• 08 Ağustos 2017, Salı 8:52
SedefErol

Sedef Erol

SAYGILI SAYGISIZ
 Basında iki olayı birbiriyle bağlantılandırmışlar, çok da iyi etmişler.
Zira biri saygı, diğeri ise saygısızlık örneği.
Hatta “saygısız” diye nitelemek yapılan eylem karşısında çok hafif ve basit kalıyor.
“Gazi'ye saygı böyle olur” diye başlık atmış bir gazete.
Konu, Kore'den Türkiye'ye iki gaziyi ziyarete gelip gazilerin önünde saygıdan yere kapaklanan Kore heyeti.
Önce Kore savaşını bir hatırlayalım:
1950 -1953 arası Kuzey Kore ve Güney Kore arasında bir iç savaş meydana geliyor.
Soğuk savaşın ilk yıllarında başlayan bu çatışma, önce ABD ve müttefiklerinin, daha sonra da Sovyet Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin katılımıyla uluslararası bir boyut kazanıyor.
Kore Savaşı sonunda Kore'nin bölünmüşlüğü devam ediyor ve iki ayrı yönetimin birbirine olan düşmanlığı günümüze kadar geliyor.
Savaş, tarafların karşılıklı saldırılarıyla devam etse de, birbirlerine üstünlük kuramıyorlar.
Kore Savaşı, 2007'de Kuzey Kore (Sovyet Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti) ve Güney Kore (ABD, Birleşmiş Milletler ittifakı) arasında imzalanan antlaşmayla yazılı olarak hükmünü bugünlere taşıyor.
Kore'nin bölünmesini, Kuzey'in Sovyet Rusya, güneyin ABD tarafından desteklenmesi olarak da açıklayabiliriz. Stratejik önemi nedeniyle büyük güçlerin gözdesi olan Kore'de savaş, 25 Haziran 1950 tarihinde alınan karardan sonra Kuzey Kore'nin Güney sınırlarını işgal etmesiyle başlar.
Bunun üzerine ABD Güney Kore'ye askeri yardım başlatır.
ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Güney Kore'ye yardım kararı çıkarttırır.
Birleşmiş Milletler Birlikleri: Türkiye, ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, Belçika, Filipinler, Kanada, Lüksemburg, Yunanistan, Habeşistan, Güney Afrika Birliği, Hollanda ve Kolombiya askerlerinden oluşturulur.
Kuzey Kore birlikleri, Güvenlik Konseyi kararını tanımayarak Seul'e kadar ilerler.
Bunun üzerine BM.,Güney Kore'ye askeri birlikler sevkeder.
Kuzey Kore yenilerek 38. enlemin gerisine çekilir.
Bunun üzerine Kuzey Kore'yi destekleyen Çin Halk Cumhuriyeti devreye girer.
Çin Halk Cumhuriyeti'nden yüzbinlerce gönüllü ABD-BM güçlerine ağır kayıplar verdirir.
Farklı dış güçlerin desteklediği Kuzey ve Güney Kore birbirlerine üstünlük sağlayamayınca barış görüşmeleri başlar.
1951 Nisanında başlayan görüşmeler 1953'ün Temmuz ayında sonuçlanır ve Panmunjom Antlaşması imzalanır.
Sonuç: üç milyon ölü.
Açılımı şöyle:
56.000 ABD askeri,
600.000 Koreli asker,
500.000 Çin askeri
1,5 milyon diğer.
Kore savaşındaki Türk askerinin rolüne bir bakalım:
BM üyesi olan Türkiye, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 5090 kişilik 241. Türk Alayı ile 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek Kore'deki BM birliklerine katılır.
Katıldığı savaşlarda büyük başarılar elde eden Türk Alayı bilançoyu 721 şehit ve 2000 yaralı ile kapatır.
İşin ilginç tarafı, barış görüşmeleri devam ettiği sürece çatışmaların da devam ediyor olması.
Kimsenin galip gelemediği Kore Savaşı, Kuzey ve Güney Kore arasındaki 38. enlemin tekrar sınır kabul edildiği Panmunjom antlaşması ile son bulur.
İşin Türkiye'ye yansıyan tarafı ise 721 şehit ve 2000 yaralı olur.
Asya insanının ne derece saygılı olduğunu çeşitli vesilelerle görmekte ve okumaktayız.
Koreliler de minnetlerini yaptıkları çeşitli anıtlarla ifade ediyorlar.
Türk insanı Kore'de çok seviliyor.
Nedeni de işte bu Kore Savaşı.
Yıllardır gazilerimizi ülkelerine davet ederek, kendileri bizzat ziyaret ederek sevgi ve saygılarını her fırsatta tekrarlıyorlar.
Yani, geçmişi unutmayarak çok büyük bir vefa örneği sergiliyorlar.
462 şehidimizin mezarı ise Güney Kore'de, özel günlerde vefalı Kore halkı tarafından ziyaret edilip onurlandırılmakta.
x x
Kore gazileri Yaşar Erkanlı ve Ahmet Özkan'ı ziyaret için Kore'den kalkıp gelen heyetin saygılarını belirtmek adına iki gazinin önünde diz çöküp yere kapanması beni çok duygulandırdı ve sizleri Kore savaşına götürmeme neden oldu.
Saygı, vefa, minnet Uzakdoğu insanının genlerinde var olmalı. Ki bu sahneler yaşandı, yaşanacak. Ancak geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa, Siverek'te yaşanan çirkin bir olay, ne yazık ki herkesin bu tip erdemlerden nasibini alamadığını hatırlatmakta.
Üstelik geçmişinde “Kurtuluş Savaşı Destanı” barındıran ülkenin bir vatandaşı olarak.
Saygı örneğini aktardık, sıra saygısızlık kısmına geldi.
Üstelik “saygısızlık” terimi, bu olay için kullanılabilecek en hafif bir yakıştırma.
Habere göre;
Şanlıurfa Siverek'te, Cumhuriyet Meydanındaki Atatürk heykeli saldırıya uğradı. Şalvarlı ve sarıklı seyyar satıcı Mehmet Malbora heykelin kaidesine çıktı;
-Dinimizde putperestlik yoktur.
diye bağırarak elindeki tahra (ağaç budama aracı, bir çeşit bıçak) ile heykele saldırdı.
Gözaltına alınan saldırgan, “Pişman değilim” ifadesinin ardından tutuklandı……”
Bu ülkenin kurucu liderini, önderini “put” olarak nitelemek, cansız bir heykele silahla saldırmak hangi aklın, hangi mantığın ürünüdür bilemiyorum.
Heykeli kırınca sevgisi yok olacak sanıyor.
Kalbimizdeki yerini de tahrayla yok edebilir misin?
Saygı olarak heykelleri, büstleri bulundurulsa da Atatürk'ün bunlara ihtiyacı yok, o gönüllerde yerini çok sağlam yapmış, ne tahra işler, ne tafra.
x x
İşte gazetelere saygı dolu Kore heyeti gibi geçmek de var, eli tahralı Mehmet Malbora gibi geçmek de.
Ne demiş düşünür:
-Bir taş bir altın kaseyi kırsa,
Ne taşın değeri artar,
Ne de düşer kase kıymetten…
İşte böyle bir durum.
Sevgili okurlar, bugünlük bu kadar,
Haftaya yeni konularda buluşabilmek dileğiyle,
Esen kalın…
Hoşça kalın….





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık