• 10 Nisan 2012, Salı 9:39
SedefErol

Sedef Erol

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ…
 Otuz iki yıl aradan sonra 12 Eylül yargılanıyor. 
Tüm gazetelerin manşetleri, köşe yazarlarının seçtiği konular Oniki Eylül ile ilgili.
Bugün kırk yaşının altında olanlar ise o günleri ya bilmiyor, ya da tam olarak hatırlayamıyor.
Yaşayanların da hatırlamak istediğini ben sanmıyorum.
Ne Oniki Eylül'ü, ne de o günleri getiren koşulları…
Ancak o günlerin acılarını yüreklerinin tam ortasında hissedenler, sevdiklerini, yakınlarını kaybedenler  ya da o günlerin koşullarında, kardeş kavgasını, işkenceyi, korkuyu bizzat yaşayanlar istese de bu anları aklından çıkaramıyor.
Oniki Eylül 1980 darbesini oluşturan şartlar nasıl meydana geldi. Kardeş kardeşe nasıl düşman oldu? Oniki Eylül sonrası yaşananlar…
Binlerce yazı, yorum, kitap, yıllardır cevabı bulunamamış sorular…
Bunların yorumları herkesin kendi aklında ve vicdanında elbette.
Bu yazı, o günleri, birinci ve ikinci MC dönemini İstanbul'da öğrenci olarak yaşamış, o dönemlerin  aşırı sağ ve sol fraksiyonlarının her türlü yönünü görmüş, yalnızca okuyup diplomasını almaya çalışan, sonunda da bunu başaran bir öğrencinin öyküsünü anlatıyor.
Gerisi adalete ve vicdanlara kalmış.
**
Babasının elinden tutup İstanbul'a getirdiği genç kız, mutluluk içinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine kaydolur. Artık üniversiteli olmuş, içi içine sığmamaktadır.
Ancak bir sorun vardır. Başvurdukları devlet yurdunda henüz kendisine sıra gelmemiştir.
Bu nedenle genç kız, tam üç ay süreyle akrabalarının yanında kalacak, Pendik'ten Beyazıt'a gidip gelecektir. Bu mesafeyi katetmek  için otobüs, vapur ve tren kullanılmaktadır. Dönüşte de aynı yol. Şimdiki gibi özel yurtlar ne gezer, üstelik “geç kalıyorum” merak etmeyin diye cep telefonundan haber verme lüksü de yok, çünkü cep telefonu yok. Cep telefonu olmadığı gibi, otomatik telefon da yok. Üç ay sonra Çemberlitaş Kız Öğrenci Yurduna yerleşir, Cumartesi-Pazar günleri de Sirkeci Postanesinin abonesi olur ailesi ile konuşabilmek için.
Sene 1976. Sağ-sol olayları almış başını yürümüş. Öğrenci olmak büyük suç. Öğrenci isen her yerde durdurulup aranabilirsin. Onun için kitaplar ya da çantada, ya naylon poşette saklanır. Okula binbir arama ile girilir. Yine de okulda adına öğrenci denilen ne idiğü belirsiz çeşit çeşit insan vardır. Öğrenciler ama, öğrenciden başka her şeye benzerler. Siz hiç yüzü maskeli, ağzı burnu kapalı öğrenci gördünüz mü? İşte bu genç kız her gün yüzlercesini görmektedir okulunda. Bunlar maskelidir çünkü tanınmak istemezler, çünkü anfileri basalar, öğrencileri koyun gibi daha büyük anfilere doldurup nutuk çekerler, sağ-sol davasından biri mi öldü, doğru Adli Tıbbın kapısına, istersen gitme, bir daha okula gir bakalım girebilirsen. Adli Tıptan cenaze alınır, doğru Edirnekapı mezarlığına…Gülhane ile Edirnekapı arasındaki mesafeyi düşünün. Tüm bunlar haftada iki-üç kez tekrarlanır.  İşin garibi okulun içindeki hiçbir yetkili bu maskeli gruba engel olmaz, olamaz.
Bu genç kızın olduğu bölümün bir dersliği de okulun en üst katındadır. Bazen bölümlerinin profesörü onları dersteyken içerden kilitler, dışarıda kıyamet kopmaktadır, kavga, gürültü, polis sesleri ortalığı kasıp kavurmaktadır, genç kız hocası ve arkadaşlarıyla içeride ders yapmaktadır. Çünkü bu durum okulun olağan hallerinden birisidir.
Üniversitenin bir de yemekhanesi vardır. Adı “Turan Emeksiz”. Öğrenciye ucuz, iyi kalite yemek vermektedir. Bizim öğrenci de bir gün bu hakkından yararlanmak ister. Sınıf arkadaşlarıyla birlikte karar verirler gitmeye.
Ancak “Gitmeyin, orada çok sağ-sol çatışması oluyor” diye ikaz da alırlar. Olsun bir kez şanslarını deneyeceklerdir. Ama ne mümkün, daha yemek almak için sırada beklerken çatallar, kaşıklar, tepsiler havada uçuşmaya başlar.
Bu öğrenci, beş yıllık öğrenciliği boyunca bir kez bile üniversitenin yemekhanesinde yemek yemeyi başaramaz.
Edebiyat Fakültesinin kapısında satıcılar, kokoreççiler ve panzerler bulunmaktadır. Bu okulun hergünkü genel görüntüsüdür. Bu panzerler orada bulunmak zorundadır çünkü birbirine bitişik olan Edebiyat ve Fen Fakültesinin öğrencileri çıkış saatinde genellikle boğaz boğaza gelmektedir. Çünkü iki fakültenin öğrencileri karşıt görüşlerde kutuplaşmıştır. 
Bu kız öğrencinin yaşadığı bir büyük sorun daha bulunmaktadır. Kaldığı yurt ile okuduğu okul öğrencileri birbirine tam ters görüştedir. Okulda; “Sen falan yurtta kalıyorsun öyleyse şu görüştesin” yurtta “Sen falan okulda okuyorsun, öyleyse bu görüştesin” diye devamlı baskı altında tutulmakta ve tartaklanmaktadır.
Kız öğrenci yurdu olduğuna bakmayın, bazı gözü dönmüş fanatiklerin diğer kızları kıstırıp nasıl dövdüğüne kaç kez şahit olmuş, hatta kendi fraksiyonlarına katılmadığı için çeşitli defalar tehdit almış, korkudan arkadaşıyla nöbet tutup uyuyamadığı geceler olmuştur.
Zaten kız öğrenci yurdu olmasına rağmen ortalama haftada bir gece sabaha karşı polis tarafından basılmakta, dolaplar, etajerler aranmakta, bazıları götürülmekte ve gidenlerin bir kısmı bir daha geri dönmemektedir.
Yaşananların yüzde birinden bile ailesinin haberi olmamasına rağmen televizyonda gördüklerinden, kızlarının okulu bırakması için baskı yapmakta, eve dönmesi için yalvarmaktadırlar.
Ancak yaşanan tüm bu olumsuzluklara, korkulara, baskılara rağmen okuma hakkının elinden alınmasına razı olmayacaktır.
Bu vurdulu, kırdılı, bombalı, korkulu günler arasında yıllar geçer. İşler gittikçe daha da kötüleşirken 12 Eylül 1980 darbesi olur. Genç kızın öğrenciliği de sona doğru yaklaşmıştır.
İstanbul'da devlet yurtlarında kalan tüm kız ve erkek öğrenciler şimdi Atatürk Öğrenci Yurdun'da aynı çatı altındadır. Sağcısıyla, solcusuyla, devrimcisiyle, tüm fraksiyonlarıyla, hepsi bir arada.
Bir tarafta erkekler, bir tarafta kızlar, ortada asker ve jandarma.
İşte bir dönemin canlı şahidi o genç kız…
Tanıdınız mı?
Bana anlattıkları yaşadıklarının belki de   binde biri.
Şimdi o günlerin dizisi yapılıyor,
Yapılıyor da ne kadar gerçeğe uygun olduğu tartışılır.
12 Eylül, öncesi, sonrası, 
Bu süreci oluşturan sebepler,
Sonuçları, çekilen acılar, idamlar,
Yok olanlar, okuma hakkı elinden alınanlar,
Yaşam hakkı sonlandırılanlar,
Faili meçhuller ve daha neler neler…
**
Bir genç kızın anılarının penceresinden bir dönemi özetlemeye çalıştım.
Bundan sonraki süreçte ise kararlar mahkemelerin, yorumlar vicdanların…
Ancak öyle bir geçer zaman ki, tüm adaletsizlikler bir gün gelir adaletle yüzleşmek zorunda kalır.
Bu, adaletsizlerin kaçınılmaz sonudur.
Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun sevgili okurlar.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık