• 14 Kasım 2017, Salı 7:54
SedefErol

Sedef Erol

O ANLAR (2)
 Sevgili okurlar, geçtiğimiz hafta Turgut Özakman'ın kaleminden Cumhuriyetin kabulü ve ilanı anlarını aktarmaya başlamıştık, bu hafta devam edip sonlandıracağız.
Yalnız önce anmadan geçemeyeceğim bir konu var. Bu yazıyı hazırlayış tarihim 10 Kasım sabah 9.00 civarları.
Önce, sirenler eşliğinde saygı duruşunda bulunmak için balkona çıkıyorum, saat 9.05, sirenler başlıyor ve tam karşımda anayolun banket kısmında özel bir araç duruyor, içinden bir bayan iniyor ve o da saygı duruşunda bulunmaya başlıyor.
Cinsiyet ayrımcılığı gibi olmasın da, bu bayan da toplumun tüm kesimlerinin, ama en çok Türk kadınının Ata'sına borçlu olduğunu iyi biliyor.
Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı bir mucize de, en çok Türk kadınının geçirdiği aşama daha bir önemli.
Nereden, nereye ……………. Karanlıktan aydınlığa …..
Geçirdiğimiz bir on Kasım günü daha, Ata'mızı saygıyla ama en çok sevgiyle anıyoruz…

Gelelim Cumhuriyetin ilanı öncesi olan o anlara:
Geçtiğimiz hafta kaldığımız yerden devam edelim:
“Tarihi oturum başlamıştı.
Koridordaki milletvekilleri salona girdiler.
Meclis memurları balkonun altına koşuşturdular. İki balkon da Cumhuriyetin ilan edileceğini bilen basın mensupları, Ankara ileri gelenleriyle doluydu.
Balkona sığmayan dinleyiciler salonun kenarlarına toplandılar. Herkes kucak kucağa gibiydi.
Heyecan dolu bir hava vardı.
Mustafa Kemal Paşa en öndeki sıranın sağ köşesinde oturuyordu. Yanında İsmet Paşa, Fethi Bey, Fevzi Paşa ve son bakanlar vardı.
İlk sözü Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi Bey aldı. Kanun tasarısı hakkında bilgi verdi. Yunus Nadi Bey'in görkemli konuşmasını Vasıf Çınar Bey izledi. Sonra Eyüp Sabri Efendi, Rasih Efendi, Şeyh Saffet Efendi, Mehmet Emin Yurdakul, Emin Sazak ve Süleyman Sırrı Beyler konuştular.
Şair Mehmet Emin Yurdakul süt beyaz sakalıyla çağdaş bir Dede Korkut gibiydi. Bütün milletvekillerini, “ayağa kalkarak üç kez Yaşasın Cumhuriyet diye bağırmaya” davet etti. Bütün milletvekilleri coşku içinde ayağa fırlayarak “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırdılar.
Cumhuriyetle ilgili Birinci madde saat 19.37'de sürekli alkışlar, sevinç çığlıkları arasında kabul edildi. Öbür maddeler de onaylandı. Kanunun tümünün oya sunulması aşamasına gelinmişti. Başkan da heyecanlıydı. Titreyen bir sesle dedi ki:
-Kanunun tümünü kabul edenler lütfen el kaldırsın….
Başkan Cumhuriyet rejimini oya sunuyordu.
Bütün eller havaya kalktı.
“oybirliğiyle kabul edilmiştir.”
Saat 20.30'du.
Öyle bir alkış patladı ki şiddetinden pencere camları zangırdadı. Yalnız milletvekilleri değil, dinleyiciler, gazeteciler, meclis memurları da alkışlıyor, onlarda milletvekilleri gibi kucaklaşıyorlardı. Ağlayanlar vardı. Haber dışarda bekleyen kalabalığa ulaşmıştı. Onlar da alkışlamaya ve bağırmaya başladılar.
“YAŞASIN CUMHURİYET !!!”
İsmail Hakkı Tekçe dışarı koştu Namluları istasyon yönüne dönüp duran toplara sırayla “Ateş” emrini verdi. Toplar yeri göğü inleterek Türkiye Cumhuriyeti'nin doğumunu duyurdular. İçerde Cumhurbaşkanı seçimine geçilmişti.
Seçime 158 üye katılmış, Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçilmişti.
Gazi Mustafa Kemal Paşa yoğun alkışlar, başarı dilekleri ve dualar arasında kürsüye geldi.
Saat 20.45'ti.
….
Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı olarak konuşmayı sürdürüyordu:
“….. Yüzyıllardır haksızlığa ve zulme uğrayan milletimizin son yıllarda gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış, milletimizin hakkında olumsuz görüşler ileri sürenlerin ne kadar gafil ve görünüşe aldanan insanlar olduklarını pek güzel ispat etti.
Milletimiz liyakatini, yeni rejim sayesinde uygarlık alemine daha kolay gösterecektir. Hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır…”
Meclis yeni devleti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı ayağa kalkarak yoğun alkışlarla selamladı.
Ankaralılar Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamaya başlamışlardı. Meclis'in önüne akan seğmenlerin naraları top sesleriyle yarışıyordu.
Çökmüş, çağdaşı bir devletten yepyeni, tam bağımsız, dünya devletleriyle eşit haklara sahip, saygın bir halk devleti, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu.
Sevinç, Cumhuriyeti bekleyen büyük, acı, kanayan sorunları bir akşamlık olsun unutturmuştu. Oysa bir zamanların en kudretli, en uygar imparatorluğundan Cumhuriyete, maddi bakımdan borca batık bir miras kalmıştı.
Cehalet, yoksulluk, birçok konuda üzücü, utandırıcı gerilik, yönetici, uzman ve milli sermaye yetersizliği, büyük bir borç, kadın erkek eşitsizliği, yetersiz eğitim, sağlıksız toplum, çağdışı kanunlar, hurafeler, batıl inançlar, toprak ağaları, ortaçağın sürmesini, halkın uyanmasını istemeyenler, İngiliz'leri kışkırttığı ve Sevr'in umutlandırdığı ayrılıkçılar yani Kürtçüler ile Lozan'ı affetmeyen emperyalist bir dünya, Güneybatı Anadolu'da gözü kalmış İtalya vb…, vb…
Cumhuriyet bu sorunları çözmek, bu zorlukları aşmak, bu düşmanları yenmek zorundaydı.
Yenebilir miydi?
Cumhuriyet karşıtları kıs kıs güldüler.
Bu yeni, yoksul devlet, bu deneysiz yöneticiler ne bu büyük soruları çözebilirlerdi ne bu dev gibi düşmanları yenebilirlerdi.
Haklı gibi görünüyorlardı. Ama bir şeyi unutmuşlardı:
YURTSEVERLİK….
Onun yenemeyeceği ne vardı?
.….
…..
Sizlere Turgut Özakman'ın kaleminden, Cumhuriyetin ilanına giden O ANLAR'ı aktarmaya çalıştım. Cumhuriyet, bu ülkenin en değerli varlığı.
O günlerin ortamında Cumhuriyet'e geçiş yapabilme öngörüsü ancak bir dahi'ye yakışırdı, öyle de oldu.
Bugün aramızda olmasa da hep yanımızda.
Kendi sözleriyle sonlayalım:
“Büyük ölülere matem gerekmez,
Fikirlerine bağlılık gerekir……..”
Haftaya buluşuncaya dek şimdilik,
Esen kalın, Hoşça kalın sevgili okurlar….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık