• 18 Şubat 2014, Salı 9:45
SedefErol

Sedef Erol

SEVGİYE DAİR
 Ne zaman gazetelerde ya da televizyon kanallarında çocuklara ya da hayvanlara şiddet içeren görüntüler ya da haberler verilse, okuyamıyor, izleyemiyor, ya kanal, ya da sayfa değiştiriyorum.
Düşünün bunu bu acizlere bire bir uygulayan insanlar var!
Neden özellikle çocuklara ve hayvancıklara yapılanlara katlanamadığım konusuna gelirsek;kendilerini koruma olasılıklara yok denecek kadar az olduğundan elbette!
Zaten çoğunlukla kurban seçilmelerinin nedeni de bu olsa gerek…
**
Hayvanlar dünyası, bir değişiktir, evinize yalnızlığını paylaşmak, can dostu edinmek için bir canlı getirirsiniz, bakar beslersiniz, bir gün gelir, en yakınınız oluverir.
Gün gelir bu bir kuş olur, gün gelir bir köpek.
Cinsinin önemi yok, önemli olan paylaştıkları.
**
İnsan-hayvan dostluğu bu denli önemli ve örneklerle doluyken, ne yazık ki sokaklar ve hayvan barınakları kuyruğu-bacağı kesilmiş, gözleri oyulmuş zavallıcıklarla dolu.
Adına insan denen bazı yaratıklar bunu bizzat kendi nesline-insanoğluna yapıyorken, hayvanlara, o korumasız zavallı yaratıklara elbette uygulayacak, çocukluğunda yaşadıklarının, sevgisizliğinin, gördüğü şiddetin ve birçok olumsuzluğun acısını bu koruması canlılardan çıkarmaya çalışacak…
Keşke bunu önlemenin daha radikal yolları olsa…
**
Televizyonların haber kanallarına;
“Bir kediye bir saat otuzbeş dakika işkence yaptığı, karnını boydan boya kestiği” iddia edilen bir gencin görüntüleri düştü geçtiğimiz günlerde.
Bu kişiyle ilgili söz konusu haber gerçek olsun ya da olmasın, bu tür şeyler yaşandığını ne yazık ki biliyor, en azından sokaklarda gördüğümüz yaralı hayvanlardan anlıyoruz.
Oysa ki yoldaki bir kedi ya da köpeğe çarpmamak için arabasıyla kaza yapan, canından olanlar da var.
**
Kadına, çocuğa ve hayvanlara değer veren toplumlar, uygar olarak kabul edilirler.
Ülkemiz koşulları ele alındığında insanların “hayvan beslemek” gibi bir lüksü fazla olmadığına göre, Avrupalı, gibi “bir insan bir köpek” modeli bize şu anda çok uymasa da, “hayvan işkencecileri”nin internet ortamlarında cirit atmalarına seyirci kalmak da vicdanları fena halde sızlatmakta.
Elbette bu toplumda hayvan hakları savunucuları, hayvan barınakları ve hayvan severler de bulunmakta.
Aynı zamanda da işkenceciler…
**
Gelelim hayvanlara değer veren uygar Avrupa'ya: İnanılmaz bir kötü örnek Danimarka'dan: Geçtiğimiz günlerin bir haberi:
- Danimarka'nın başkenti Kopenhag'daki hayvanat bahçesi yetkilileri, ellerindeki zürafa sayısı artığı ve yer kalmadığı gerekçesiyle onsekiz aylık zürafa “Marius”u ziyaretçi çocukların gözü önünde parçalara ayırıp aslanların önüne yem olarak attı.
Yetkililer, daha önce Marius'u diğer hayvanat bahçelerinin istemediğini ve kesileceğini açıklamıştı.
Hayvanseverler kesimin durdurulması için ayaklandı. Hayvan hakları dernekleri “Yer yok” açıklamasının doğru olmadığını söyledi. Bir hayvanat bahçesi de dün zürafaya ev sahipliği yapmayı kabul etti.
Buna rağmen Marius öldürüldü.
Marius daha sonra da kesilip parçalara ayrıldı.
Ziyaretçiler de çocuklarının bu vahşeti izlemesine izin verdi! Danimarka basını bu olaydan sonra hayvanat bahçesi yetkililerinin sosyal medya üzerinden tehdit mesajları aldığını yazdı. 
Sosyal medya üzerinden örgütlenen binlerce kişi kesimi  
durdurmak için erken saatlerde hayvanat bahçesinin önünde toplanıp eylem yaptı. Ancak sonuç değişmedi…
**
Üstelik bu Danimarka, son birkaç haftadır demokratik uygulamalarını anlattığım Danimarka.
Ancak bu haberin savunulacak bir yanı yok.
**
Ben boş zamanlarımda, belgesel kanalı izlerim. Öyle ki, artık dünyadaki birçok hayvan türü hakkında epey bilgi sahibi olduğum söylenebilir. Bunu yapmak beni hem dinlendirir, hem mutlu eder. Hangi hayvan türü olursa olsun, onların yaşam koşullarını, doğayla mücadelelerini, türlerin azalıp azalmadığını öğrenmek çok değerli bir bilgi gibi gelir bana.
İzlediğim bu belgesellerde, yaralı bir hayvanı iyileştirmek için ne büyük çaba harcandığına, ne masraflar edildiğine de tanık olmaktayım.
Amaç;doğayı ve türlerini korumak.
Bozulan çevre koşulları nedeniyle hayvan türlerinin risk altında bulunduğu, birçok türün yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu artık bir sır değil.
Uzun boyunlu zarif zürafalar da işte bu tehdidi yaşayanlardan.
**
Türü yok olma tehdidi altında olsun olmasın, demokratik uygulamalarını anlattığımız bir ülkeye, yavru bir zürafayı ziyaretçilerin gözü önünde parçalayarak aslanlara yem etmek hiç yakışmadı!
Oysa ki bir zürafa yavrusunu yaşatabilmek için dünyanın başka bir yerinde bilim adamları, zoologlar kimbilir ne çabalar sarfediyor!
**
Kedi işkencecileri, zürafa parçalayıcıları, biri şahsi, diğeri resmi kanaldan, sonuç farketmiyor. Bunu, “İnsana yapılmayanı hayvana yapmak” olarak kabul ediyorum.
Ya da, “bugün hayvana, yarın insana” 
Ya da “güçlünün güçsüze zorbalığı”
Adını siz koyun.
Hayvanlara uygulanan şiddetin temelinde sevgisizlik olabilir mi?
Eğitim eksikliği?
Aile içi şiddet?
İlgisizlik?
Yanlış arkadaş seçimi ?
Bu liste böyle uzar gider…
Bilinen gerçek şu ki, istisnalar dışında her şey aile ortamındaki sevgiyle başlar, şekillenir…
İnsan sevgisi de, hayvan sevgisi de…
Eksikliği de, ne yazık ki işte böyle sonuçlar doğurabiliyor…
Haftaya buluşuncaya dek mutlu kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık