• 27 Ağustos 2013, Salı 9:21
SedefErol

Sedef Erol

KİM VERİYOR BU HAKKI
 Artık bu haberleri okumaktan ve yazmaktan bana da gına geldi, size de biliyorum ancak ne yazık ki gerçeklerden kaçılamıyor, işte bunlar da bugünkü toplumumuzun gerçekleri…
Keşke olmasaydı.
Kadınların baş tacı edildiği, saygı ile önlerinde ceket iliklendiği günlerden bugünlere gelindi.
Dahası, şu ortamda, şu zamanda, dünyada birtakım insanların Mars'a yerleşme planları yaptığı bir dönemde ülkemizde olana bitene ve yazdığımız şeylere bakın.
Birçok ülkede “kadın”, “erkek” kavramı çoktan ortadan kalkıp, “insan” kavramı yerleşeli yıllar oldu. Yani burada anlatmak istediğim; insanın insan olarak değerlendirilmesi olayı elbette. Öyle ki;bu toplumlarda cinsiyet ayrımcılığını çağrıştıran en ufak slogan, reklam, ya da herhangi bir durum anında bir dava konusuna dönüşebiliyor. Oysa ki dünyanın uygarlık köprüsünden henüz atlamamış ya da atlamayı planlamakta olan toplumlarında kadın, normal yaşamını sürdürebilmek için diğer şanslı hemcinslerine göre çok daha fazla çabalamak zorunda.
Zaten bazen bu çabalar bile bir işe yaramıyor. Kanun nezdinde tüm bireyler eşit olabilir ancak yaşam koşullarında öyle mi; bir de ona bakmak gerek.
Benim bildiğim kadarıyla bu toplumun geleneğinde insanların karılarını “kesmek ve doğramak” gibi bir olay yoktu, ancak son yıllarda öyle yaşanır oldu ki, sanki bulaşıcı bir hastalık gibi, ortaçağın vebası gibi, ondan ona, bundan buna geçip duruyor.
Ve hep aynı final:
“Pişmanım”…
Yani, sınavın vardı da, bir gece önce oturup çalışmadığına mı pişman oldun?
Ya da aslında hiç pişman değilsin de, belki mahkemede cezadan biraz yırtarım diye bu yola başvuruyorsun ?
Karısını yirmibir yerinden bıçaklamış, yirmibir darbe vurana kadar pişman olmamış, tutuklanıp ifade verirken pişmanlığını dile getiriyor…
Ha…bir de yirmibir darbe indirmiş, ama niyeti öldürmek değilmiş!
Ama niyeti neymiş, bak onu söylememiş!
Diyarbakır'ın Sur ilçesinde geçen Nisan'da geçen olayı yazıyorum şu anda. Yeni deşifre edildi kamera görüntüleri ve yeni basına yansıdı. Zavallı kadıncağız evde “Ateşim var gelsene bana” diye bir türkü söylediği için süphelenmiş kocası (!)
Kadının suçuna bakar mısınız!
Koca, evin her tarafına gizli kameralar yerleştirmiş. Sonra oturup ses kayıtlarını ve kameraları izlemiş, hiçbir şey de tesbit edememiş.
Ama acaba çamaşır makinesi gürültülü çalışırken eşi içeride şüpheli bir şey mi yapıyormuş falan filan…
Tamamen hastalıklı bir beynin ürettiği senaryolar.
Belki de bu işleri kendi yaptığından eşinin de yaptığını sanıyor, olmaz mı, neden olmasın?
Psikologlar, uzmanlar bunu nasıl adlandırıyor bilmiyorum ama böyle şeyler olduğunu duyuyoruz.
Hasta ruhlu adam, karısını sorgulamaya alıyor, o konuşmalar da deşifre ediliyor ve basında yer alıyor, mutlaka okumuşsunuzdur.
Biri karnında, biri kucağında iki çocuklu bir kadın ve yirmibir bıçak darbesi. Ve kaçınılmaz son…
“Niyeti öldürmek değilmiş…”
Peki neymiş?
Katil koca Selam B., hamile eşini öldürdüğü için kendi çocuğunun da katili oldu aynı zamanda. Eğer varsa, umarım vicdanına bir yük daha eklenir. 
Gazetelerin yazdığına göre uzmanların yaptığı incelemeler sonucu Selam B.'nin karısının onu aldattığına dair hiçbir bulguya rastlanmamış.
Zaten aksi olsaydı da, bu Selam B.'ye karısını öldürme hakkını vermeyecekti elbette. Kanuni yola başvurur, eşi ile olan beraberliğini sonlandırırdı uygar bir şekilde.
Selam B., kendinde bu hakkı görenlerden yalnızca bir tanesi. Gazetelerin iç sayfaları ne yazık ki kesilen, biçilen, kurşunlanan biçare kadınların haberleriyle dolu. Arada bir kadınlar da bu işe yeltense de benim anlatmak istediğim bu değil ve zaten de hiç hoş değil.
Kaç erkek kaç kadını, kaç kadın kaç erkeği öldürdü yarışması yapılmıyor. Toplum içinde huzurla yaşamak amacımız elbette.
Ne nedenle olursa olsun kimse kimsenin canını almak hakkına sahip değil.
Asıl anlatmak istediğim; karıları, eşleri, sevgilileri öldürmenin bulaşıcı bir hastalık gibi topluma yayılmaya başlaması.
Kadına değer vermeyen, hesap soran, kesen biçen bir toplum uygar bir toplum sayılabilir mi?
Bunlar uç örnekler diyebilirsiniz, ancak bu uç örnekler öyle çoğalmakta ki, böyle bir haberin çıkmadığı bir gün adeta yok gibi. Yirmibirinci yüzyılda kadın savunuculuğu yapan yazılar yazmamalıydım elbette, ama bu da benim suçum değil.
Dünyada pek çok çağ atlayan var.
Ne yazık ki bizim toplumumuzda bazıları çağ atlamayı yanlış algılamış olsa gerek.
Başta da dediğim gibi;hanımların önünde ceketlerini ilikleyip kravatlarını düzelten nazik beyefendilerden, sorgusuz sualsiz eş, sevgili, kayınvalide katleden caniler de yetişebildi zamanla.
Bu tersine evrim nasıl gerçekleşti bilemiyorum, ancak hastalıklı beyinler tarafından hunharca katledilen masum kadınlar adına acı çekiyorum.
Bazılarının, cep telefonuna Kıvanç Tatlıtuğ'un resmini yüklediği için (hayatında hiç görmeyip, tanımamasına rağmen)   küçücük kızını infaz edip öldüren Suudi babadan ne farkı var?
**
Bu, abartılı bir yazı olabilir, ancak incinen, incitilen, hor görülen, aşağılanan ve hatta yok edilen kadınlar ve onların yakınlarını düşünün ve empati yapın, yani kendinizi onların yerine koyun bir an için.
Ben öyle yaptım.
Sözlerimden ve kelimelerimden saygılı, duyarlı, anlayışlı ve hoşgörülü beyefendileri tenzih ederim. Ne mutlu ki her yerde onlara rastlamak şansına sahibiz…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık