” olması olsa gerek…
Ancak nasıl olur bilemiyorum, buna bir şekilde dur demeli.
“Kadın katleden erkek” durumundan bahsediyorum.
Gazetelerin üçüncü sayfasının son gözde konukları “kadın kesen erkekler.”
Türkiye'nin yeni bir canavar türü olsa gerek.
Hani vahşi hayvanları çiftleştirip vahşi cinsler yaratıyorlar ya, bana bu katiller de böyle türemiş gibi geliyor.
Ancak bunların durumu tamamen psikolojik ya da sosyolojik olmalı, uzmanlar karar versin.
Biraz ağır buldunuz değil mi yazdıklarımı, ancak kendinizi katledilen kadınların yerine bir koyun bakalım yine aynısını mı düşüneceksiniz.
Ölümün ötesi, geri dönüşü yok…
Kimsenin kendini cellat ilan etme hakkı da yok.
Ancak ediyorlar.
Sonrası bilindik hikaye; “Çok pişmanım.”
O da yalan, cezadan kurtulma numaraları, ayrıca gideni geri getirmeyecek.
Hakim karşısında boynunu kırıp da pişman olmayanı duymadım.
Gelelim konumuza.
Bu olayı yazmıştım, şimdi duruşması yapıldı. Sanığın ifadesi nedeniyle konuyu tekrar ele almak gereğini duydum.
Önemli olan bakış açısı ve zihniyet.
Ve ne yazık ki giderek yayılmakta olan bir zihniyet, işte kadın cinayetlerini tetikleyen de bu olsa gerek.
Bir gazeteden aktarıyorum:
Diyarbakır'da temizlik işçisi S.B. (25), birçocuk annesi eşi D.B.'yi (28), kendisini aldattığı iddiasıyla yirmibir bıçak darbesiyle öldürdü. Aldatma olayını ispatlamak için evin değişik yerlerine kamera ve ses kayıt cihazlarını yerleştiren ve cinayet anında eşinin seslerini kaydeden S.B.'nin yargılanmasına eşinin seslerini kaydeden S.B.'nin yargılanmasına Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmada Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.
Savcı, cihazlardaki kayıtlar ve dosyanın incelenmesi sonucunda maktulün eşini aldattığı yönündeki iddiaları doğrulayacak hiçbir delil elde edilemediğini söyledi. Yapılan otopside D.B.'nin dört haftalık hamile olduğunun tespit edildiğini ve S.B.'nin eşinin hamile olduğunu bildiğini ifade eden savcı, bu nedenle gebe olduğunu bildiği eşini kasten öldürmekten cezalandırılması gerektiğini savundu. Cumhuriyet savcısı, sanık hakkında koşulları oluşmadığından haksız tahrik indirimi hükümlerinin de uygulanmamasını istedi.
Savcı, sanık S.B.'nin bu sebeplerle ağırlaştırılmış ömür boyu hapisle cezalandırılmasını talep etti.
Savcının esas hakkındaki görüşüne karşı savunması alınan sanık S.B. ise: 
- Kayıt yapmamın amacı gerçekleri ortaya çıkarmaktı. Gerçekleri söylemesini istedim. Bir anda kedimi kaybettim. Keşke ölseydim de böyle olmasaydı. Pişmanım, beraatımı istiyorum.
Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme, taraf avukatlarına savcının esas hakkındaki görüşüne karşı savunmalarını yapmak üzere süre vererek duruşmayı erteledi.
**
Kapıldığı şüphe sonucu (!) eşini ve doğmamış çocuğunu, vahşice öldüren bir adam!
Üstelik cinayet anını da kameraya kaydetmek suretiyle….
Aldatmayı kanıtlayacak bir delili de olmadığı halde…
Olsa bile, insan katletme hakkını kimse ona vermediği halde,
Geçmiş hakim karşısına,
“Bir anda kendimi kaybettim,
Pişmanım,
Beraatımı istiyorum”
Diyor.
Ona göre;
Pişman olmuş olması yeterli,
Beraat edecek,
Mutlu mesut yaşayacak, 
Yeni bir yuva kuracak,
Yeni kameralar koyacak,
Ve belki yine kameralar göstermeyecek (!)
Şüphe girmiş beyne bir kere…
Tabi iş ona ve bu durumlara kalırsa…
**
Karısını yirmibir yerinden bıçaklayıp doğmamış çocuğuyla birlikte katledip öldüren bir adam, hakim karşısına geçip, “beraatını” isteyebiliyorsa, gerçekten bu işte bir yanlışlık olmalı, birileri bu cinayetlere “dur” demeli.
Türk kadını gazetelerin üçüncü sayfa mağduru olarak değil, toplumda hak ettiği ve bir zamanlar elde ettiği saygın konumuyla anılmalı.
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık