• 05 Mayıs 2015, Salı 9:24
SedefErol

Sedef Erol

NASIL ve NEDEN
 Yazacaklarım benim de hoşuma gitmiyor, sizin de gitmeyecek. Ancak kabul edilemez olsa da, hayatın acı gerçekleri bunlar…
Toplum içinde iyilikle, mutlulukla, huzurla ve barış içinde yaşamak varken öyle olaylar yaşanıyor ve basına yansıyor ki: insan “bir kişi bir diğerine bunu nasıl yapabilir” diye düşünmeden edemiyor.
Toplumsal bozulmanın ve travmanın nedenleri olarak çeşitli görüşler ve mazeretler sıralanabilir, hatta bu nedenler tetikleyici de olabilir ancak: yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen düzgün kalabilen, çevresine duyarlı, başkalarının yaşam hakkına saygılı bir çok kişi bulunmakta.
O halde olumsuz şartlar + kişilik yetersizliği ya da bozukluğu birleşince durum değişiyor olabilir mi? 
Ya da bu yaklaşım tarzı (olumsuz şartlar) yapılan bazı canavarca eylemlere kılıf gösterilebilir mi?
Öyle ise, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen düzgün kalabilen, insanların hak ve hukukuna saygı gösterebilen ve toplumun huzurunu bozmaya kalkışmayan, acılarını bir diğerinden çıkarmaya çalışmayan düzgün insanların hakları ne olacak?
Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım ve toplumun birçok kesimini vicdanen yaraladığını düşündüğüm “iyi hal indirimi” olayını hatırlayalım örneğin.
İnsani ve vicdani açıdan ele alırsak, doğru ve yerinde bir uygulama, bilimsel açıdan da sanık ya da tutukluların topluma yeniden kazandırılması bakımından gerekli bir yöntem olduğu varsayılıyor.
Ancak sorun “iyi hal indirimi” uygulamasında değil, bundan kimlerin yararlandırıldığı konusunda.
Bazı celselerde, tecavüzcülerin dahi iyi hal indirimi uygulamasına dahil edildiğini okuduk, bilgilendik.
Sizce dünyanın en korkunç suçlarından biri olan tecavüzün bir mazereti olabilir mi?
Ya da bir katliamın ardından takım elbise ile boynu bükük duruşmaya çıkmak ve o meşhur “pişmanım” söylemleri yeterli olabilir mi?
Neyse, konuyu ve takdiri uzmanlara ve karar vericilere bırakıp biz asıl konumuza dönelim.
Şöyle bir habere rastladım geçtiğimiz günlerin bir gazetesinde:
- Vicdanları sızlatan olay, polise gelen bir ihbarla ortaya çıktı. Eskişehir'in Aşağı Söğütönü mahallesinde geçen Cuma günü, 17 yaşındaki Soner B. ile arkadaşları 15 yaşındaki Erkan D. ve Mert Ç. Boş arazide poşet içerisinde bir bebek cesedi buldu.
Yapılan ihbar üzerine olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Boş arazide, kadın eteğine ve paspasa sarılıp poşet içerisine konulmuş kordon bağı kesilmemiş olan erkek bebek cesedi bulundu.
Ceset, otopsi için Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi morguna kaldırıldı.
Burada yapılan otopside, yeni doğmuş bebeğin, ikisi boğazından olmak üzere sekiz yerinden bıçaklandığı ortaya çıktı. Ceset, otopsi için Üniversite Hastanesinin morguna kaldırıldı.
Burada da yapılan otopside, yeni doğmuş bebeğin ikisi boğazından olmak üzere sekiz yerinden bıçaklandığı teyit edildi. Bebeğin cesedi, DNA testi yapılması için Ankara Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğünü bildirdi.
İnsanı dehşete düşüren, korkunç bir haber…
Kadın cinayetlerinden, aile fertlerini kurşuna dizmekten, hiç uğruna adam öldürmek vahşetinden sonra bu da bir ilk olmalı.
Çok acı bir ilk…
Hangi vicdan masum bir bebeye bıçak saplayabilir ki?
Düşüncesi bile insanın aklına sığmıyor.
Ancak sonunda bu da oldu, yaşandı.
Elbette bir gün suçlu ortaya çıkarılacak ve muhtemelen üstünü başını düzeltip hakim karşısına çıkacak, indirim talep edecek…
**
Bir toplumda her türlü insan yaşar, insanların niyetleri yüzlerinden okunamıyor orası kesin, önemli olan bu canileri toplumdan ayıklayabilmek, ya da toplumu bu canilerden temizleyebilmek.
Bunun yolu da adil yargılamadan geçiyor olsa gerek…
**
Ve insanlık suçu işleyen IŞİD örgütünün kölelerinin (!) yaşadıkları yayınlandı gazetelerde…
Bir şekilde bir yolunu bulup Işıd'in elinden kaçan genç kızların yürek burkan öyküleri…
İşte size acı bir örnek: Irak'ın kuzeyindeki Herdan köyünden IŞİD tarafından kaçırılan ondokuz yaşındaki Dalia'nın öyküsü bu.
Taciz, tecavüz, işkenceye maruz kalan ve IŞİD militanlarınca tam yedi kez alınıp satılan bir Ezidi kızı.
Yaşadıklarını gazete haberlerinden  belki okudunuz, belki okumadınız ancak anlatılanların gerçek olduğu birçok mağdurun ifadesinden de anlaşılmakta.
Dalia, Selma, Leyla, Bahar ve daha birçoğu mal gibi alınıp satılıyor, bedensel ve manevi işkenceye maruz kalıyor, aileleri yok ediliyor ve işin en acı tarafı bu örgütün mensupları insanlara bu acıyı reva görmeyi kendilerine hak sayıyor…
Dünyanın çeşitli bölgelerinden de akın akın militan yağıyor..
Benim mantığım, bir insanın diğerine bilerek ve isteyerek işkence yapıp acı çektirmeyeceğini söylese de, ne yazık ki bunlar gerçekleşiyor.
İnsan ilk temel eğitimini ailesinden aldığına göre ebebeynlerin son derece dikkatli ve ilgili olmaları gerekli ilk adımsa bir diğeri de gençlerin zaman geçirip mutlu olabileceği sahalar yaratılması ve en önemlisi iş alanlarını çoğaltarak “Başta gezip sosyal medyanın olumsuz yönlerinden (zararlı ve beyin yıkayan sitelerden söz ediyorum)” etkilenmemelerini sağlamak olmalı.
Aksi taktirde IŞİD'e katılımlar artmaya ve insanlar acı çekmeye devam edecek…
**
Haftaya buluşuncaya dek esen kalın sevgili okurlar.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık