• 11 Aralık 2012, Salı 9:13
SedefErol

Sedef Erol

SUÇ VE CEZA
  Sonunu bekleyen ağrılı, acılı hastalar,
Ya da işkence gören insanlar dışında, ölüm zaten üsrkütücü bir gerçek olsa da,
Böylesi hiç akla gelmez, beklenmez ve düşünülmez sanırım.
**
Rusya'nın Sibirya bölgesinde yaşayan dört balıkçı üç ay önce kaybolur. Helikopterle yapılan arama çalışmaları sonucu ikisi bulunur. Bulunur ama, korkunç bir gerçek de ortaya çıkar. Kaybolan bu dört balıkçıdan ikisi, (ki biri otuzbeş, diğeri otuzyedi yaşında) muhtemelen artık aranmadıklarını, bulunamayacaklarını anlayıp da açlıktan ölmeye yakın olduklarını farkedince , arkadaşlarını yemeye karar verirler. Ancak ufak bir sorun bulunmaktadır, o kişi hayattadır. Olsun, yiyecek yoksa, balta da mı yok, indirirler darbeyi, kurarlar sofrayı.
Gelelim dördüncü kişiye. Kendisine ait bir hiçbir  iz  bulunamadığından, onun da aynı sona uğramış olmasından şüpheleniliyor.
Bu olay, geçtiğimiz günlerde meydana geldi ve basında yer aldı.
Yazımın başında konu ettiğim ürkütücü düşünülmez ölümü yaşayan da, eksi otuz derece soğukta arkadaşlarının karnını doyurmak zorunda kalan diğer kişi ya da kişiler.
Kurtarılan ve hayatta kalmayı başaran (!) iki kişi kurtarıldıktan sonra götürüldükleri hastaneden kaçtıklarından, olay hakkında elde edilen bilgiler bu kadar.
**
Bu haberleri okuyunca kafam oraya takılıyor, bir adım ileri gidemiyorum.
“Yaşamak için öldüreceksin” tarzında mecaz içeren bir deyim vardır ya, bu sefer mecaz anlamdan çıkmış, tam anlamıyla gerçeğe dönüşmüş. Yalnız bu bir cinayet mi, yoksa “zaruri nedenler” göz önüne alınır mı, işte orasını bir türlü çözemedim. O, onu yemeseydi, öbürünü mü yiyecekti, ya da zaten dördü birden açlıktan öleceğine hiç değilse ikisi yaşasın diye mi düşünmeli, ama bu kez de karar verici kim olacak, hayatları üzerlerin yazı tura atacak halleri yok ya, nasıl düşünülür, nasıl çözülür, anlamadım.
Neresinden bakarsanız bakın, yaşayan bir insanı baltayla parçalayıp yemek bir insanlık suçu olmalı.
Bu, “ben öleceğime, o ölsün” anlamına geliyor. Yani, idam fermanını diğer iki kişi hazırlamış oluyor.
Dünyada daha önce böyle bir olay yaşandı, ancak “hayata dönüş”ü farklı bir şekilde uygulandı.
Filmi de çekilip arada bir televizyon kanallarında gösterildiğinden, birçok kişi bu trajik olaya vakıf oldu.
Ben yine de kısacık aktarayım:
Amerikan Rugby takımı, sanıyorum 1970'li yıllarda (daha önce de olabilir) And dağlarında kaybolur. Aslında bindikleri uçak kötü hava koşulları nedeniyle dağa çakılmıştır. Bu uçak uzun süre aranır, ancak bulunamaz ve aramadan vazgeçilir.
Düşüş sırasında yolcuların kimi yaşamını kaybetmiş, kimisi ise hayatta kalmayı başarmıştır. Cesetler karların üzerine dizilir, üzerleri tekrar karla kaplanır. Sağ kalanlar uçaktaki erzakla idare ederken bir yandan da birilerinin kendilerini bulacağı umudunu beslemektedirler. Oysa ki aramalar sona ermiştir. Bu arada yaralı olanlar açlık ve soğuktan teker teker ölmektedir. Dağın tepesinde olduklarından, bir yere ulaşma olanakları da bulunmamaktadır. Kış bastırmış, kalanlar açlıktan ölme ve soğuktan donma noktasına gelmiştir. Son bir çare kalmıştır, soğuk nedeniyle çürüme ve bozulma belirtisi göstermeyen cesetleri yemek!
Bunu kabul etmek ve gruba kabul ettirmek epey bir zaman alır! Ancak bu, son çaredir. Grup lideri cesetlerden birinden bir parça koparır ve diğerleri onu takip eder. Böylece kış atlatılır, sağ kalanlar bu cesetler sayesinde hayatta kalmayı başarır.
Filmin  sonunda kazazedelerden hayatta kalmayı başaranlar geçen bir uçak tarafından fark ediliyor ve kurtarılıyorlar…
Dram dolu, acıtıcı bir film.
Acıtıcı yanı, gerçeğe dayalı olması.
Bu insanların ömürlerinin sonuna kadar ruh sağlıkları yerinde bir yaşam sürdürebildiklerini hiç sanmıyorum.
Ya da bir daha et yiyebildiklerini…
**
Bunun yalnızca filmini izlerken bile bu kadar etkilenmiştim.
Hele bir sahnesinde, çok ağır hasta olan yolcu bir genç şöyle sesleniyordu arkadaşlarına, yakında öleceğini bilerek;
“Öldüğüm zaman beni rahat rahat yiyebilirsiniz, asla incinmem, hiç değilse bir işe yaradığımı bilmiş olurum…” 
**
Bu gerçekle Sibirya'da yaşanan gerçek arasında büyük bir fark var:
Burada insanlar, artık incinmesi mümkün olmayan, ölmüş insanlardan besleniyor, oysa ki, diğerleri kendi menfaatleri için başkasının canına kıyıyor.
Benim insanlık anlayışıma göre bunun tek bir adı var, o da cinayet ve mazereti yok.
**
İnsanlık demişken, bu konuyla ilgisi olmasa da, ben bu yazıyı yazarken televizyonda insanlıkla (pardon insansızlıkla) ilgili bir haber geçiyor, paylaşmadan edemeyeceğim, pes diyorum, başka bir şey demiyorum.
Şırnak'ta PKK ile çatışmada ağır yaralanan er Duyal Ceylan 19 Kasım tarihinden beri komadaydı, ne yazık ki hayata tutunamadı.
Mersin'deki mekanında tören yapıldı, ailesi cenazesini defnetmek üzere kabristana gitti, hırzsızlar da bunu fırsat bildi, girdi, şehit evini soydu soğana çevirdi.
Şu anda televizyon haberlerinde bunlar söyleniyor.
Sanki soygunu ben yapmışım gibi utancımdan kıpkırmızı oluyorum.
Bu gencecik insanlar bu vatan için, bizler için, bu toplum için canını veriyor, bu toplumun içinden birileri, bu can da yetmiyor, gidip geride kalanın malını mülkünü de alıyor…
Ey gafil, bu canlar toprağa gidiyor ama sizler rahat rahat yaşıyorsunuz.
Sizler yaşayın diye o kahramanlar çarpışıyor, ölüyor.
**
Utanıyorum…
Toplumdaki bu rezillerden…
Affet bizi şehit Duyal Ceylan…
Affedin bizi tüm şehitler…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık