• 21 Ocak 2014, Salı 9:31
SedefErol

Sedef Erol

OLAYLAR ve İNSANLAR
 Sevgili okurlar, 2013'ü hararetli günler ve olaylarla uğurladık, 2014'ün ilk günleri de aynen giden yılın son günleri gibi geçiyor diyelim, bize sade vatandaşlar ise izlemekle yetiniyor, izliyor ve dinliyoruz. Bizde durum böyle iken Fransa'da büyük bir problemini (!) çözmeye uğraşıyor, daha doğrusu Fransa Cumhurbaşkanı işleri biraz karıştırmış, bu kadını o kadınla, onu da diğeriyle aldatınca, ortaya çok bilinmeyenli bir denklem çıkıvermiş ki, kimse çözemiyor!
Bekar bir adam olduğundan, aşk hayatını dilediği gibi yaşayabilir gibi görünse de, sorun şu ki, uğruna dört çocuğunun annesini terk ettiği ve uzun yıllardır birlikte yaşadığı Valerie Trierwiler'i evli olmadığı halde Fransız halkı First Lady olarak benimsemiş.
Hayat arkadaşını seçmek elbette Fransız Cumhurbaşkanı'nın en doğal hakkı, evlilik akdinin olmaması da toplumun hoşgörüsü diyelim, demek ki “First Lady” olarak anılmak için Fransız toplumunda mutlaka bir nikah akdi gerekmiyor, bu da o toplumun yaşam tarzına ters değilse saygı duymak gerek, buraya kadar her şey normal ancak Cumhurbaşkanı Hollande gönlüne laf geçiremediğinden olsa gerek, meğer uzun bir zamandır bir aktrist ile gizli gizli buluşmaktaymış!
Şimdi Fransızlar, patlayan bu bombayı ve gerçek First Lady'lerinin kim olduğunu kara kara düşünmekteymişler!
Cumhurbaşkanı ise bu konu ile ilgili olarak kendisine yöneltilen tüm soruları yanıtsız bırakıyormuş!
Cevabını bilmediğinden olabilir mi acaba?
Şubat ayında ABD'ye yapacağı gezide yanında hangi  bayanı götürürse “First Lady” o kabul edilecekmiş…
Her ne kadar birbirine rakip bu iki bayan aynı fikirde olmasalar da, Fransız halkının engin hoşgörüsüne şapka çıkarmak gerek!
Bir an için Fransa ve Türkiye'nin şu an içinde boğuştukları sorunlar arasındaki büyük farkı fark ettim.
Bu, “İyi” ve “kötü” diye bir yorum değil, yalnızca,”farkın” “farkı”…
**
Gelelim magazinsel bir habere.
Magazin olmadan olmaz, magazin olmazsa bazen nasıl “et beyinli ” olabiliriz ki?
Bülent Ersoy, geçen gün Nişantaşı'ndan gezerken şöyle bir olay gelişmiş:
Bir alışveriş merkezinde, kuaförde çalışan bir genç, hava almak için dışarı çıkmış, önünde bir jip durmuş. Arka cam açıkmış ve Bülent Ersoy oturuyormuş. Delikanlı da cep telefonunu çıkarmış ve Ersoy'un iki poz resmini çekmiş.
İfadesine göre, Bülent Ersoy koşarak ve küfür ederek üzerine gelip, yumruk atmaya çalışmış. Şoförü gelip saçını çekmiş. Trafik durmuş, herkes bu olayı izlemiş.
Gururu kırılan genç, dava açmayı düşünüyormuş.
Şahıslarla ve Bülent Ersoy'la hiçbir alıp veremediğim yok, hatta mesleğine, sesine ve müzik bilgisine saygı duyarım.
Ancak topluma malolmuş insanlar bazı şeyleri baştan kabul etmeli, hazmetmeli.
Gencin tek hatası, resim çekmek için izin istememesi, bunun da karşılığı bu davranış olmamalıydı.
Birçok sançtı hayranlarının isteğini kırmıyor, birlikte resim çektiriyor, zaten de öyle olmalı.
Bu çocuğun Ersoy'u görüntülemek istemesi ona olan hayranlığından olsa gerek, ancak bu saatten sonra aynı fikirde olur mu, cevabını siz verin.
Bazı sanatçıları ya da  gerçek sanatçıları ayırmak gerek  ünlüleri diyelim, anlamak çok zor, önce magazincileri, gazetecileri oraya buraya çağırırlar, poz poz çektirirler, tanındıktan sonra da kamera kırmaya kalkarlar.
Zaten biz ne kadar gerçek sanatçı tanıyoruz ki? Şu an hayatta olan ünlü bir Türk ressamını tanıyor muyuz örneğin? Ya da bir keman virtüözünü? Yalnızca dizi oyuncusu mudur sanatçı ?!
Ben sordukça, sorularım bitmez, yanıt da alamıyorum zaten, en iyisi diğer konuya geçeyim.
O da, doğayla ilgili.
Doğa, hayvanlar, çok ilgimi çekiyor. 
Azalan türler yüreğimi yakıyor.
Bugün televizyonda yabancı bir kanalda yılan zehirinin sara dahil birçok ilacın yapımında, özellikle ağır tansiyon ilaçlarının üretiminde kullanıldığını öğrendim. Düşünün, neredeyse, herkesin korktuğu, nefret ettiği, görünce yok etmek istediği bu canlının insanlığa  büyük yararı var.
Onun için doğanın dengesinin bozulmaması, türlerin yok olmaması çok önemli.
Sayıları giderek azalan hayvan türlerinden birisi de filler. Şu anda koruma altında olsalar da zamanındaki fildişi katliamı nedeniyle insanoğlu zulmünden nasibini fazlasıyla alan bu devasa ancak sevimli hayvancıklar, dünyalarını korumaya çalışıyor.
Dünyada giderek artan insan nüfusu orman ve yabani hayvan alanlarına yayıldıkça, insanoğlu ve vahşi hayvan karşılaşmaları kaçınılmaz olmakta.
Ve işte onlara bir örnek:
Güney Afrika'nın Krueger Milli Parkı'nda fotoğraf çekmek için safariye çıkan İngiliz Sarah Brooks ve erkek arkadaşı Jans de Klerk bu gezinin bedelini az kalsın hayatlarıyla ödeyeceklerdi. Yol kenarındaki gölden su içen bir fil, kendisini fotoğraflayan bir çiftin aracına saldırdı. Arabayı ezdikten sonra ters çevirip fırlatan fil, arkadan gelen araçlar korna çalınca kaçtı. Fil arabaya dişini sapladığı sırada bacağı parçalanan Brooks hastaneye kaldırılırken Klerk ise olayı hafif sıyrıklarla atlattı.
Krueger Milli Parkı Güney Afrika'nın en büyük turizm odaklarındandır.
Ancak orada yaşayan vahşi ve devasa hayvanlar yaşam alanlarına bir rant kapısı olarak bakmıyor, hanelerinde dolaşanlara da işte böyle bazen “Meskene tecavüz” muamelesi yapıyor.
Olay bundan ibaret!
Ve dünya dengesine verdiğimiz olumsuz (!) katkı ile bugünkü yazımızı noktalayalım.
OECD, dünya hava kirliliğini araştırmış, Türkiye Sera Gazı Salınımı artışında dünyada güney Kore'den sonra ikinciliği almış.
Yani dünyanın havasını çok kirletmeye başlamışız, enerji tasarrufu yapmamız gerekiyormuş!
Bir gün gelecek sizlere aldığımız ödülleri, kadınlarımızın toplum içinde artan payını, bilim ve sanattaki başarılarımızı, uluslar arası derecelerimizi yazacağım.
Umarım…
Haftaya buluşmak üzere… 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık