• 26 Kasım 2013, Salı 9:28
SedefErol

Sedef Erol

MENFAAT ve MADDİYAT
 Sevgili okurlar, ne yazık ki dünya koşullarının değişmesi sonucu maneviyat ve maddiyat arasındaki dengenin bozulduğunu, maddiyatın giderek ön plana çıktığını artık hepimiz biliyoruz.
Olması gereken bu muydu, elbette değil ancak dünya sonuçta bu noktaya geldi.
Elbette manevi değerlerini koruyan bu uğurda savaş veren sağlam karakterli insanlar da var, ancak bunlar da çoğunluğun arasında kaybolup, yitip gitmekte..
Siz hiç bir simitçiye, bir garsona gönül vermiş bir ünlü gördünüz mü? Varsa da ben kaçırdım demek ki, şimdiden özür dilerim.
Magazin basınından görüyoruz, güzelim kızların yanında bir tuhaf adamlar, özellikleri bindikleri arabalar, lüks yerlerde harcadıkları paralar…
Kızlar mı? Onların vasıfları da güzellikleri tabi ki..
Başkalarının yaşamları bizleri ilgilendirmese de, ilişkilerin “çıkarlar”a dönüştüğünü göstermesi bakımından önemli.
Ne demiştik, günümüz dünyasının en önemli olgusu belki de “maddiyat”
Bu bir toplumsal gerçek olsa da, bu gerçek yaşamı ve insanları ne derece sakıncalı boyutlara taşıyor, bizlerden her an neler götürüyor belki de pek farkında olamıyoruz.
Biz çocukken kimse cesaret edip mahalledeki genç kızlara laf atamazdı, mahallenin gençlerinin yanında mümkün müydü o sokağın kızlarına yanaşmak, şimdi ise bir cep telefonu için gencecik fidanların canına kıyılıyor.
Bir cep telefonu…İkinci eli telefoncularda yirmi otuz, bilemedin elli liraya satılıyor. Bir cep telefonu edinip kullanacak kişi zaten ondan çok daha fazla hat ya da kontör parası ödüyor, bunun için bir cana kıyılır mı?
Çocuklar ilk eğitimlerini ailelerinden alır. Anne ve babalarını model kabul ederler. Çocuğa bir cümle fazla öğretmek, belki ilerde onun ya da bir başkasının yaşamını kurtaracak.
Şimdi bana kızacaksınız ama belki de çocuklarımızla yeterince ilgilenemiyoruz, doğruları anlatacak zaman bulamıyoruz, kimlerle arkadaşlık ettiklerini araştırmıyoruz.
Bunların günümüz “maddiyat” dünyasıyla ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim.
Zaman ilerleyip de, “maneviyat” ve “maddiyat” arasındaki denge, “maddiyat” lehine değişmeye başladığından beri, toplumsal yapıda olumsuz yönde etkilenmeye başladı.
Uzun bir süredir bir televizyon kanalındaki sabah programında bir cinayet konusu işleniyor.Hırsızlar, ya da her kimse yaşlı karı kocanın evine giriyor, her iki çok yaşlı insanı da balkondan aşağı atıyor. Adam hemen ölüyor, kadın komada. Sürekli izlemediğim için detaylara vakıf değilim ancak işin içinde hırsızlık, tanınma korkusu v.s. olmalı.
Bir insan, ya da insanlar iki yaşlıyı üç-beş kuruş için balkondan aşağı fırlatıp da sonra bu vicdanla nasıl yaşar?
İşte o dediğim, (yani vicdan) dünyada nesli tükenen hayvanlar gibi, galiba insanoğlundan yavaş yavaş elini eteğini çekmekte…
Sözüm vicdansızlara, 
Neyse ki dünyayı hâlâ yaşanır kılan, değerlerini yitirmemiş güzel insanlar da var.
Ancak “menfaat” ve “maddiyat” durumları bazen öyle abartılıp, öyle ön plana çıkarılıyor ki, insan, insanlığından utanıyor.
Bir gazetenin bir iç sayfa haberi, beni de insanlığımdan utandırdı, muhtemelen o ailenin diğer fertlerini de…
Gelin, “yok artık” dediğim bu olayı beraber irdeleyelim:
Satır atlamaksızın:
“Adana'da iki çocuk annesi G.Ö.'nün, kendisinden  kırkaltı yaş büyük, seksenbeş yaşındaki kayınpederi S.Ö. ile yaptığı evliliğin iptali için açılan davada, onikinci yıla girilmesine rağmen, henüz karar verilmedi. Adana'daki Pamuk Araştırma  Enstitüsü Muhasebe Müdürlüğünden emekli S.Ö., eşi Semiha 1997 yılında ölünce, Mersin'in Çamlıyayla ilçesinde yalnız yaşamaya başladı. 1999'da evi yanıp felç olan Selahattin Özgen'in küçük oğlu altmış yaşındaki B.Ö, iddiaya göre, babasının emekli maaşını alabilmek için, nikahsız yaşadığı ikinci eşi (buraya bir parantez açmak istiyorum, bir adamın ikinci eşi olmaz, tek eşi olur, gazete ve televizyonlar bunu hep kullanıyor yanlış bir terim, ancak bu durumlarda çaresiz kadınları da pek suçlayamıyorum, neyse konumuza dönelim) o zaman otuzdokuz yaşında olan G'u babasıyla resmi nikahla evlendirdi. Nikahını, Darıpınar köyü muhtarı 8 Ağustos 2000 tarihinde kıydı. Özgen, gelini ile evlendikten dört ay sonra 85 yaşında öldü.
Ardından gelin-kayınpeder evliliği nedeniyle ölen kişinin çocukları arasında tartışma çıktı. Bu evliliği kabullenemeyen ve ailece rencide olduklarını öne süren kardeşlerden, inşaat mühendisi  64 yaşındaki S.A.Ö., 2001 yılında Mersin 2. Aile Mahkemesi'ne “Evliliğin mutlak butlan ile sakat, geçersiz olduğunun tesbiti , iptali” istemiyle dava açtı. Kayınpederi ile emekli maaşı için evlendiği iddia edilen G.Ö., avukatı aracılığıyla mahkemeye verdiği dilekçesinde, eşi Bahadır'ın nikah kıymaması nedeniyle zorunlu olarak kayınpederiyle nikahlandığını belirtti. Yerel mahkeme 23 Ekim 2008'de davayı karara bağladı. Mahkeme hakimi, kardeş Ö.'nün dava açma yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle, kayınpeder-gelin evliliğinin iptali için açılan davayı reddetti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, S.A.Ö.'nün de hazır bulunduğu 8 Haziran 2010'da yapılan duruşmada, “Evlenmenin butlanı” davasını reddeden yerel mahkemenin verdiği kararı bozarak, dosyanın tekrar görüşülmek üzere Mersin 2. Aile Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Yargıtay'ın bozma ilamında davanın, “Evlendikten 4 ay sonra ölen S.Ö.'nün yaş ve akıl sağlığı itibarıyla bu evliliği yapabilecek durumda olmadığı iddiasıyla” açıldığı hatırlatılırken, şöyle denildi:
- Tarafların mutlak butlan sebebiyle ilgili delilleri toplanarak, bu çerçevede değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığından söz edilerek hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Dosyayı yeniden ele alan Mersin 2. Aile Mahkemesi, “Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacının babasının evlilik sırasında evlenmeye engel olacak derecede akıl sağlığı bulunup-bulunmadığı hususunda rapor düzenlemesi için dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderilmesine” karar verdi.
Hukukçular, ölen bir kişinin akıl sağlığının belirlenmesinin ancak dosyadaki tanık ifadeleri ve diğer bilgilerle raporlaştırılabileceğini, mezarın açılması ile elde edilebilecek bir veri aranmasının söz konusu olmayacağını belirtti. ” 
Şimdi, hukuki terimler karmaşası içinden sunulan bu haberden çıkarabildiğim sonuçlar:
-Adamın, yani altmış yaşında olanın bir resmi eşi, bir de nikahsız beraberliği var ki gazetedeki resme göre ondan da çocuğu var.
-Muhtemelen babasının maaşını da alabilmek için nikahsız beraberliği olan kadını babasıyla evlendiriyor.
Bu durumda da aslında kendine ait olan çocuk, bir anlamda üvey kızkardeşi konumuna düşüyor.
- Önceleri nikahsız olan kadın ise, belki de kendini kurtarabilmek için “nikaha kavuşabilmek adına” bu işe razı olduğunu beyan ediyor.
- Önce kayınpeder, sonra koca konumuna geçen ve bugün hayatta olmayan yaşlı adamın ise bu işe neden razı olduğu ya da bu işlemler sırasında akıl sağlığının yerinden olup olmadığı ise meçhul ve çözülmesi de pek mümkün görünmüyor.
**
Bir maaş için tüm aile şeceresini birbirine katan bir kişinin de aynı anda birkaç hanım, bir sürü çocuk barındırması da ayrı bir ilginçlik.
Tabi bu sözümden, variyeti olanlar bu hakkı fazlasıyla kullanabilir anlamı da çıkmasın, medeni kanunumuz ve yasalarımız olması gerekeni belirlemiş zaten.
Yoksa insanın karşısına böyle trajikomik hikayeler de çıkabiliyor…
**
“Menfaat “ ve “maddiyat” ın bazen insanı ne hallere sokabileceğini çarpıcı bir örnekle anlatmaya çalıştım.
Günümüz dünyasında maddesel öğelerin önemi tartışılmaz ancak yaşamda yitirilmemesi gereken değerlerin de olduğu bir gerçek.
Dünyayı yaşanılır kılan da değerlerimiz değil mi zaten…
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık