• 02 Şubat 2016, Salı 9:10
SedefErol

Sedef Erol

SORUN'UN TEMELİ
 Literatürümüzde “Bile bile lades” diye bir deyim var ki, tam da aşağıda yazacağım satırlara, yine bir halk deyişiyle “cuk oturuyor.” Yönetmen Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin'in şehrin içinde , tam da İstanbul'un göbeğinde yaptığı feci kaza ve geri dönülmez sonucu…
Olayın öncesi, sonrası ve perde arkası…
Konunun boy boy gazete sütunlarına düşmesinin perde arkasında Sinan Çetin'in medyatikliği büyük rol oynamış olsa da, beni ilgilendiren kısmı işin magazin boyutu değil elbette, sorumluluk ve sorumsuzluk boyutu, isminin ne olduğu, kimin ne kadar yakını olduğu, medyada hangi sayfada yeraldığını belirleyebilir ancak bizim insani bakış açımızı değiştirmez.
Her normal insan gibi Rüzgar Çetin'in de hata yapma hakkı olabilir.
Ancak sürekli tekrarlandığında hata, hata olmaktan çıkar, başka bir şeye dönüşür.
Bazen başkalarının haklarına saygısızlık, bazen de başkalarının yaşamlarına saygısızlık…
İşte Rüzgar Çetin'in geldiği nokta bu.
* * * 
Ben de dahil olmak üzere, direksiyon başında olan herkes bilir, tüm kurallara uyulmuş olsa bile, (ki mutlaka öyle olmalı) sürücü için kaza riski ne yazık ki sıfırlanmış sayılmaz. Bazen kaygan bir zemin, yol fırlayan yaya ya da başka bir canlı, karşı yönden hatalı sollamış bir araç, hava koşulları nedeniyle görüş mesafesinin azlığı vs. vs., bir çok olumsuz koşul, çok dikkatli bir sürücüyü bile hataya zorlayabiliyor. Yollardaki uyarıcı niteliğindeki trafik levhaları da bu yüzden konuyor. Bunları neden yazıyorum:
Hepimiz biliyoruz ki, bir aracın son derece dikkatli kullanılması gerekir. Son derece dikkatle kullanıldığında dahi, istenilmeyen durumlar olabiliyor, dış koşullara bağlı olarak. Bu nedenle ben de dahil olmak üzere eminim her sürücü direksiyon başına, gününü kazasız belasız atlatma temennisiyle geçer.
Gelelim Rüzgar Çetin'in durumuna.
Kendisini tanımam bilmem, örnek o olduğu için onu yazıyorum. 
Olayı okumuşsunuzdur.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Beşiktaş Çırağan Caddesinde gece saat bir sıralarında hatalı sollama yapıyor, karşı yöne geçiyor ve karşı yönde kendi istikametinde ilerlemekte olan polis aracına çarpıyor. Öyle bir çarpma ki, polis aracının parçaları yollara dağılıyor, içinde bulunan polis memurlarından birisi fırlayarak yaralanıp hastanede yaşamını yitiriyor, diğer memur kazayı kırıklarla atlatıyor.
Olay sonrası Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen Rüzgar Çetin'in ifadesi alınıyor.
Karakolda alkolmetreyi üflemeyi reddettiği için alkol testi alınan kan örneğiyle yapılıyor.
Buraya kadar; “Bunlar zaten yaşanmış, görüşmüş şeyler” diyebilirsiniz, ama bir de aynı kişinin trafik siciline bir bakalım:
Gazetelerin haberine göre şahsın trafik dosyası hayli kabarık.
- Daha önce iki kez alkollü araç kullanmak suçundan ehliyetine el konulmuş.
- Ehliyetini aldığı günden bu yanan yirmisekiz trafik cezası
- Bu suçlar arasında:
  Tehlikeli şerit değiştirmek
  Emniyet kemeri takmamak
  Ehliyetine el konulmuşken araç kullanmak
Daha önce seksen ceza puanı bulunan Rüzgar Çetin'in yaptığı son kazayla birlikte ceza puanı toplamı yüzü geçmiş oldu. Alkolmetreyi üflemediği için iki yıl, alkollü çıktığı için altı ay ve yüz ceza puanının geçtiği için iki ay olmak üzere ehliyetine toplam iki yıl sekiz ay el konulduğu belirtildi.
Yine gazete haberine göre Çetin B sınıfı ehliyetini 2004 yılında Hakkari Yüksekova'dan almış!
İşte bu da bana çok ilginç geldi…
Bir başka ilginç ve acı nokta ise; Çetin'in avukatı yaptığı savunmada, hayatını kaybeden polis memurunun emniyet kemerinin takılı olmadığını, kemerin takılı olması durumunda belki de bu kadar ağır sonucun olmayacağını savunmasıydı.
Oysa ki Rüzgar Çetin'in trafik dosyasında “emniyet kemeri takmama” cezası bulunmakta….
* * * 
Şahıslarla bir işim yok, 
Rüzgarla, Ahmet'le, Mehmet'le….
Ancak sorumsuzlukla, sorumsuzlarla hesabım çok. Bir kimsenin altına Porsche marka araba vermekle iş bitmiyor, ona şoförlük mantığını, insanlara ve haklarına saygıyı, topluma karşı görevlerini de öğretmek gerekiyor. Hata, bir kere yapılırsa hatadır.
Tekrarlanmışsa, olacaklar kabullenilmiştir demektir.
Peki ya, karşı tarafın suçu ne?
Bir sorumsuz yüzünden genç yaşında bu dünyadan ve sevdiklerinden ayrılmak…. İşte tam da bu yüzden, ebeveynlerin çocuklarına ilk önce sorumluluk bilincini aşılaması gerekiyor. 
Bazen olacakların önüne geçilemiyor dense de, bazen de olacaklara zemin hazırlanıyor sırf bu yüzden.
Rüzgar Çetin örneği bunlardan yalnızca bir tanesi…
* *  *
Üzülerek yazdığım bu yazıyı birkaç fıkrayla sonlandırarak sizleri gülümsetmek istedim.
Elbette fıkra deyince Temel'siz olmaz:
Afrika'nın ormanlarında zenciler üzerine araştırma Temel, tamtam çalan bir zencinin yanına yaklaşıp sorar:
-Niye tamtam çalıyorsun?
-Günlerdir suyumuz yok, onun için çalıyorum.
-Bunu yağmur yağdırmak için yapıyorsun değil mi?
-Hayır, su tesisatçılarını çağırıyorum!....
* * *
Temel ile İdris, gemi seyahatine çıkarlar. Bir gün kamaralarında dinlendikleri sırada büyük bir fırtına başlar. Temel yatağına uzanır, İdris ise ölüm korkusu içinde dolanır.
- Batıyoruz, diye bağırmaya başlar.
Temel İdris'i teselli etmek amacıyla;
- Batacak, diye ne ağlıyorsun be İdris, der
-Bu gemi bizim değil ya!....
* * *
Kayserililer darılmasın, bir fıkra da onlardan:
Kayserili, hemşehrisi olan pastırmacının dükkanına gitmiş:
-Bu akşam misafirim gelecek, iyi yerinden pastırma ver.
-Eğer misafirin gelecekse pastırmadan vazgeç, sana hindi sucuğu vereyim. Hem daha lezzetli, hem daha güzeldir.
-Neden?
-Pastırma eccük karışık…. Sen beni dinle, halis hindi sucuğu al. 
-Peki alayım. Halis hindi sucuğuna da bir şey karıştırmadın inşallah
-Sen yabancı değilsin… Biraz eşşek eti var malum…
-Ne kadar?
-Çok değil valla.....
Yarı yarıya....
Bir hindiye bir eşşek....
Kayserili hesabı böyle olur diyerek Kayserili'lerin hoşgörüsüne sığınalım….
Karadeniz ve Kayseri fıkraları, mizahımızın olmazsa olmazları.
Esprinin dozu kaçmadığı sürece elbette…
* * * 
Haftaya yeni konu ve konularda buluşuncaya dek, 
Esen kalın
Hoşça kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık