• 15 Mayıs 2012, Salı 9:19
SedefErol

Sedef Erol

KARANLIĞIN İÇİNDE BİR IŞIK (II)

Geçtiğimiz hafta, büyük usta Aşık Veysel Şatıroğlu'nu anlatmaya , anmaya çalışmış ve  bu ünlü halk ozanını bir bölüme sığdıramamıştık.
Bugün, onun hayat öyküsüne ve eserlerine devam ediyoruz.
Amaç, varolan, bizim olan, bizden olan değerlerimizi anmak, yüce gönüllerinden dökülen güzellikleri hatırlamak ve eserlerinde bir kez daha onları yad etmek.
Bu kadarı olsun borcumuz olsa gerek…
**
1931'den sonra ünü çevreye yayılmaya başlamıştır Veysel'in. 29 Ekim 1933'de, yani Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde üç ay yürüyerek Ankara'ya gelir. Sivas'tan türküler, Cumhuriyet destanı getirir. Kahvelerden, köy meydanlarından taşan Veysel'in sesi okullarda çınlamaya başlar. Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler Köy Enstitülerinde halk türküsü öğretmenliği yıllarında Veysel, Anadolu çocuklarına Anadolunun sesini bütün ahengiyle duyurur.
**
Ve Aşık Veysel İstanbul'da.
“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece” diyordu.
Yetmişinci yaşını yaşıyor Aşık Veysel.
“Yolun sonuna yaklaştık “ diyor, söylüyor:
“Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han, konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın…”
Veysel, - Benim sadık yarim kara topraktır  diyordu,
“Şimdi sadık yarime yöneldim” diyor.
Aklına kötü şeyler getiriyor:
“Gün ikinci, akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın…”
**
Aşık Veysel dost insandır. Tadına doyum olmaz muhabbetinin. Veysel konuşurken Anadolu'yu dinler insan. Türküsünü, hikayesini, derdini, davasını.
Anadolu insanının sevgisini anlatır Veysel. Ve dostluğunu..dost, dost diye nicesine sarılmış, merhabası “pazara kadar” olanlar da görmüş Aşık Veysel, “mezara kadar” olanlar da görmüş. Şimdi seslenişi o ikincilere:
“Mezara kadar dostu” olanlara.
- Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Giyin kara donu yaslan duvara
Garip bülbül gibi âh-'u zar etme.
**
Gizli dertlerini anlattığı saz kadar, nice gizli gönül dünyasından ses veren şiirleri kalır…Çektiği çileler de aklımızda kalır. Doğuştan başlayan çile koyun sağmaya giden Güzlizar ananın Mara'ada doğuruşu, yedi yaşında gözlerinin gidişi,
“Genç yaşımda felek vurdu başıma
Aldırdım elimden iki gözümü” deyişi…
Emsallerinin askere alınışı, Veysel'in köyde yaşlılarla ve kadınlarla kalıp askere gidemeyişi, “pazara kadar” dostu olanların uğrattığı zararlar…
Kendi deyimiyle:
- Dağlar çiçek açar, Veysel dert açar…
Toplumsal olaylara da çok kafa yoruyor Veysel. “Şiir kulaklarını topluma kapayamaz” diyor.
Amerika'daki ırk kavgalarından yurdumuzdaki mezhep anlaşmazlıklarına kadar her toplumsal olay içlendirmektedir şairi. Ve şu dizeler dökülür dudaklarından:
“Kürt'ü, Türk'ü ne Çerkes'i
Hep Adem'in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yalan var mı ve neresi?

Kuran'a bak, İncil'e bak,
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası…”
**
Sona doğru yaklaşıyordu Veysel. Akciğer kanserine yakalanmıştı. Ankara'da Yüksek İhtisas Hastanesinde tedaviye alınmıştı. Ameliyatla kurtulma şansı olabilirdi, ama kabul etmedi.
- Sona yaklaştık, bırakın vademle öleyim dedi.
Ömrü acılarla geçmişti.
“Talih, çile, kader sözü bir etmiş
Her nereye gitsem gezer peşimde” demişti.
1894'de Şarkışla'nın Sivrialan köyünde doğmuştu.
Orada ölmek istedi. Ve, yetmişdokuz yaşında, gece sabaha karşı üç otuzda dünyaya elveda dedi.
“Ayrılık günleri geldi dayandı
Eğlenip burada kalan elveda.”
Son şiirlerinden birinde şöyle diyordu:
“Seksen yıllık yolu biraz düşünek
Enişli yokuşlu yollar nic'olur
Geldik gideceğiz, yoktur gitmemek
Kervan geçer, gündüz olur, gec. olur…”
**
 Sivrialan köyünün Çobandede mevkiinde toprağa verilmesini istemişti.
Ve “sadık yari, kara toprağına” kavuştu…
**
Aşık Veysel'in ölümünün ardından yayınlanan birçok yazı, şiir ve kaynak var. Ancak onu, sanatını ve kişiliğini en güzel tanımlayan ölümünün ardından Nezihe Araz'ın yazdığı yazı olsa gerek. Aynen aktarıyorum.
BİR AŞIK BİR ŞAİR BİR DOST
Aşık Veysel'in ölümü dolayısıyla yapılanlar, sanırım hiçbir şaire nasip olmadı. Televizyon, radyolar, gazeteler, dergiler, günlerdir ondan bahsediyor. Bu elbette şairin hak ettiği güzel ve yerinde bir davranıştı. “Mani söylüyor o, sanat yapmıyor” diye Aşık Veysel'i küçümseyenlerin kulakları çınlasın.
Veysel'i üniversite sıralarındayken tanımıştım. O zaman da böyle dost, sevgili, yakın muamelesi görüyordu herkesten. Fazla duyarlı, sinirli, titizdi. Bu fazla duyarlılığı sadece gözlerinin görmemesinden gelmiyordu. Başka gözleri vardı sanki. Bir defa bir davette o saz çalarken iki kişi fısır fısır konuşuyorlardı. Veysel deyişini kesti, yerinden kalktı, sazını usulca konuşanların önüne bıraktı.
“Siz benden daha iyi biliyorsunuz, buyurun siz çalın.”
Böylesine hassastı Veysel.
Veysel kendisini tanıtmak, kabul ettirmek, yüceltmek için hiçbir şey yapmadı. Karanlık sandığımız aydınlık dünyasında, kelimeler ve seslerle kurduğu ahenk ona yetiyordu. Ama bugün bütün Türkiye tanıyor onu. Bütün Türkiye “Benim sadık yarim kara topraktır” diyen bu güçlü adamın sesini tanıyor, seviyor, saygı duyuyor. Saygıyla da anacak.
Sanırım bir sanatkar için, bundan ileri bir nimet olamaz. Veysel'in şiir ve musiki dünyamızda nasıl olupta böyle yüceldiğini, bütün ayrıntılarıyla edebiyat araştırmacıları arayacaklar elbette.
Onun arı-duru Türkçesi sevgi kaynaklarının başında gelir. Hiçbir zorlama, hiçbir suni katkı yapmadan kullandığı dil, Anadolu'nun özleşmiş, kendi dilidir. Onu bulupta sevmemek mümkün mü?
Yine Veysel, yaşadığı toprakların öz çocuğudur.
Kullandığı bütün kavramları, kendi nefsinde yaşamıştır. Yağmurun, güneşin, karın insan için ne ifade ettiğini bilir. Veysel'de Anadolu'nun yüzyıllar boyu süregelen çilesinin özü, özeti vardır.
Genç sanatçıların Aşık Veysel gibi bir adamı iyi, çok iyi tanımalarında fayda var. O, şiirin çeşitli temlerini nasıl kullandı? Bunu bilenler sanırım sanatlarında zenginleşecek, güçleneceklerdi. Çünkü Veysel, mektep-medrese çocuğu değildir. Sezgilerinin ve sevgilerinin çocuğudur. Ondan birçok şey sanki doğal bir olay gibi gelişmiştir. Bütün bunları, ayrıntılarıyla tespit edince büyük sanatçı olmanın yolları ve imkan kapıları meydana çıkacaktır. Bu da herkesin aradığı gerçeklerden biri değil mi?
Ruhu şad olsun Sarı Yıldız türküsünün ustası Veysel adlı aşığın.
Nezihe Araz (İstanbul 25.3.1973)
**
Dünyadan bir Aşık Veysel Şatıroğlu geçti.
Derin izler, doyulmaz eserler bırakarak.
Rahat uyu büyük usta,
“Dostlar seni hep hatırlayacak!”  
Haftaya buluşmak üzere…
Kaynak: Aşık Veysel Hayatı Sanatı Eserleri  Tahir Kutsi/ Nezihe Araz
Not: Dünyanın en kutsal varlıkları annelerin geçmiş anneler gününü kutluyor, saygıyla ellerinden öpüyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık