• 17 Ocak 2017, Salı 8:23
SedefErol

Sedef Erol

ŞUNDAN – BUNDAN
 İçinden geçmekte olduğumuz süreç hepimizin malumu.
Ülkemizin yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, ben yüzleri biraz gülümsetebilmek adına, Türkiye ve dünya genelinin traji-komik haberlerinden bir derleme yapayım dedim.
Traji-komik dediysek, isteyene içinden ders çıkarabilme olanağı da var elbette.
İlk önce Trabzonsporlu taraflardan başlayayım.
Ebette bu eylem tüm Trabzon'a mal edilemese de, bazen fanatiklik boyutunun akıl dışı yollara nasıl sapabildiğinin bir göstergesi olsa gerek.
Habere göre Kadıköy Ülker Stadı'ndaki Fenerbahçe müzesine gelen Trabzon'lu Halit Şahin (38) vitrini kafasıyla kırıp Fener'in kupasını aldı.
-Kaç senedir bu kupayı bekliyoruz…
diye bağırarak kaçarken yakalandı.
Fener'in şampiyon olduğu 2010-2011 sezonundan sonradan kumpas olduğu anlaşılan şike davası yaşamıştı. İkinci olan Trabzonspor, şampiyonluğun kendi hakları olduğunu iddia etmişti.
….
Şimdi bu olaya hem gülünür hem de üzerinde biraz düşünülür.
Şampiyonluk kupası bir sembol, onu oradan alıp Trabzonspor'un müzesine koysan, Trabzon 2010 2011 şampiyonu olmuyor. Bu vatandaş ise herhalde bunu kavrayamıyor, keramet kupanın kendisinde sanıyor. 
Aradan geçmiş altı-yedi yıl, şampiyon o zaman tescillenmiş, olay bitmiş. Kupa bir görüntüden ibaret. Ancak bazı Trabzonspor'lu yöneticiler yıllardır bu konuyu kaşıya, kaşıya Trabzon taraftarını bu noktaya getirdiler. Vatandaş biraz da mantıksal melekelerden yoksun olunca, işte ortaya bu komik manzara çıkıyor.
Zaten Fenerbahçe'nin Galatasaray kadar kupası yok, (bu da benim fanatikliğim olsun, ama zararsız bir fanatiklik) olanı da bunlara kaptırırsa, müze hepten boşalacak…
Şaka bir yana, bu vitrini kırıp Fenerbahçe kupasını çalma girişimi çok ilginç geldi bana.
Bu kişi kupayı müzeden alınca Fenerbahçe'nin 2010-2011 sezonu şampiyonluğunun yok farzedileceğini düşünmüş olabilir mi? 
Şaka gibi gerçekten… 
 x x 
Bu da Gürcistan'dan bir haber:
“Gürcistan Güney Osetya'da Data Vanişvili (82), birkaç günlük bir seyahate çıktı. Yaşlı adam evine döndüğünde Rus askerleriyle karşılaştı. Askerler Data Vanişvili'ye
- Rusya ile Gürcistan'ın sınırı değişti. Evin artık Rusya'da. Rusya'da yaşamak istemiyorsan evi terket! 
dedi.
Data Vanişvili:
- Burası Rusya toprağa diyorlar. Ben Gürcistan vatandaşıyım
diye olaya tepki gösterdi.
Güney Osetya'da Gürcistan ve Rusya arasındaki çatışmanın ardından “Yönetimsel sınır çizgisi” adlı bir bölge yer alıyor. 
Ancak sınırın çizgileri net değil…
….
Aslında bu olay, komedi gibi görünen bir trajedi.
Düşünün birkaç günlüğüne evden gidiyorsunuz, dönüşte ya malınızı, ya uyruğunuzu terketmek durumuyla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Hani “Kırk katır mı, kırk satır mı?” derler ya, işte bu durumda öyle.
Ne diyeceğimi, ne yorum yapacağımı bilemedim.
Yalnızca, bazen siyasetin insanları ne hale soktuğunun bir göstergesi diyebilirim.
x x 
Gelelim tekrar ülkemize…
Böyle birşey yaşanabilir mi, yaşandı! 
Manisa'dan çarpıcı bir haber:
“Manisa'da otuzaltı yaşındaki Çağlar Çil 2014 te açık kalp ameliyatı geçirdi. Çok sayıda ilaç kullanıyor. Geçtiğimiz günlerde karnında rahatsızlık hissetti. Haplardan birinin bütün halinde dışkıyla dışarı çıktığını gördü. Yapılan araştırmada ilacın sahte olduğu ve plastikten yapıldığı anlaşıldı. 
Sağlık Bakanlığı, ilacın kaynağını ve eczaneye nasıl geldiğini soruşturuyor…”
….
Bu konuyu, eczanelere ve ilaç depolarına karşı bir yazı olarak ele almadım.
Buralarda bir aksaklık, kural dışılık olduğunu da düşünmüyorum.
Kim, bir kutu hap için mesleğini, kariyerini tehlikeye atar ki?
Ancak bu olaydaki gerçek, birilerinin insan sağlığını riske atacak bu sanal ilaçları üretiyor ve bir şekilde satış yerlerine ulaştırıyor olması. 
Yöntemini ben bilemem, bildiğim şey bir kez daha insan sağlığının hiçe sayıldığı.
Hem de ne için, para için… 
Okul kapılarında uyuşturucu satmakla, bu sahtekarlık eylemi arasında ne fark var? 
İkisi de insan sağlığını tehdit ediyor, birilerinin cebi dolsun diye. 
Ancak keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.
Belki de bir gün bu sahtekarların yakınları, ya da çocukları piyasaya sürülmüş bu sahte hapları yutacak, hastalanacak…
İnsan herşeyden önce vicdan sahibi olmalı, işte o yoksa bu tür üç örnekleri görmeye devam ederiz… 
x x
Futbolla başlamıştık, futbolla bitirelim. 
Olay, bir hakemle ilgili. Ancak bu yazıyı tüm aklı başındaki hakemlerimizi tenzih ederek yazıyorum. 
İnsanlık vasıfları taşımadıktan sonra mesleğin hiç bir önemi yok. 
Ve işte haber:
“İstanbul Ortaköy'deki ünlü gece kulübü Reina'da yılbaşı gecesi DEAŞ üyesi terörist 39 kişiyi katletmişti. Sosyal medyada katliama destek olan paylaşımlar dehşete düşürmüştü. Türkiye Futbol Federasyonu'na bağlı Kütahya ili hakemlerinden Süleyman Belli:
- Ne oldu Noel Babanız. Hep hediye getirecek değil ya. İçtiğiniz rakı ve biralar belki öbür tarafta şefaatçiniz olur dermişim, avucunuzu yalayın…
Yazmıştı.
TFF dün Süleyman Belli'nin hakemlik lisansının iptal edildiğini ve üç yıllık hak mahrumiyeti cezası verildiğini açıkladı….”
x x 
Masum insanların katledilişinin neredeyse destekleyen, insanlık adına çok talihsiz bir açıklama! 
Oysa ki ben, dünyada tüm insanların kendilerine yalnızca bir defalığına sunulan yaşam hakkını güzel değerlendirmelerini, mutlu ve sağlıklı yaşamalarını dilerim.
İnsan doğmak başka, adam olmak daha başka….
Mutlu, sağlıklı ve güzel günler dileklerimle, bu haftalık:
Esen kalın, hoşça kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık