• 15 Nisan 2014, Salı 9:23
SedefErol

Sedef Erol

ŞANS ESERİ
 Bazen küçücük bir olay, bizlere çok şeyler anlatabiliyor. Toplumun enerji hatlarının son derece gergin olduğu bilinen bir gerçek, magandalar, öldürülen kadınlar (söz veriyorum bugün kadın cinayetlerinden bahsetmeyeceğim), katliam gibi trafik kazaları, kesilmiş-biçilmiş hayvan haberleri, hangisini yazayım zaten bunları hep beraber yaşıyoruz. Ve bunların arasından kendimize gündelik  küçücük mutluluklar yakalamaya çalışıyoruz.
Olabildiğince tabi.
Ancak ilk cümlemde de belirttiğim gibi, aslında küçücük olaylar bizlere çok şeyler anlatıyor:
Örneğin şans eseri kimseyi hayati riske sokmadan sonuçlanmış ancak mesajları olan bir vaka:
“Kütahya'da Y.A. ve S.O., üç kız arkadaşıyla gittikleri bir barda eğlendi. Halay çeken Y.A., bir süre sonra tekrar halay çekmek istediğini söyleyerek aynı müziğin çalınmasını istedi. 01:00'de, işyeri çalışanlarının kapanma saati gelmesi nedeniyle müziğin çalınmayacağını söylemelerine sinirlenen Y.A., iddiaya göre, belindeki ruhsatsız tabancayla altı el rastgele ateş etti. ŞANS ESERİ ölen ve yaralanan olmadı. Garsonların dövdüğü Y.A. ve  S.O., bardan kaçıp tabancayı da park halindeki bir otomobilin altına attı. S.O. ve Y.A. yakalanıp gözaltına alındı.”
**
Buradaki anahtar kelime “ŞANS ESERİ” olmalı. İyi de bu şans, her zaman insanların yanında olmayabiliyor.
Düşünün eğlenmek için bir yere gidiyorsunuz, olayla hiçbir ilginiz yok,  birisi sinirlenip belindeki silaha sarılıyor, o gün o şans da sizin yanınızda değil…
Bu, yolda sokakta da insanın başına gelebiliyor, bu tip olaylara basında sık sık rastlıyoruz.
Olumsuzluklardan birisi, toplumun bir gerilim hattına dönüşmüş olması ise, bir diğeri de insanların üzerinde yaralayıcı ve öldürücü alet ve edavat bulundurma ihtiyacı.
Özellikle de silahtan bahsediyorum.
Neden bir kısım vatandaşlar belinde silah taşır, bu hakkı nasıl almıştır ya da almış mıdır, neden o silah belden çıkarılır ve şekilde görüldüğü üzere toplum güvenliği hiçe sayılarak kullanılır.
Yetkililerin, görevlilerin, can güvenliği tedbiri için izinlerin dışında taşıyanın amacı nedir?
Sözü ile ikna edemediğini silahı ile yola getirmek mi?
**
İkinci kez halay çekemediği için belindeki tabancayı çekip, sağı solu kurşunlayan kişi, bu toplumun karanlık bir yüzüne basit bir örnekti…
“Benim dediğimi yapmazsanız, sizi yok ederim” mantığı.
Ona bu gücü veren, beline o silahı koyandır.
Ve anlı şanlı düğünleri kana bulayanlar…
Ve sokaklarda rastgele bıçak sallayanlar…
**
Ancak bu toplumda kimseye zarar vermek istemeyen, başkalarının haklarına saygılı masum insanlar da yaşıyor. Tabancasız ve bıçaksız.
Ya onlar ne olacak?
**
Şimdi gelelim başka bir kanayan yaraya.
Bu sefer söz konusu olan ne tabanca, ne bıçak.
Ancak insanları incitmek için mutlaka bunlar gerekmiyor. Üstelik ne yazık ki dünyanın her toplumunda rastlanabilen türden;bir çeşit insanlık suçu diyelim…
İnsanlık suçu da, bununla baş etmesini bilmek, suçu cezasız kılmamak gerek…
Cezasız kılmamak ki; işlemeye kalkan önce şöyle iyice bir düşünecek, emsallerini görecek, verilen cezaları bilecek, ona göre hesabını yapacak!
Olay, geçen yıl Diyarbakır'da yaşanır.
23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarının yapıldığı gün, bir branş öğretmeni, kendi otomobilinde, beşinci sınıf öğrencisine cinsel tacizde bulunurken polisler tarafından suçüstü yakalanır!
Tutuklanan öğretmen hakkında cinsel istismardan onaltı yıldan elli yıla kadar hapis dava açılır.
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır  İkinci Ağır Ceza'da devam eden davada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin onüç yaşındaki çocuğun beden ve ruh sağlığı ile ilgili hazırladığı rapor sunuldu mahkemeye.
Gazetenin haberine göre, raporda çocuğun olayı nadiren hatırlandığında üzüntü duyduğu belirtilerek;
“Cinsel istismar nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı” görüşüne varılır.
Mağdure'nin avukatı ise şu yorumu yapmakta:
-Mağdure, heyetle görüşürken bile ağlama krizine girdi ve tekrar gelmesi için iki ay süre verildi. Sanık-çocuğun rızası var-dese bile mağdur onüç yaşında bir kız çocuğudur.
Adli Tıp'tan rapor alınsın.
Mahkeme avukatın talebini reddederek raporu kabul etti. Bu rapor; sanığın cezasında indirime neden olacak!
**
Bu tip haberleri değil yazıp yorumlamak, okumak dahi beni incitse de, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin hazılrdığı bu raporu göz ardı edemedim.
Konunun uzmanı, bilim adamı ya da Tıp Fakültesi üyesi olmayabiliriz, ancak duyguları da olan insanlarız, anneyiz, babayız, kardeşiz.
Bir konu hakkında fikir yürütebilmek için mutlaka onun doktorasını yapmak gerekmiyor, bazı şeyler açık ve nettir, doğru tektir, her ne kadar bazen yeterli olamasa da…
Çocuğun üzerinde araştırma yapan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi heyeti, nasıl bir tesbitle.
“Çocuğun olayı nadiren hatırladığında üzüntü duyduğu ” ve
“Cinsel istismar nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı”
Sonucuna varılabilir ki?
Kimse kendini o çocuğun yerine koyup, o anları yaşayamaz ki!
“O halde, bundan fazla rahatsız olmadığı” kanısına da varmamalı!
O çocuk kandırılmış, bir şekilde ikna edilmiş bile olsa bu “cezada indirime” gidecek kapıyı aralamamalı…
Rızası olsun ya da olmasın, bir çocuğa zarar veren bedelini ödemeli.
**
Toplumun huzuru ve emniyeti her şeyden önemli,
Bu da sağlanacak güven ortamına bağlı.
Yasalara uymak bireylerin,
Uygulamak ise çıkaranların ve yönetenlerin görevi.
İnsan ömrü yolun ilk yarısında uzun,
Yolun sonuna yaklaşıldığında ise kısacık…
Onu da huzur ve mutlulukla yaşamak gerek.
Bunu da sağlamak gerek.
Bireyin görevi, yaşamını toplum kurallarına, kanunlara uygun sürdürmek. Farklı yollara sapanlara da gereğini uygulamak.
Kamu vicdanını sızlatmadan toplum huzurunu sağlamanın yolu ise akılcı, adil hukuki düzenlemeler ve uygulamalardan geçiyor…
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık