• 12 Nisan 2016, Salı 9:11
SedefErol

Sedef Erol

NE ALIRSANIZ….
 Bugün güzel bir konuyu paylaşacağım.
Hep “güzel şeyler oluyor da ben mi yazmıyorum” diyorum ya işte bugün o gün.
Aslında, “beni içimdeki şeytan kandırdı” bahanesiyle biri karısını kesen, biri kuyumcu soyan iki ayrı adamın olayını aktaracaktım ama…
Vazgeçtim.
Doçent Dr. Ozan Bahtiyar'ın öyküsü ve en çok da, uygar bir dünyada bilimselleşmenin mantığı çok daha heyecan verici.  Gazeteci Özlem Gürses'in yaptığı başarılı çalışmadan aktardığım satırlar ve bilgiler, bize başka bir dünyanın kapılarını aralıyor….
Yale Üniversitesi Hastanesi Fetal Cerrahi Merkezi Tepe Yöneticisi Doçent Doktor Ozan Bahtiyar, şu anda çok önemli ve özen isteyen bir görevi yürütmekte.
Yani, ekibiyle birlikte, anne karnındaki bebeklerin yüksek riskli ameliyatlarını gerçekleştiriyor. İstanbul Fen Lisesi mezunu olan Dr. Ozan Bahtiyar, Cerrahpaşa İngilizce Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Türkiye'de ihtisasına devam ederken, Yale'deki bir Türk doktor arkadaşının teklifi üzerine bu üniversiteye gelerek ihtisasına burada tekrar başlar ve “Yüksek Riskli Gebelik” konusundaki ihtisasını bitirdikten sonra Fetal Cerrahi alanında çalışmalara katılır, üniversitede bu merkezi kurar.
Bu merkezin amacı sadece anne karnındaki hasta bebeklere, yani hasta fetuslara bakmaktır. “Fetüs cerrahisi”de anne karnındaki bebeklere yapılan operasyon.
Dr. Ozan Bahtiyar, bu konu ile ilgili olarak duygularını bakın nasıl açıklıyor:
-Bazen her şeyi yapıyorsunuz ama doğanın buna verdiği cevap sizin beklediğiniz gibi olmuyor. Hastanın bünyesi farklı yanıt veriyor. 
Benim yaptığım ameliyatlarda komplikasyon riski yüzde onbeş civarında, bu çok yüksek bir oran. On kişiden ikisinin öleceği bir kalp cerrahisi düşünebiliyor musunuz? Kimse by-pass olmaz. Bebeği kaybettiğimiz durumlar var, anneye bir şey olmuyor ama yine de çok üzücü durumlar. İnsanın umudunu destekleyebilmek, o umudu için bir noktaya kadar elinden tutabilmek büyük bir ödül bu meslekte. Siz bize en özelinizi emanet ediyorsunuz, bu büyük bir ayrıcalık. 
Bir daha dünyaya gelsem yine doktor olurdum…
***
Merkezlerinde her hafta düzenli olarak yetmiş hastalarının bulunduğunu, operasyonlarının tamamlanıp gönderilenlerinin yerine yenilerinin geldiğini, bu sayılarının hiç azalmadığını anlatıyor Dr. Ozan Bahtiyar.
Şu andaki çalışmalarını ise “Fetus” operasyonlarının laparoskopik olarak yapabilmek üzerine yoğunlaştığından bahsediyor.
Yani çalışmalar sonucunda, yakın bir gelecekte anne karnındaki bebeğe ameliyatsız, kesmeden, laparoskopik yöntemle müdahale edilip, hastalıkları giderilebilecek….
Ve bu ekibin başı bir Türk.
Tıbbi eğitimini Türkiye'de almış ancak bir sürece ulaşan çalışmalarını da ABD'de kotarmış, tamamlamış. Elbette ülkemizde de üst düzey tıbbi çalışmalar yapılıyor, duyuyoruz, okuyoruz gurur duyuyor ve yazıyoruz. 
Ancak beni bu yazıyı yazmaya heveslendiren o bilimsel bakış açısının şifreleri, gazeteci ÖZLEM GÜRSES'le DR. OZAN BAHTİYAR'ın röportajında gizli:
Satır değiştirmeden aktarıyorum:
“Günün birinde Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz?”
- O her zaman aklımızda. Burada yaşayan bir Türk olarak o hep aklımızda. Ama ne zaman olacağını hiç bilmiyorum.
“Burada bir hekim, bir bilim çalışanı olarak sizi heyecanlandıran ne?” 
-Buranın Türkiye'den en büyük farkı şu: BİR FİKRİNİZ OLDUĞUNDA SİZİ DESTEKLİYORLARSA BU SİZİNLE DEĞİL, FİKRİNİZLE İLGİLİ. DESTEKLEMİYORLARSA DA SİZİNLE İLGİLİ DEĞİL, DURUMLA İLGİLİ. YANİ HİÇBİR ŞEY KİŞİSEL DEĞİL. Her şey bir faydaya, bir amaca yönelik. Bütün konuşmalarınız, tartışmalarınız, bilimsel makale yazar gibi. “Ben böyle düşünüyorum”dan ziyade “Bakın bundan dolayı böyle olabilir” diye konuşulur.
“Fikri değil bilgisi olanlar yani….”
- Öyle de denebilir. Bir fikri savunurken somut verilerle onu desteklemenizi beklerler. Söylediğiniz her şeyin sağlaması var burada: Doğru mu, bir şey katıyor mu bilime, tıbba?
“Aynı zamanda tıp fakültesinde ders veriyorsunuz. Nasıl bir öğrenci profili var Yale Üniversitesi'nin? 
-Ben klinik rotasyon yapıyorum. Öğrenciler çok zeki, çok soru soruyorlar ama sırf sormak için değil, sadece öğrenmek için soruyorlar. Burada soru sormak teşvik edilen bir şey eğitimde, soru soran öğrenci en iyi öğrencidir.
“İyi hekim kimdir?” 
-İyi hekim, önem veren, hekim, hastasına, hem yaptığı işe önem veren hekim.
Hastasını gerçekten dinleyen hekim. 
Kendini yetiştirmeye devam eden hekim.
O kadar çok araştırma var ki, sürekli yeni gelişmeler var, Hep bir şeyler değişiyor. Benim burada bulunduğum süre içinde bile çok şey değişti. Sürekli bunu takip etmek gerekiyor. Ama esas önemli olan hastaya önem vermek, hastayı dinlemek, -aman bir şey olmaz- dememek. Size geliyorsa bir hasta, bir sebeple geliyor, size ihtiyacı olduğu için geliyor. İster psikolojik, ister fizyolojik… 
***
Dr. Ozan Bahtiyar'ın, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden, Yale Üniversitesi Hastanesi Fetal Cerrahi Merkezi tepe yöneticiliğine uzanan öyküsü bu şekilde.
Başarılarına kuşkusuz, yenileri eklenecek.
Elbette bunda kendi kişisel yeteneklerinin payı ön planda. Ancak içinde bulunduğu sistemin bakış açısı ve bilime katkısı yadsınamaz.
Bunun şifresi de bizzat Sn. Bahtiyar'ın verdiği röportajda gizli:
“Bir fikriniz olduğunda sizi destekliyorlarsa bu sizinle değil, fikrinizle ilgili. Desteklemiyorlarsa da sizinle değil, durumunuzla ilgili. Yani hiçbir şey kişisel değil. Her şey bir faydaya, bir amaca yönelik.”…
Ve;
“Sırf sormak için değil, öğrenmek için soruyorlar. Burada soru sormak teşvik edilen bir şey eğitimde. Soru soran öğrenci, en iyi öğrencidir”….
Sanırım bu, başarıya giden yolu en iyi anlatan mesaj olmalı…
Haftaya buluşuncaya dek:
Esen kalın,
Hoşça kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık