• 31 Ocak 2017, Salı 8:09
SedefErol

Sedef Erol

ÖNCE İNSAN...
 Hep kadınları savunan yazılar yazarım ya, ne yazık ki bugün böyle olmayacak.
Savunulacak var, savunulmayacak var…
Zaten de asıl önem verdiğim, “önce insan olmak” 
Gerisi cinsiyet ayrımcılığına giriyor olsa da, giderek artan “erkek şiddeti” yönlendiriyor bizleri bu ayrımı yapmaya.
Ezilen, vurulan, dövülen, öldürülen kadınların çoğalan öyküleri belirliyor satırlarımızı.
Yani, fiziken daha güçsüz olan kadının maruz kaldığı davranışlar zorunlu kılıyor “kadın savunuculuğu” yapmaya… 
Aklen ve ruhen asla değil ama, fiziken daha güçsüz olan kadınlar… 
Acı çeken kadınların dramını sıkça konu edindiğimden, sizlere feminist gibi görünsem de,  gerçek bu değil. 
Bir cinsiyetin diğerini baskılamasına karşıyım.
Ancak cinsiyeti dolayısıyla, bir tarafın ezilmesine de karşıyım. 
Anlayacağınız, benim için konu, “kadın-erkek” değil, insanlık meselesi… 
Gelelim canavar anne tiplemesine.
Elbette bu kişi, fedakar, vefakar, çilekeş Türk kadını ve annesi tiplemesine bir örnek değil.
Kendine özel, belli ki tedaviye muhtaç ve belki de toplum içine karışması sakıncalı bir insan tipi.
Hepimizin kanını donduran bu akıl almaz olayın gidişatına bir göz atalım:
“İstanbul Fatih'te oturan Fatma K. (35), birlikte yaşadığı Mustafa T. (36) den,  kırk gün önce bir kız bebek dünyaya getirdi. İddiaya göre, adam bebeği istemedi. Bunun üzerine kadın, evde kuru sıkı tabanca ile bebeği karnından vurdu. Hala hayatta olduğunu görünce de önceki gün erken saatte bebeği Eminönü'ndeki denize attı. Fatma K., dehşete tanık olup, yanına gelenlere “Çocuğun bezlerini attım” diye yalan söyleyip kaçtı.
Fatma K. Dün Fatih Karakolu'na teslim oldu ve
- Sevgilim bebeği istemeyince bunalıma girdim, pişmanım 
Dedi.
Sevgilisi Mustafa T.de gözaltına alındı.
Dalgıçlar bebeğin denize atıldığı bölgede arama yaptı ancak sonuca ulaşamadı.
Söz konusu kadının ilk evliliğinden üç yaşında çocuğu var ancak eski eşi, kötü davrandığı gerekçesiyle çocukla annesini görüştürmüyor…
….
Bu haberden bir gün sonra gazetelerde, yine aynı konuyla ilgili şu satırlar yer aldı:
“İstanbul'da dört yaşında bir oğlu olan Fatma K., iki yıl önce kocasından ayrıldı. Genç kadın, dini nikah kıydığı M.T.'den kırk gün öne bir bebek dünyaya getirdi. İddiaya göre M.T., “Tuğçe” adını verdikleri bebeği kabul etmedi. Bunun üzerine Fatma K., bebeği önce kuru sıkı tabancayla başından vurdu, ölmeyince de Eminönü sahilinden denize attı. Olayla ilgili gözaltına alınan Fatma K. Ve M.T. adliyeye sevkedildi. Fatma K. İfadesinde M.T.yi suçladı ve “Bebeği babası boğdu” dedi.
M.T. ise suçlamaları kabul etmedi. Cani anne, emniyetten çıkarken gazetecilerin “Neden yaptın? Sorusuna şu yanıtı verdi:
“Oğlum var, onu da öldüreceğim!.....”
….
Yazılanlar doğru ise;
Bu kadın ve bu adam için “canavar” kelimesi ne derece yeterli olur bilemiyorum…
“Cinayet” zaten akıl almaz bir olay da, dokuz ay karnında taşıdığı, doğurduğu, bakıma muhtaç minicik bir bebeği bu şekilde acımasızca katletmesi nasıl tarif edilebilir, bilemiyorum. Zaten ben de edemiyorum.
Ve, başta kendi annem olmak üzere, fedakar, vefakar sevgi dolu tüm annelerin ellerinden öpüyorum….
x x 
Gelelim bir başka insan tiplemesine; 
“İstanbul 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde 8 Mart 2016'da korkuluklara çıkan dört çocuk  babası Erol Çetin'i intihardan vazgeçirmek için polis saatlerce uğraşmıştı. Erol Çetin tam ikna olacakken sıkışan trafikteki otomobillerinden H.U ve M.Ö.: “Atlayacaksan atla” diye bağırmıştı.
Erol Çetin kendini aşağı bırakmış ve ölmüştü. İki kadının intihara yönlendirmekten on yıla kadar hapisle yargılandığı dava görüldü. Dokuz yılda dörtyüzelli kişiyi intihardan vazgeçiren ancak bu olayda başarı kaydedemeyen Polis Aydın Alişan tanık olarak dinlendi.
İfadesi şöyle:
-Erol Çetin'le konuşup stresini azaltmıştım. Tam da atlamamaya ikna etmek üzereydim. Küfredip, “atla” dedikleri için kendini attı. Dokuz yılda intihara kalkışan dörtyüzelli kişiyle konuştum. Müzakere edipte kurtaramadığım ilk kişi Erol Çetin oldu….
x x 
Duruşması ertelenen bu olayda, iki kadın sürücünün “atlayacaksan atla” telkininin sonucu ne derece etkilediğini bilemesem de, bildiğim tek şey var:
merhametli ve insancıl olması beklenen bu iki bayan sürücünün akıldışı ve sorumsuz çığırtkanlığı…
“Ne yapacaksan yap da, biz de yolumuza gidelim” bencilliği… 
Olmadı, önce bir kadına, sonra insanlığa hiç yakışmadı.
Zavallı adamcağız atladı, trafik açıldı, onlarda yollarına devam ettiler. 
Bu mudur insanlık?
x x
Bu olay hafızamda yıllar önce yaşadığım bir olayı canlandırdı.
İstanbul'da Beyoğlu'ndayım, Taksim'e doğru yürüyorum.
Biraz gittikten sonra daha fazla ilerleyemez oldum, önde bir kalabalık, polisler, ambulans, uğultular, yol (yürüme yolu) kapanmış.
Görüntüler ve el kol işaretlerinden kafamı yukarılara çevirdim ki, Beyoğlu'nun yüksek binalarından birinin tepesinde bir adam kendini aşağı atmaya çalışıyor, polis de engellemeye.
Etraf kordon altına alınmış, kimse bir yere kıpırdayamıyor.
Ve bu kargaşa ve görevlilerin ikna çabaları arasında kalabalıktan bazı kendini bilmezler bağırıyor:
“Atla, atla…..”
Belki bu kişi canından olacak, atla, atla diye bağıranlar da film seyreder gibi seyredecekler, belki cep telefonlarına görüntü çekecekler….
Yaşanan bu trajedi onlara göre bu kadar basit!
“Atla, atla” tezahüratlarına ve acı çeken bu insanın görüntüsüne daha fazla dayanamadığımdan, bilmediğim ara sokaklara dalarak kendimi Taksim'e attığımı hatırlıyorum.
Bugün bile o insanın ikna edilerek kurtarılmış olabileceği ümidini taşımaktayım…
….
Kadın ya da erkek farketmez, önce insan olmayı bilmek gerek. Bu iki uç örnek vefakar, sabırlı Türk kadını için asla örnek değildir ve konu kadın-erkek olayı da değildir. 
İnsanlar insan gibi davranmaya ve yaşamaya layıktır…. 
Haftaya buluşuncaya dek; 
Esen kalın 
Hoşça kalın sevgili okurlar….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık