• 23 Eylül 2014, Salı 9:41
SedefErol

Sedef Erol

KİM KAZANDI?
 Yirminci yüzyıl başlangıcının en saygın değerlerindendi “Milliyetçilik.”
Yeni dünya devletleri de böyle oluşmuştu zaten. Oysa günümüzde bu kavram neredeyse ırkçılıkla özdeşleştirilir, milliyetçiliğe farklı bir yaklaşılır oldu. Aslında gerçeğin bu olmadığını hepimiz bilmekteyiz, bilinen tek gerçek “ırkçılıkla” “milliyetçilik” arasındaki farkı ayırdedemeyen kimi yazarların yarattığı akıl karıştırıcılığı diyelim.
Konuya bu şekilde girişimin nedeni ise, İskoçya'daki referandum.  Daha önce de yazmıştım, okuyanlar hatırlayacaktır, Haziran başında İskoçya gezisindeydik, İskoçların ilginç İngilizcesiyle, anlaşabildiğimiz kadarıyla baş sohbet konumuz eylül ayındaki bağımsızlık oylaması idi. Benim çok ilgimi çeken bir konu olduğundan, (Biraz da yazı yazıyor olmam nedeniyle olsa gerek)  önüme çıkan herkesle yaptığım  görüşmeler sonucu çok şaşırtıcı cevaplar aldığımı belirtmeliyim. Bu yanıtlar:
- Bağımsızlıktan yana
-İngiltere'ye bağımlılığa devam
Ancak çoğu da,
-Henüz karar veremedim
-Bu konuda hiçbir fikrim yok
-O gün gelsin bakacağım
şeklinde idi.
Ülkelerin geleceğini ilgilendiren bu kadar önemli bir konuda böyle duyarsız olmaları inanın beni çok şaşırtmıştı.
Ancak Doğu ile Batı arasında kesin olarak bir mantelite farkı var, biz tam orta noktadayız ancak daha duygusal bir milletiz, ya da siyaset tam içimize işlemiş diyelim, çark böyle kurulmuş, bu insanları suçu değil ama sistem böyle, Avrupa'da, Amerika'da, yönetimler değişiyor, ancak kurulu düzen, insan yaşamı değişmiyor, siyaset ayrı bir konu.
Bu ülkelerde siyaset yalnız siyasetçinin işi, bizde herkesin işi.
Onun için Haziran ayında yaptığım küçük kamuoyu çalışmasında beni çok şaşırtan bu sonuçlara ulaşmıştım. 
Bu toplumun içinden yetişen birisi olarak verilen yanıtları “duyarsız” olarak nitelememden doğal bir şey olamaz.
Gelelim İskoçya'ya…
Referandum sonuçlandı biliyorsunuz, oy kullananların yüzde ellibeşe yakını bağımlılıktan yana oy kullandı. İskoçya Seçim Kurulu, ülkede oy verme hakkı olan kişilerden yüzde doksan yedisinin referanduma katılmak için kayıt yaptırdığını ve bunun ülke tarihinde bir ilk olduğunu belirtmişti, oy kullanma oranı ise yüzde seksenbeş olarak açıklandı.
Birleşik Krallık tarihinde ilk kez onaltı yaşındakiler de sandık başına gitti, edinilen bilgilere göre soğuk ve yağmurlu havaya rağmen oy kullanmak için binlerce kişi sandık başında kuyruk bekledi.
Gazetenin haberine göre referandumdan önce İngiliz araştırma şirketi Ipsos Mori tarafından yapılan son anket İskoçya'nın Birleşik Krallık'ta kalmasını tercih edenlerin oyların yüzde elliüçünü alarak referandumu kazanacağını gösterdi. Ancak uzmanlar iki cephe arasındaki oy farkının “net bir tahminde bulunmayı imkansız kılacak denli az” olduğunu söylüyordu!
Sonuçta anketler doğru çıktı ve yüzde ellibeş oranla İskoç halkı bağımlılığın devamı yönünde oy kullanmış oldu. Birkaç ay önce ve - referandum öncesinde – İskoçya'da bulunmuş olmam nedeniyle bu konu ve referandum sonucu o kadar ilgimi çekti ki, aylardır referandum nasıl sonuçlanacak diye merakla beklemekteyim. Belki de yolda sokakta görüşlerini sorduğum bazı İskoçlar benim kadar kafa yormadılar bu duruma diyeyim, o kadar yani.
Bir de bizi tüm İskoçya boyunca gezdiren insan dostu şoförümüz Peter'in etkisi oldu elbette: o bağımsızlıktan yanaydı, Kuzey Denizinden çıkardıkları tüm petrol ve gazı İngiltere'ye verdiklerini ve bundan pay aldıklarını, aslında İskoçya'nın kendi kendine yetebileceğini savunuyordu.
İskoçya kararını verdi, bağımlılığa devam dedi. Yani yarı bağımlı, özerk bir ülke olarak, birleşik Krallık Mensubu olarak varlığını sürdürecek, ancak otoritelerin görüşüne göre her halükarda İskoç ve İngiltere ilişkileri yeni bir döneme giriyor zira;
Yine gazetelere göre;
İngiltere Başbakanı Cameron:
“Sonsuza kadar Birleşik Krallık'ın lideri olarak kalmayacağım, ancak ayrılık kararı alırsanız bunun dönüşü olmayacak” demiş ve İskoçlardan “Birleşik Krallık Ailesini dağıtmamalarını” istemişti.
Uzmanlar, Cameron'un kariyerinin referandumundan ne sonuç çıkarsa çıksın (ki böyle çıktı) zarar göreceğini düşünüyor.
Cameron'ın referandumdan “evet” oyu çıkarsa “İskoçya'yı kaybeden Başbakan” olarak tarihe geçeceğini belirten analistler, böyle bir durumda istifa etmesi gerekeceğini söylüyor, Cameron “hayır” oyu vermeleri halinde İskoçlara daha fazla özerklik vaat etmişti. Bu durumda da İngiliz ekonomisine gelecek ek maliyet Cameron'ın 2015'teki seçimleri kaybetmesine yol açabilir.
Yorumlar böyle.
İskoçların seçimi de öyle…
Ne diyelim…
Konuyu kapatalım…
**
Güzel bir öyküyle noktalamak istedim yazımı.
Acı, ama gerçek, ama güzel.
Güzelliği içindeki insani duygularda elbette ve Kadife Kız'ın o harika yorumunda..
Kurban bayramı yaklaşıyor biliyorsunuz.
Mehmetçik Vakfı da kurban bağışı için reklam filmi hazırlamış.
Reklamda oynayan yirmi iki yaşındaki Giresunlu şehit kızı Kadife Karakuş.
Mehmetçik Vakfı desteğiyle okumuş Bahçeşehir Üniversitesi Bankacılık bölümünden dereceyle mezun Kadife, şu anda devletten atama beklemekte.
Şehit Sefer Karakuş'un yirmi iki yaşında noktalanan kısacık yaşam öyküsü ve ailenin devam eden hayat hikayesi ise şöyle:
1994 Şubat'ında Mardin'de askerliği noktalanır Sefer'in. Eve dönüş için de onbir aylık Kadife'sine hediye bir bebek elbisesi alır götürmek için. Ancak o sırada devam etmekte olan bir operasyon nedeniyle askerliği onbeş gün uzar, aldığı hediyeyi de kendisi gibi bebesi olan ve terhis olup evine gitmekte olan arkadaşına verir. “Sen sevindir yavrunu, ben gidene kadar bir tane daha alırım” der. Ancak operasyon sırasında mayına basar ve şehit olur.
Kadife babasını hiç görmeden üniversite çağına gelir, annesiyle İstanbul'a taşınır eğitimi için. Dayı ve teyze yanında üniversite eğitimini tamamlar. Bu arada Mehmetçik Vakfı ulaşır kendilerine ve babasının şehit olduğu tarihten itibaren hesaplarında biriken parayı öder.
Gelelim reklam filmine.
Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı, Kurban bayramı öncesi kurban bağışına dikkat çekmek için bir reklam filmi hazırladı. Filmde, babası Sefer Karakuş şehit düştüğünde onbir aylık bebek olan ve bu yıl üniversiteyi “onur” derecesi ile bitiren işte bu Kadife  kızımız oynadı. Babasını hiç bilmeden büyüyen bir şehit kızı olarak Mehmetçik Vakfı'nın şehit çocuklarına yardımlarına dikkat çeken Kadife, filmde üniversite diplomasını almaya giderken, kepini atarken babasının hayali de yanı başında onunla birlikte oluyor.
Ve Kadife'nin Mehmetçik Vakfı dergisinde yayınlanan şehit babası ile ilgili duyguları:
“Ben babamı ne gördüm ne de sesini duydum. Aramıza, hayatımızın tam ortasına bir mayın döşemişler 1994 yılının Şubat ayında. Babam tezkeresini alamadan 15 gün askerlik süresi uzatması almış. Tam onbeş gün…Yarım ay…Bana onbeş gün sonra getirebilmek için küçük bir elbise almış. Süresi uzayınca, o tarihte tezkeresini almış olan silah arkadaşına vermiş ki aynı yaşlarda küçük kızına götürüp sevindirsin istemiş. “Ben daha buradayım nasıl olsa bir tane daha alırım Kadife için” demiş. Demiş ama ne alabilmiş, ne de getirebilmiş. Şimdi böyle düşünceli bir babanın kızı olmak, ardında böyle buruk da olsa güzel anılarını bırakan bir şehidin kızı olmak sizce de çok değerli ve güzel bir şey değil mi?”
**
Borçlu olduklarımızın listesi yalnızca şehitlerimizle sınırlı olmasa gerek…
Ve Mehmetçik Vakfı, yüklendiği misyon…
Bizim adımıza çok önemli bir görevi üstlendiği asla unutulmamalı…
**
Haftaya buluşuncaya dek esen kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık