• 24 Şubat 2015, Salı 9:33
SedefErol

Sedef Erol

ÖZGECAN'IN ARDINDAN…
Evli ve bir kız çocuğu babası minibüs şoförü, Özgecan'ı rızası dışında kaçırıyor, tecavüz ediyor, bıçaklıyor, boğuyor ve ellerini kesiyor…
Bir canlı, bir diğer canlıya bunu yapabilir mi?
Vahşi hayvanları çok sever ve sürekli belgesel izlerim.
Dünyada en vahşi olarak kabul edilen ve adlarına “büyük kediler” denen aslan, kaplan, jaguar, çita ve puma, güçleri ve avlarını öldürme şekilleri nedeniyle bu unvanı kazanmış olsalar da, yalnızca açken ve beslenmek için diğer hayvanlara saldırırlar. Zevk için bir bufalo öldürmez, korkutmak için bir antilobun peşinden koşmaz, avlanmaları gerektiği için avlanırlar. Tok bir kaplanın, bir buzağıyı kovaladığı görülmemiştir. 
Doğa, diğer hayvanları avlayarak beslenmeleri üzerine kurgulandığından, onlar da içgüdüsel olarak bu yola başvururlar. Av biter, karınlar doyar, öldürme içgüdüsü tekrar acıkıncaya kadar rafa kalkar…
Ben de dahil olmak üzere, gerçek hayatta, adına “vahşi”  denen bu güçlü ve güzel yaratıklarla karşı karşıya kalsak, ya kaçacak bir delik arar, ya da korkudan donakalırız.
Aslında onları korkutucu kılan ve “vahşi” olarak adlandırılmalarına neden olan, karşı konulamaz güçleridir. Onların tek derdi karnını doyurmak olan, ancak heybetli ve ürkütücü görüntüleri nedeniyle “vahşi” olarak adlandırılan nesli azalmış bu canlılar, bugünün “insan cani”leri yanında çok masum kalıyorlar doğrusu…
**
Özgecan'ın katili ile ilgili yorumları dinledik.
Malum şahıs verdiği ifadeyi sürekli değiştirmekte, battıkça batmakta…
Yok Mersin'e gitmek istemiş, şoföre fazla para teklif etmiş, yok korkmuş bağırmaya başlamış da o yüzden bu olay meydana gelmiş, attıkça atıyor, düşüne düşüne devamlı yeni bir  yalan uyduruyor.
Ancak tutunacak bir dalı yok, Özgecan olayı artık topluma malolmuştur. 
Herkesin olduğu gibi, bu canavarın da savun-mak hakkı olsa bile, bu savunmanın hiçbir inandı-rıcılığı bulunmamakta…
Zira vahşi bir şekilde, canavarca yaşamına kastedilen Özgecan ne yazık ki artık toprakta…
Toplumun algısı değişiyor, kadına bakış, uygulanan şiddet, kesilen, biçilen, doğranan kadın görüntüleri sürekli gündemde dolaşıyor.
Bir tanıdığım “Aslında bu olaylar abartılıyor, kadına şiddet sürekli gündeme getiriliyor” yorumunu yapsa da, kendisine katılmıyorum.
Demek ki bu olaylar çok arttı ki sürekli gündemde, olmayan bir şeyi yazmıyorlar ya, yorumunu yapıyorum kendime.
Her gün gazetelerin en az bir sayfası, şiddet mağduru kadın öyküleri ile dolu.
İşte İstanbul Çengelköy'de, onyedi yıllık eşi tarafından öldürülüp cesedi elli iki parçaya bölünen ve çöp konteynırına atılan Kübra Kart'ın öyküsü,
Arabadan atılarak, aynı araçla üzerinden geçirilerek öldürülen Hüsne Aslan'ın öyküsü, geçmişte Münevver Karabulut'un öyküsü, hangi birini yazayım, bunlar hep son zamanlarda yaşanmış olaylar.
**
İnsanın “insan” olarak değerlendirilmesinden yana birisi olarak, kadın ve erkek ayırımına şiddetle karşı olsam ve her iki cinsin birbirini tamamladığını bilsem de, ne yazık ki eğitim düzeyi düşük topluluklarda “kadına şiddet” olaylarının daha fazla gözlemlendiğini de bilincindeyim.
Zira bu tür toplumlarda kaba kuvvet mantığa üstün gelmekte, güçlü güçsüzü (fiziki güçten bahsediyorum) daha çok ezmekte…
**
Toplumumuzda giderek artış eğilimi gösteren kaba kuvvet ve şiddet olayları (örneğin kartopu mağduru gazeteci Nuh Köklü'nün öldürülmesi) eğitim düzeyimiz ve toplumsal bilincimiz açısından hiç de olumlu sinyaller vermemekte…
Üstelik “kadına şiddet” olaylarından son derece rahatsız olan bir çok erkek, kadınlarla birlikte vahşeti, cinayetleri protesto etmekte…
Yani, kadını erkeği birlikte, tüm düzgün insanları, içinde bulunduğumuz ortam rahatsız etmekte…
Bırakın kadına şiddeti, Hindistan'da ne bir vahşi hayvanı, ne de bir yılanı bile öldürmezler, nedeni de “Tüm canlıların yaşam hakkına saygı”…
Ne de güzel bir tespit, “tüm canlıların yaşam hakkına saygı…”
Sekizyüzü aşkın dini bünyesinde barındıran, 1.25 milyar nüfuslu, dünyanın en renkli kültürlerinden birisine sahip olan Hindistan halkı, yaşam hakkına işte böyle saygı duymakta…
**
Toplumda genel kanaat, şiddet uygulayanların ruhsal bozukluğa sahip olduğu şeklinde. Oysa yapılan araştırmalar, şiddet kullananların yalnızca yüzde onunda bu bulguyu saptamakta.
Aile içi şiddet, çocukluğunda şiddete maruz kalma durumu da neden olarak gösterilse de, bu durum da “kadına şiddeti”  açıklayamıyor, çünkü kız çocukları da çocukken şiddete maruz kalabiliyor.
Bir başka bakış açısına göre kadına yönelik şiddet; kadını mal, köle, terbiye edilmesi gereken yaratık gibi gören toplumların erkek egemen yapısından kaynaklanmakta…
**
Dünyada kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali olarak tanımlanıyor.
Üstelik şiddet yalnızca kaba kuvvet olarak fiziksel açıdan değil, bir çok yönden ele alınıyor.
Duygusal şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet gibi kriterler de “kadına şiddet” kapsamında değerlendiriliyor.
Her ne kadar bu tarz “kadına şiddet” olayları yalnızca ülkemizde görülmese de arada bir fark bulunmakta, bazı toplumlarda kadın şiddeti ve boyutlarını ortaya dökerek sorumluların cezalandırılmasını sağlamakta..
Kanunlar, şiddet gören kadını mağduriyetten kurtarmakta…
**
Özgecan ve onun gibi mağdur mazlumlar üzerine ele aldım bu satırları…
Bu tür konu ve olayları yazmak zorunda kalmayacağım, huzur dolu günlere kavuşabilmek dileğiyle,
Esen kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık