• 23 Haziran 2015, Salı 9:47
SedefErol

Sedef Erol

PERDE KAPANDI
 Geçtiğimiz günlerde Türk siyasi tarihinin çok önemli siyasetçilerinden birisini daha sonsuzluğa uğurladık….
Eğrisiyle doğrusuyla, inişiyle, çıkışıyla, tabandan zirveye doksanbir yıllık bir yaşam öyküsü ve bilinen final.
Türk siyasi tarihinin en renkli kişiliklerinden birisi olan Süleyman Demirel'den bahsediyorum elbette. Yeni nesil kendisini çok fazla tanımasa da benim dönemim iyi bilir İslamköy'den Çankaya'ya uzanan bu renkli yaşam öyküsünü…
Altı kez gidip yedi kez gelmesiyle (siyaset sahnesinden bahsediyorum) 1980 sonrası döneminde yedi yıl yasaklı olmasıyla, partisinin ve devletin çeşitli kademelerinde görev almasıyla ve en çok da zaman zaman vatandaşa kaptırdığı şapkalarıyla ve tarihe geçmiş deyişleriyle hatırlanacak…
İşte hatırımda kalan bazıları,
-Binanaleyh
-Gapı gaptırmam
-Zamları biz yapmadık, geldiğimizde bulduk
-Bu merdivenlerin altında konuşmam
gibi…
Her siyasetçi gibi Demirel'in seveni de vardır, sevmeyeni de, beğeneni de vardır, eleştireni de. Zaten ölümünden sonra onunla ilgili yapılan bir televizyon programında ünlü bir gazeteci Süleyman Demirel hayatteyken aralarında geçen bir sohbeti şöyle aktarıyor:
-Sayın Demirel, bunca yıldır siyasetin içindesiniz, yanlış yaptım dediğiniz, hatalı bulduğunuz, kendinizi eleştirdiğiniz kararlarınız olmadı mı hiç?
-Olmaz mı…O kadar çok oldu ki, sayısını ben bile hatırlamıyorum…
**
Özeleştiri yapabilmek güzel bir şey, ancak bu hataların bir de bedelleri var.
**
Çocukluğumuzun en bilinen siyasi kahramanları Ecevit ve Demirel idi. İnsanlar ya onu, ya diğerini tercih ederdi. Önce Ecevit tamamladı dünya görevini, şimdi de Demirel.
Çocuğu olmamasına rağmen “Baba” diye adlandırılmıştı. İslamköy'den yetişti, okudu, mühendis oldu, partili oldu, parti başkanı, başbakan sonra da yasaklı oldu.
Son makamı, en üst düzey devlet görevi olan Cumhurbaşkanlığı sürecinden sonra Ankara Güniz sokaktaki konutuna çekildi. Ancak nasihatleri, söylemleri konutundan devam etti.
Son konuşması olan bir müze açılışında ise özetle şöyle söyledi:
-İslamköy'de doğdum, bir köy çocuğuydum
Okul olmasa okuyamazdım
Devlet okutmasa okuyamazdım
Devlete olan borcumu hizmetlerimle verdiğimi sanıyorum.
Büyük Gazi Mustafa Kemal'i minnetle anıyorum.
Ve her gün ansak azdır.
Onu unuttuğumuz zaman
İşte o zaman, herşeyimizi kaybederiz…
**
Süleyman Demirel'in vefatından sonra televizyon kanallarında yapılan çeşitli yorumlarda kendisinin siyasi yaşamını, Türkiye'ye bakışını ve üslubunu ikiye ayırıyorlar.
1980 öncesi ve yasaklı olduğu dönem sonrası – Koalisyon dönemi ve Cumhurbaşkanlığı süreci…
Yapılan yorumlara ve görüşlere katılmamak mümkün değil.
Adalet Partisi Başkanı Demirel ile Cumhurbaşkanı Demirel arasındaki belirgin fark konu edilen.
Türk Siyaset tarihine not düşmüş isimlerden birisi daha göçtü gitti.
Herkes göçecek, çare yok, yok da…
Geriye iz kalacak mı?
- Kalan iz tertemiz bembeyaz mı, çamurlu mu olacak?
Mesele bundan ibaret…
**
Sayın Demirel'e rahmet diledikten sonra güncel konulara geçelim ve dönelim çanta meselesine.
Nedir bu çanta olayı diyeceksiniz?
Herşey bitti, sıra çantaya geldi de…
Bilirsiniz gazeteleri karıştırıp kendime uçtan-bucaktan konular yaratmayı pek severim.
Diğerlerini zaten yazanlar yazıyor.
Efendim ayakkabı-çanta kadınlar için çok önemli bir konu.
Bu ayakkabı-çanta sayısı bayanın bütçesine göre değişim gösterse de yine de her kadının dolabının en önemli önceliğidir.
Kırk-elli ayakkabısı olan bir bayan, sezon başlarken “kendime siyah bir yazlık sandalet alayım, hiç yazlık ayakkabım kalmamış” derse, bu “aslında var ama yeni çıkanlara dayanamıyorum” anlamına gelir, ne yapalım çarşılar, mağazalar bayanlar için tuzaklarla dolu, esnaf arkadaşlar alınmasın, vitrinlerin cazibesine dayanamıyoruz diyemediğimden böyle yazıyorum.
Neyse, konumuz çanta, biz çantaya dönelim.
Gazete kadınların çantaya ayrı bir merakı olduğu yazıyor, kendimden biliyorum, doğrudur. Ancak çanta ile iş bitmiyor, bir de içinin cüzdanı var.
İşte tam da burada konuya giriyoruz.
Satın alırken çantaya da, cüzdana da KDV ödüyoruz.
KDV oranları ise lüks ya da ihtiyaç maddesi oluşuna göre belirleniyormuş, saptanan oranlar ise şöyle:
Çantanın KDV'si yüzde sekiz,
Cüzdanın KDV'si yüzde onsekiz…
Gazetenin haberine göre, cüzdan lüks sayıldığından KDV'si daha yüksekmiş.
Erkek çanta ve cüzdanları için de aynı oranlar geçerliymiş…
İlginç bulduğumdan paylaşmak istedim.
**
Gerçek yaşama çok uyduğunu düşündüğüm bir fıkrayla sonlayayım bugünkü yazımı:
Kadının biri sabah işine giderken çantasını belediye otobüsünde unutmuş. Bulup haber vermişler. Çantasını teslim almaya belediyeye gitmiş. Kayıp eşya bürosu memuru, çantanın içerisindekilerin iki sayfa tutan listesini getirmiş, kontrol etmişler.
Kadın teşekkür ederek bankonun üzerindeki eşyalarını çantasına yerleştirmeye başlamış. Tam o sırada bürodaki bütün memurlar başına üşüşmüş.
-Affedersiniz
Demiş memurlardan biri;
-İzlememizde sakınca var mı?
Hepimiz denedik, bütün bunları çantanıza sığdıramadık, nasıl becerdiğinizi görebilir miyiz?
(Muhtemelen bu, benim çantamdır gibi geldi bana)
Haftaya buluşuncaya dek mutlu ve sağlıklı kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık