• 18 Nisan 2017, Salı 10:13
SedefErol

Sedef Erol

SUÇLU KİM?
 Epeydir yazmamıştım “kadın cinayetleri” konusunu.
Ha, yazmayışımın nedeni, olayların durulmasından değil ne yazık ki, kabak tadı vermekten koktuğumdan.
Kabak tadı demişken, bu deyimin aslı neye dayanıyor bir araştırayım dedim.
Bakın kabak tadı vermenin öyküsü neymiş:
Rivayet odur ki, Türkiye'nin ücra bir köyünde köylüler toplanıp bir cami yapmışlar fakat bu camiye hoca atanmamış, Ramazanda yaklaşınca haliyle ezan okuyacak, namaz kıldıracak hoca lazım, köylüler kendi aralarında para toplayıp bir hoca kiralanmışlar, bir aylığına hoca köye gelmiş, saygı sevgi sonsuz, köyün muhtarı “Hocam Ramazanın ilk günü, bizim misafirimiz olun” demiş, hoca da kabul etmiş.
Fakat muhtar eve haber vermeyi unutmuş, iftar yaklaşmış, eve gitmişler, muhtar :
“Hocam affedin eve haber vermeyi unuttum” demiş. 
Hoca da:
“Önemli değil, ne piştiyse, Allah ne verdiyse onu yeriz” demiş.
Sofraya oturmuşlar, evin hanımı “Hocam geleceğiniz haber verilmedi bana, bugün de sadece kabak yapmıştım” der.
Hoca da:
“Zararı yok, kabak en sevdiğim yemeklerdendir, hem kabak cennetten çıkmadır” diye methetmiş.
Hoca kabağı çok beğenince, evin hanımı sahurda da ikram etmiş, ertesi gün olmuş, köy halkından biri hocayı davet etmiş.
Köylü hanımına demiş ki:
“Hanım muhtarın evine git bir sor, hoca neleri sever, bir öğren…”
Hanım muhtarın evine gitmiş, muhtarın karısıyla konuşmuş, muhtarın karısı hocanın kabağı çok methettiğini, çok sevdiğini söylemiş, köylünün hanımı da “o zaman biz de kabak yapalım” demiş.
Bu böyle bir gün, iki gün, üç gün, dört gün diye Ramazanın sonuna kadar gitmiş, Ramazan bitmiş, hocaya sormuşlar:
“Hocam rahat edebildiniz inşallah, iyi geçmiştir umarız Ramazanınız?...”
Hoca da:
“Ramazan iyiydi, hoştu da çok kabak tadı verdi!...” demiş.
x x 
İşte yeri geldi anlattım, “Kabak tadı” deyiminin hikayesi böyle…
Gerçekten de, kadın cinayetleri konusu artık kabak tadı verdi, vermeye de devam ettiğinden biz de yazmaya devam ediyoruz. 
Bu seferki vahşet aile boyu.
Ailenin erkeklerinden neredeyse olaya karışmayan kimse kalmamış…
Hikaye bilindik = namus meselesi….
Hani namus yalnızca kadında sorgulanır ya, hani namus yalnızca bedende sorgulanır ya, işte hesap o hesap! 
Bir okuyalım şu namus bekçilerinin (!) inanılmaz vahşetini:
“Adana'da üç çocuk annesi Senem Barık (31 yaşında)  şiddet gördüğü eşi Arap Barık, bir yıl önce cezaevine girince evden kaçtı. Eşinin halasının kızı olan ve onbeş yaşında evlendirilen iki çocuk annesi Zeliha Sevgilibaş (21 yaşında) da kocasından şiddet gördüğü için Senem Barık'la birlikte gitti.
Barık ailesi o günden beri peşlerindeydi.
İki genç kadının evini kısa süre önce buldular.
Dede Hikmet (65), oğulları Davut, Ayhan ve Savaş, torunları O. (14) ve Doğan Barık (19) ile pazar akşamı evi bastılar.
İki otomobille gelen Barık ailesi, Senem ve Zeliha'nın boğazına bıçak dayadı, döverek otomobile bindirdi.
Komşulara:
“Namus meselesi, karışmayın” diye bağırdı.
Birkaç saat sonra polis, boş arazide iki kadının cesedini buldu.
İşkence edilmiş vücutları kırık içindeydi.
Senem dokuz kurşunla, Zeliha başı ezilerek öldürülmüştü.
Vahşeti üstlenip teslim olan Doğan Barık:
“Erkeklerle geziyorlardı” dedi.
Ölenlerin yakınları:
“İki kadın kentin göbeğinde kaçırıldı” diye tepki gösterdi…
….
Şu olayı düşünebiliyor musunuz, belli ki her iki kadın da şiddet mağduru olduğundan, kaçıp kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışmışlar.
Ancak muhtemelen terkedilmeyi kabullenemeyen aile, infaz kararı almış (!)
Hiç mutlu bir kadın, kaçıp evini terkeder mi, peşinden gelecek riskleri göze alabilir mi? 
Hakaret et, döv, kölelik bekle, katlanamayınca mazeret hazır “Namus meselesi”
Diyelim ki iddialar gerçekti, memleketin mahkemeleri var, boşarsın, ilişiğini kesersin olur biter.
Bir sürü katil var bu olayda.
Eşine şiddet uygulayan, onbeş yaşında, bir çocuğu zorla evlendiren, namusu bahane ederek infaz eden, hangisini sayayım… 
Belki de tek suçsuz, öldürülen iki kadın! 
Türkiye'deki kadın cinayetleri haritasına bir göz atalım. 
Sadece ayrıldığı, boşandığı, boşanmak istediği için kadınlar değil, son zamanlarda tanık olduğumuz gibi, sevgilisinden, nişanlısından, kocasından ayrılmak isteyen ya da ayrılan kadının yanı sıra ona sahip çıktığı için ailesi de şiddete uğruyor ve öldürülüyor…
2015 yılında Türkiye'de 309'u silahlı toplam 414 kadın cinayeti yaşandı. 
Yani bu rakam, yalnızca basına yansıyan olayları içeriyor.
Bu cinayetlerde, anne karnındaki altı haftalık ceninden (daha hayata gözlerini açmadan kadın cinayeti mağduru olan) 85 yaşındaki kadına toplam 414 kadın ve aile bireyi öldürüldü, kimisi ağır 91 kadın ve aile bireyi de yaralandı…
2016'da bu rakamın aşağılara düştüğünü söylemek isterdim.
Ancak ne yazık ki sürekli yineleyen aynı tip haberler, bu düşüncemin yalnızca “Umut” boyutunda kalmasına neden oluyor.
İnsanı, yalnızca “insan” olarak değerlendirebildiğimiz ve karşı cinse eziyet etme hakkına sahip olmadığımızı kavrayabildiğimiz zaman, ben de kadın cinayetleri tefrikası yazmaktan vazgeçeceğim.
Dileğimin, yakın bir zamanda diliminde gerçekleşmesi umuduyla…
Haftaya buluşunca dek, 
Esen kalın
Hoşçakalın sevgili okurlar..

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık