• 26 Mart 2013, Salı 9:11
SedefErol

Sedef Erol

ÖNCESİ ve SONRASI
 Bizler, yani benim dönemim, ve daha öncekiler ve ondan öncekiler ve çok daha öncekiler, ve sonrakiler ve bunu üzerine alınan, benimseyen, kabul eden, yüreğinde hisseden her kim varsa, hepsi; manevi değerlerle, vatan ve bayrak sevgisiyle yetiştirilmiş ve büyütülmüş insanlarız.
Diyabakır'daki Nevruz kutlamasında açılmayan o bayrağın sevgisiyle….
Oysa o alanda açılan yüzlerce poster ve farklı bayrak, bambaşka şeyler anlatmakta..
**
Bu konuyla ilgili fazla bir şey söylemek ve yazmak istemiyorum, bir fikrim olmadığından değil elbette , bende saklı kalmasının daha doğru olacağını düşündüğümden…
Ancak şunu söylemekte yarar var; bebeler de dahil olmak üzere kırk bin masumun ölüm emrini veren kişinin salıverilmesinden, dışarı bırakılmasından, affedilmesinden bahsediliyor.
Başkaları için affetmek kolay da, acaba binlerce şehit yakını affedebilecek mi?
Sevgili okurlarım, bizler doğduk büyüdük, geldik gidiyoruz,  etnik kökeni farklı dostlarımız oldu, gelinler  aldık, damatlar verdik, ticaret yaptık, ne ayrı-gayrı oldu ne sen ben oldu, her şey güllük-gülistanlık yaşanırken terör olayları çıktı, bu noktaya gelindi, bu süreçte millet olarak belki de gafil avlandık deyim yerindeyse.
Bundan sonra nasıl olur, nasıl gider bunu bize zaman gösterecek ömrümüz varsa.
**
Ben, doğduğum Türkiye'yi istiyorum.
Etnik ayrımın olmadığı, hatta kimin Türk, kimin Kürt, kimin Abaza ya da Çerkez olduğunun kimse için önem arzetmediği, herkesin birbirini sevip saydığı, o toplumu geri istiyorum, bir vatandaş olarak da buna hakkım olduğunu düşünüyorum.
Sevgi, saygı, kardeşlik, birlik, beraberlik.
Bu yorumları ucu açık bir şekilde burada noktalıyor ve sizlere bırakıyorum sevgili okurlarım.
Bu ülke hepimizin.
Ülkemizin geleceği için en güzelinin, en doğrusunun olması dileğiyle…
**
Gazetelerin ekonomi sayfalarını karıştırırken Kıbrıs Rum Kesimi ile ilgili bir haber dikkatimi çekti.
Kıbrıs Rum Kesimi ( Bu tanımlamayı yalnızca biz kullanıyoruz, Avrupa'da Kıbrıs olarak geçiyor)  Avrupa Birliği üyeliğinden her an atılabilirmiş.
Elbette bunun nedenleri var. Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, yıllardır Avrupa Birliğinden gelen paralarla idare edip gününü gün etmekte ancak gazetelerin haberlerine göre artık “takke düştü kel göründü” moduna ulaşmış bulunmaktalar.
Yunanistan, Alman ve Fransız bankalarına, Güney Kıbrıs ise  Rus  ve İngiliz bankalarına borçlu.
Güney Kıbrıs için onyedi milyar Euroluk bir kurtarma paketi hazırlayan Avrupa Birliği, yasayı parlamentodan geçiremedi, Maliye Bakanı dahi, yurtdışında gezide olduğu bahanesiyle oylamaya katılmadı.
Reddin nedeni ise pakette bulunan, mevduatlara getirilmesi gereken vergi.
Peki bundan sonra ne olacak?
Avrupa Merkez Bankası, Güney Kıbrıs Bankalarına üç gün süre vererek (Siz bu yazıyı okuduğunuzda bu süre dolmuş olacak) uluslar arası kreditörler bir kurtarma paketi konusunda anlaşılmaması halinde fonlamayı kesecek.
Güney Kıbrıs Bankaları ve muhtemelen bu ülke mali yönden batacak.
Elbette bu durum, zaten sallantıda olan Yunanistan'ı da derinden etkileyecek.
Bunun bizim için ne önemi var ve neden bunları bu kadar ayrıntılı yazıyorum?
Yıllardır bitmek  tükenmek bilmeyen istekleriyle Türkiye'yi  kapısında bekleten ve neredeyse yiyeceğimiz fasulyenin boyutuna kadar standart getirmeye kalkışan, istedikleri bir çok koşul yerine getirildiği halde bu uğurda bir arpa boyu yol alamadığımız Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Kesimi'nin de içinde olduğu birçok ülkeyi çok kısa bir zaman sürecinde ve hiçbir ön koşul getirmeksizin bünyesine kabul etmesinin bedelini ödemektedir.
Zaten son yıllarda Avrupa Birliği'nin mali açıdan zayıflamasının “etkisi kalmadı” görüntüsü vermesinin nedeni de budur.
Birliğin Fransa, Almanya gibi ekonomisi güçlü ülkelerce ayakta tutulduğu ancak bu gücün İspanya, İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs gibi ekonomisi giderek çökmekte olan diğerleri tarafından tüketilmekte, yontulmakta olduğu da inkar edilemez bir gerçektir.
Sonuçta, Türkiye Avrupa Birliği hedefinden uzaklaştı mı, uzaklaşmadı mı, ya da uzaklaştı ise doğru mu oldu, yanlış mı, günlerce tartışılabilir ancak kesin olan bir şey var ki; Avrupa Birliği ve bazı üyeleri için işler hiç de yolunda gitmiyor.
**
Hep olumsuzluklardan bahsedecek değiliz ya; bir de ülkemiz adına güzel bir haber yazalım; Rusya merkezli Türk Şirketi Coral Travel'ın oniki yıldır alt yapısını kurguladığı ve 175 bin müşterisine uyguladığı anketleri baz alarak yaptığı puanlama sonucu “Dünyanın en iyi yüz oteli”ni listelemiş. Yani başka bir deyişle, bu anket dünya çapındaki dört bin otele de yüzyetmişbeşbin müşteriye uygulanmış:
Birincilik ödülünü Türkiye'den Maxx Royal Belek Gold-Spa alırken, dünyanın en iyi on tatil oteli listesinde tam dört Türk oteli bulunmakta.
**
Dünya çapında dörtbin otel arasında ilk ona dört Türk otelinin girmesi ve bu seçimi yüzyetmişbeşbin müşterinin yapması, özellikle birinci seçilen otelin Belek'te olması insanı gururlandırıyor.
Demek ki bu konuda epeyce bir yol katedilmiş. Zaten özellikle Antalya ilini  ziyaretimizde, kalsak da kalmasak da oteller bölgesine mutlaka bir tur atıyor ve yükselen görkemli binaları izleme olanağı buluyoruz.
Son zamanlarda yapmaya fırsat bulduğum ziyaretlerden, çıkardığım sonuç: Avrupa'nın (gördüğüm kısımlar söz konusu elbette) pek az bölgesinde Antalya yöresi kadar ihtişamlı, yeni cezbedici oteller bulunması. Coral Travel'in yaptığı ankette ele aldığı kriterlerden birisi de hizmet kalitesi. Dolayısıyla sürekli binaların dışından bahsediyor olmamız sizleri yanıltmasın.
Tüm bunlar çok gurur verici. Ancak en önemli konu, teşviklerle yapılan bu büyük yatırımlar milli ekonomiye ne kadar artı değer sağlıyor?
İşte kilit nokta burası.
Bu günlük de bu kadar sevgili okurlar.
Haftaya yeni konularda buluşmak dileğiyle esen kalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık