• 21 Mart 2017, Salı 7:44
SedefErol

Sedef Erol

NEDEN OLMASIN?
 Türkiye ve dünyadaki güncel olaylara meraklıyım biliyorsunuz.
“Hayatın içinden” yaşanmışlıkları aktarmak ve sonra yorumlamak hep ilgi alanım olmuştur.
Sonuçta hepimiz insanız, farklı dillere, farklı dinlere mensup olsak da, bazı ortak gerçekler değişmiyor.
Doğup, büyüyüp, yaşayıp ölmek ancak yaşam sürecini kaliteli geçirebilmek -yani mutlu yaşayabilmek- insanoğlunun en yoğun çabası ve en doğal hakkı.
ABD''li kızarmış tavuk yer, Türk mantı sever, Japon deniz ürünü tercih eder olsa da amaç aynı: Beslenmek…
Yani insanoğlu için yollar farklı olsa da neden aynı: İyi yaşayıp mutlu ölebilmek… 
Bu, çok iyi niyetli bir bakış açısı olsa da, her toplumda huzuru bozan, düzeni aksatan, etrafında sıkıntı yaratan kişiler çıkabiliyor.
Bu bazen yapısal bozukluklardan kaynaklanıyor, bazen de olumsuz çevre koşullarından… 
Nedeni ne olursa olsun, her toplumda “toplum huzurunu bozma eğilimine sahip” karakterlere rastlamak olası.
Gazetede rastladığım şu haber hem dikkatimi çekti, hem de beni çok düşündürdü…. 
Gelin, birlikte okuyalım:
“Brezilya Birinci Lig'deki Flamengo'nun kalecisi Bruno Fernandes (32), yasak aşk yaşadığı Eliza Samudio'yu hamile kalıp doğum yapınca 2010'da öldürmüştü. Cesedini de parçalayıp köpeklere yedirmişti. 
Yirmi iki yıl hapis cezası alan kaleci yedi yıl yatıp 24 Şubat'ta tahliye oldu.
Hemen ardından da üçüncü lig takımı Boa Esporte ile anlaşma imzaladı.
Taraftarlar bir katille anlaştığı için kulübe tepki gösterirken birçok sponsor da anlaşmalarını iptal ettiğini açıkladı….” 
….
Bu haberi okuyunca, yıllar önceki hatıralarım canlandı.
Üniversite son sınıftayım, mezuniyet tezi hazırlayacağım.
Bölümümün en önemli konusu, bu mezuniyet tezi olayı.
Tam bir yıl boyunca, bilimsel çalışmayla hazırlanıyor ve tez kabul görmezse mezuniyet sınavlarına girilemiyor. 
Yani uzun, özenli ve akademik değer taşıyan bir çalışma olması gerek.
Bölüm Başkanı olan profesörümüz Nephan hanım, ilk etapta seçeceğimiz konuyu bize bıraktı.
Herkes seçimini yapacak, kendisiyle görüşüp onay olabilirse tezine başlayacak…
Benim seçtiğim konu= Suçluların topluma kazandırılması… 
İnsancıl ve idealist bir bakış açısıyla bu konuyu çok önemsiyor ve “toplumsal hata yapan insanların normal yaşama dönebilmesi için kendilerine bir şans daha verilmesi” fikrinden büyük heyecan duyuyorum.
Bu konuda neler yapıldı, neler yapılabilir, hangi kurumlar bu durumla ilgilidir, bunların çalışmasını yapmak ve hüküm giymiş insanların geleceği için bir kılavuz oluşturmak niyetindeyim.
Diğer arkadaşlar da başka konular saptamışlar, herkes ayrı telden çalıyor, hocamız baktı ki böyle olmayacak, tez konusunu kendi belirledi:
Seçtiğimiz bir ilin, Cumhuriyet ilanından bu yana demografik analizi.
Yani, o ilin toplumsal, nüfussal yapısı ve geçirdiği değişimler incelenecek, bu konuyla ilgili bir kitap yazılacak.
Benim seçtiğim il ise, memleketim Giresun.
Size basit bir konu gibi görünmesin, çok detaylı bir çalışma gerektiriyor.
Öyle ki, son yılımı tarihi Beyazıt Kütüphanesi'nden geçirdiğimi ve konu ile ilgili olarak dört-beş kez İstanbul'dan Giresun'a geldiğimi belirteyim.
Anlatmak istediğim konu mezuniyet tezim değil elbette.
“Suçluların ya da başka bir deyişle kader mahkumu kişilerin topluma kazandırılması” olayı.
Bugün bile aynı kanıdayım, herkesin ikinci bir şansı hakettiği noktasındayım.
Bu arada, önerimin kabul görmeme nedeni, bu çalışmanın –ki saha araştırması yapmak gerekiyor- bir üniversite öğrencisi için riskli bulunması.
Zira işin içinde hapishane var, karakol var, mahkumlar var, ben istekli olsam da, talebim bu yüzden kabul edilmedi.
“İkinci şans” olayında bugün de aynı düşüncedeyim ancak kimlere uygulanabileceği konusunda tereddütler yaşamaktayım.
Sizce, kendisinden hamile kalan sevgilisini öldürüp bir de köpeklere yediren Brezilyalı kaleci, ikinci bir şansı hak ediyor mu? 
Suç işlemenin, toplum huzurunu bozmanın da dereceleri var elbette.
Fırından ekmek çalanla, sevgilisini öldürüp köpeklere yediren aynı kategoride olabilir mi? 
Cevabınızı az çok tahmin edebiliyorum…
Gerisini de Brezilyalı'lar düşünsün diyorum….
x x
Gelelim diğer konumuza.
“İngiltere merkezli bir danışmanlık şirketi, dünyadaki en iyi şehirlerini seçti.
Pahalılık, ulaşım, asayiş gibi kriterlerle yapılan listede Avusturya - Viyana ikiyüzotuzbir kent arasında birinci oldu.
Suç oranının yüksek ve fiyatların aşırı pahalı olduğu Paris, New York ve Londra gibi metropoller ilk otuza bile giremedi.
Bu listeye göre İstanbul, geçen yıla oranla on sıra gerileyerek yüzotuzüçüncü sırada yer aldı.
İngiliz danışmanlık şirketinin ilk beşi ise şöyle:
1) Viyana - Avusturya 
2) Zürih - İsviçre 
3) Auckland - Yeni Zelanda 
4) Münih - Almanya 
5) Vancouver – Kanada.
….
Yine bir İngiliz şirketinin araştırması: “Dünyanın en yaşanabilir şehirleri” listesi:
1) Melbourne -  Avustralya 
2) Viyana – Avusturya
3) Vancouver – Kanada 
4) Toronto - Kanada 
5) Calgary - Kanada 
6) Adelaide – Avustralya 
7) Sydney - Avustralya 
8) Helsinki - Finlandiya 
9) Perth - Avustralya 
10) Auckland - Yeni Zelanda.
….
En iyi, ya da en yaşanabilir şehirler, araştırmacı kuruluşların farklılıklarına göre değişiyor olsa da, Kanada ve Avustralya kentlerin ön planda olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Canım İstanbul'umun da bir gün bu listelere tepeden girebilmesi dileğiyle. 
Elbette, doğal zenginliğinin yanı sıra, aranan diğer kriterlere sahip olabildiği sürece….
İstediğimiz, dilediğimiz bu yönde. 
Haftaya yeni konularda buluşabilmek dileğiyle:
Esen kalın, 
Hoşça kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık