• 29 Nisan 2014, Salı 9:24
SedefErol

Sedef Erol

TAŞI TOPRAĞI ALTIN
 Sevgili okurlar, bir işim nedeniyle bir süredir İstanbul'da olduğumdan, yazılarımı da oradan yazıp yollamaktayım gazeteme.
Öğrenimimin ve dolayısıyla yaşamımın bir kısmının geçtiği, çok sevdiğim İstanbul nedeniyle iki büyük tarihi kişiliğe inanılmaz saygı ve sevgi duymaktayım:
Yirmi yaşında gencecik bir delikanlıyken, atalarının gerçekleştiremediğini başararak İstanbul'u fetheden büyük hükümdar Fatih Sultan Mehmet ve,
“Geldikleri gibi giderler” sözünün mimarı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, boğazdaki düşman gemilerini geldikleri gibi göndererek İstanbul'u bize yeniden kazandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
İşte köprüden, Asya yakasından Avrupa yakasına her geçişimde bu her iki vizyonu ve hizmeti son derece büyük insanı saygı ve minnetle anarım.
Dünyada bir başka İstanbul daha yok.
Ancak bu gidişle mevcudu da kalmayacak.
Öğrencilik yıllarımda (1976-1981) şahane bir İstanbul manzarası vardı, yemyeşil ağaçlar arasında tarihi camilerin görüntüsü büyüleyici bir atmosfer yaratır, mavi-lacivert yemyeşil ağaçların yerini alçaklı-yüksekli binalar dev gökdelenler alınca, güzelim tarihi camiler seçilmez oldu. Trafik dersen arapsaçı, insanlar bir başka alem, ancak yine de İstanbul bu, ne kadar da bozsak, büyüsü gitmiyor.
Eski İstanbul'un en güzel görüntülerini ise arada bir televizyon kanallarında rastladığımız eski Türk filmlerinde yakalamak mümkün.
Bu yazıyı okuyan herkesin bir şekilde İstanbul'la bağlantısı olduğuna göre, daha fazla anlatmama gerek yok, görüntü de bir tarafa, hayatın ne derece “yaşanabilir” olduğu önemli bu şehirde.
On gündür buradayım, işlerim dolayısıyla koşturup durmaktayım.
Bu şehre geldiğimde, genel vasıta güzergahı, otobüs hatlarını fazla bilmediğimden daha çok taksi tercih etmek zorunda kalıyorum, bu sefer de öyle oldu.
Öyle oldu da, macerası da çok oldu.
İstanbul'da taksiye binebilmek öyle her babayiğidin harcı değil, işler değişmiş, bakın nasıl olmuş:
Geçtiğimiz günlerden birinde, yanımda annem de var, alışveriş merkezinden çıktık, yorgunuz, ellerimiz dolu, taksiye binip eve öyle döneceğiz.
Alışveriş merkezinin önünde sıra sıra dizili olup müşteri bekleyen taksilere yöneliyoruz, sırayı bozmamak adına en baştakinin kapısını açarak girmeye niyetleniyoruz.
Fakat o da ne, içeriden şoför beyin sesi:
-Hanımefendi arkadaki taksiye lütfen!
Zorla binecek halimiz yok ya, nedenini sormaksızın yükü yumağı toplayıp arkadaki taksinin kapısını açıyoruz.
İkinci taksinin şoföründen de buz gibi bir ses:
-Bayan doluyum!
İçerisi bomboş taksiye şöyle bir baktıktan sonra bir arkaya yöneliyoruz, şoförü yok, böylece deneye deneye AVM kapısındaki hiçbir taksiye binmeyi başaramayarak çaresiz ana caddeye çıkıp kendimizi yoldan geçen arabaların arasına atıyoruz.
Güçlükle bir tanesini çevirip bindikten sonra, derdimizi taksi şoförüne anlatıp neden boş taksilere alınmadığımızı sorduğumuzda ise aldığımız yanıt bizi adeta şok ediyor:
-Abla bunlar Arap turist bekliyor, alışveriş merkezinden çıkan Arapları alıyorlar, Arap değilseniz binemezsiniz!
Böylece Türkiye'nin en güzide ili İstanbul'da Türk vatandaşı olan bizler, bazı taksicilerin gözünde, uyruğumuz nedeniyle “makbul olmayan müşteri” konumunda olmuş oluyoruz!
“Bunlar mesleğimizin yüzkaraları” diyor bizi götüren sürücü arkadaş Arap turist bekleyen taksi şoförleri için.
Aslında böyle bir ayrım yapmak suç olmalı ama kim tesbit eder, eder mi, uğraşır mı o da bilinmez..
Gelelim bir başka vakaya.
Dedim ya, taksilerle çok haşır-neşir olduğumdan İstanbul'da taksi maceralarım bitmez.
Yine bu seyahatte Kapalıçarşı-Mısırçarşısı'nda işimi halletmişim, saatlerce ayakta kalmışım, Eminönü'ne indim yürüyerek, ters istikamet olduğundan eve ancak taksiyle dönebileceğim.
Yine arabaların arasına atlayarak boş taksi kovalıyorum, mesai saati bitmiş hep dolu, dolu, hah, bir tane boş, güç bela neredeyse önüne atlayarak durduruyorum;gideceğim adresi söylüyor ve arabanın kapısını açıyorum:
Şoförden şöyle bir yanıt:
-Abla ben Zeytinburnu'na gidiyorum, gidersen seni oraya kadar götüreyim!
Artık yorgunluk ve sinir bozukluğundan benim de tepemin tası atıyor ve:
-Kardeşim ben evime gideceğim, senin istediğin yere mi gideceğim, deli misin nesin? Diyerek çaresiz binemediğim taksiden iniyorum. Daha sonra arkasında durup da beni alan diğer araçtaki şoför arkadaş, ben olayı anlatınca duruma açıklık getiriyor:
-Turist değilsin ya abla ondan seni almak istemedi herhalde, bahane uydurdu.
-Kardeşim müşteri şoförün istediği yere mi gider, madem sen niye durdun da aldın!
-Herkes bir mi, bunlar böyle yapıp hem turistleri kazıklıyorlar, hem de mesleğimize leke sürüyorlar!
İşte böyle sevgili okurlar, İstanbullu İstanbullu olalı herhalde böyle zulüm görmemiştir, insanlar parasıyla arabaya binemez olmuş; bunu da gördük, yaşadık!
Kesinlikle bunlara kontrol, denetim ve düzenleme olmalı…
**
Yolculuğum bitmeden ve dönmeden bir anımı daha aktarmak isterim.
Kapalıçarşı-Mısırçarşısı'nda olduğumuz gün yine annemle beraberiz, epeyce dolaştık, yorulduk, geldik Eminönü'ne banklarda yer bulduk, oturduk.
Masmavi gökyüzü, kuşlar bildiğiniz gibi, malum Eminönü manzarası, insanlar yığın yığın, kimi gidiyor, kimi geliyor, çeşit çeşit, boy boy insan kalabalığı. 
Kuşlar, satıcılar, dilenciler…
Dilenciler…
Gerçek ihtiyaç sahibiyle, bu işi meslek edineni ayırt etmek  öyle zor ki!
Kimi geçiyor, kağıda “Suriyeliyim, yardım edin” yazmış, kimi elini uzatıyor.
Baştan annemle cebimizde, cüzdanımızda irili, ufaklı ne varsa boşalttık, baktık böyle olmayacak, bir, iki, üç-beş, bu işin sonu yok!
“Kalk kızım” dedi annem. Biraz daha oturursak, biz de elimize boş bir kutu alıp bankları dolaşmaya başlarız, bu gidişle eve dönecek paramız kalmayacak!
**
Taşı toprağı altın İstanbul!
Bir yanda Arap turist bekleyip müşteri beğenmeyen taksiciler…
Bir yanda elinde pankart, döviz, yardım bekleyen çaresizler…
Bir yanda gökdelenler…
Metropolün gerçeği bu olmalı!
**
Haftaya buluşmak dileğiyle esen ve mutlu kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık