• 18 Temmuz 2017, Salı 9:08
SedefErol

Sedef Erol

KÜÇÜK AMA BÜYÜK ŞEYLER…
 Bugün biraz oradan - buradan yazmak istiyorum, zira sizlerle paylaşacaklarımı gazetelerden kesip, epeydir biriktirmekteyim.
Konular “hayatta neler oluyor” cinsinden, insana dair ve hayatın içinden…
Geçtiğimiz günlerde fıkra gibi olay yaşandı.
“Antalya Manavgat'ta kuraklık ve susuzluğun konuşulduğu bir toplantı düzenlendi. Toplantı devam ederken Manavgat Irmağı'nda su seviyesi yükseldi.
Toplantı sonrası davetlilere yemek vermek için hazırlanan Irmak üzerindeki masaların bulunduğu bölüm sular altında kaldı.”
Olaya bakar mısınız, susuzluğun tartışıldığı toplantıyı su basıyor!
Her ne kadar Manavgat'ta bu durum yaşanmış olsa da, dünyanın giderek kuraklaştığı yazılıp-çiziliyor.
Uzmanlara göre Türkiye'ye de dahil olmak üzere ABD'den Çin'e, Brezilya'dan Hindistan'a kadar pek çok ülke kuraklık tehdidi altında.
6 Mayıs 2016 tarihli bir haberde,
“Dünya Bankası'nın hazırladığı rapora göre Türkiye, küresel iklim değişikliği nedeniyle en fazla kuraklık yaşayacak ülkelerin başında”
Dünyadaki genel kuraklığın nedeni olarak ise küresel iklim değişikliği ve ılımanlaşma gösterilmekte.
Bu üzücü ancak gelecek için tedbirler alınması açısından son derece önemli haberi geçtikten sonra yine bir “Güleyim mi Ağlayayım mı” cinsinden olaya dönelim.
Olay mekanı ise Antalya.
Haber şöyle:
“Antalya'da Kırgız Zülfiya Ünal'ın (49), yolda çantası çalındı. Yere düşen kadın bağırıp yardım istedi.
Civardakiler çantayı alan Hakan S.'yi yakaladı.
Hakan S.yi dövüp dövmeme konusunda anlaşamadılar.
Çıkan tartışmada birbirlerini yumrukladılar.
Polise teslim edilen Hakan S., “Zülfiya Ünal'dan alacağım vardı, vermedi” diye kendini savundu.
Hakan S. ile Zülfiya Ünal karakola götürüldü.”

Olaya bakar mısınız, hırsızı dövüp dövmeme konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu birbirlerini dövüyorlar!
Tam bir komedi, zaten kaba kuvvet, yumruklaşmak ne oluyor, teslim edin Emniyete, olayı onlar çözsün.
Herkes kendi işini yapsın.
Bir de ünlü sözü aktarayım:
“Kaba kuvvete yalnızca acizler başvurur”
Benden hatırlatması….
….
Gelelim dünyanın problemlerine.
Bu sefer konu terör, siyaset, canlı bomba vs. değil.
Yalnızca fareler!
Yine basında yer aldığına göre Amerika'da New York Belediyesi sayıları 2 milyonu aşan farelerle mücadele için 32 milyon dolar bütçe ayırmış.
Belediye yetkilileri istilanın merkezi olarak dünya ekonomisinin kalbi niteliğindeki Manhattan bölgesini göstermiş ve en yoğun mücadelenin burada olacağını belirtmiş.
Fare idrarından bulaşan hastalıkların ölümlere yol açtığını kaydeden yetkililer:
“Çöp yığınlarından uzak durulmalı”
İkazını yapıyormuş.
İçtimaya sokup tek tek sayamayacaklarına göre “iki milyon” olarak değerlendirdikleri fare nüfusunu sayısal olarak nasıl saptadıklarını çok anlamasam da anladığım New York'ta büyük bir fare sorunu olduğu.
Biz, fındık nedeniyle bu sorunun en çok Giresun'da yaşandığını sanırdık ya, bakın New York bile aynı sıkıntıdan muzdarip.
Aradaki tek fark, onların bu iş için özel bir bütçe ayırıp çare bulma yoluna gitmeleri.
Konu açılmışken hepimizin şu veya bu şekilde yakından tanıdığı ve riskleri nedeniyle pek de sevilmeyen fareler hakkında biraz bilgi vereyim.
“Dünya genelinde 2700 tür ile en geniş memeli grubu, kemirgenlere aittir. Ancak yalnızca üç tür insanlarla iç içe yaşamaya adapte olmuşlardır. Bu türler:
- Ev faresi
- Lağım faresi
- Çatı sıçanıdır.
Kemirgenlerin fiziki özellikleri şaşırtıcıdır. Atlama ve zıplama yeteneklerinin yanısıra, iyi yüzücüdürler ve suyun altında uzunca sayılabilecek bir süre kalabilirler.
Lağım sıçanlarının kanalizasyonun içinden ve S şeklindeki borulardan geçerek tuvaletlerden evlerin içerisine ulaştıkları bilinmektedir. Ev fareleri ıslanmayı sevmezler ancak gerektiğinde yüzebilirler. Her üç kemirgen türü de eğer yüzey yeterince kaba ise dikey yüzeylere tırmanabilirler.
Fareler bir dolma kalemin geçtiği her delikten geçebilirler.
Her şeyi kemirme içgüdülerinin yanı sıra çok sayıda hastalık da taşıdıklarını bilinmektedir.
Yaşam süreleri 9-18 ay.
Çok hızlı ürediklerinden, bir bölgede görüldüklerinde hemen önlem almak gerekir.
İşte sık sık karşılaştığımız fare neslinin yaşam öyküsü özetle böyle.
New York Belediyesi'nin bile özel önlem almak üzere bütçe ayırdığı bu kemirgenler her yerde karşımıza çıkabiliyor.
Detayları yazmamın nedeni de bu zaten.
Son olarak, her zaman yazmaktan haz duyduğum bir konu olan “insanlık” olayına güzel bir örnek aktarayım:
“Şırnak'taki Habur sınır kapısında bekleyen kamyon şoförleri, 45 dereceyi bulan sıcaklıkta bitkin düştüğü için uçamayan bir çekirge gördü.
Şoförler çekirgenin rahat içebilmesi için şişe kapağına su doldurdu.
Suyu içen çekirge kendine geldi, yeniden uçtu….”
İnsanların bir dal bilezik için yaşlı kadınların gırtlağını kestiği, bir cep telefonu için delikanlı bıçaklandığı, asabi kocaların karılarını kurşunladığı şu günlerde insanlık adına ne güzel bir örnek…
Çoğu insanın varlığından bile haberdar olmadığı zavallı bir çekirgeye şişe kapağından su içirmek, ölmesine izin vermemek, daha doğrusu yaşamını önemsemek.
Küçük ama büyük bir olay.
Hintli'lerin, “tüm canlıların yaşam hakkına saygı” felsefesinin güzel bir örneği olsa gerek.
Sevgili okurlar, haftaya yeni konularda buluşabilmek dileğiyle (söz fareleri yazmayacağım) şimdilik,
Esen kalın,
Hoşça kalın…






MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık