• 08 Mayıs 2012, Salı 9:09
SedefErol

Sedef Erol

KARANLIĞIN İÇİNDE BİR IŞIK (I)

Geçtiğimiz günlerde sanat ve sanatçılarla ilgili yaşadığım bir yazıda, değerleri öldükten sonra anlaşılan, yaşamını acı çekerek tamamlayan sanatçılardan bahsetmiştim. Bunlara örnek olarak Beethoven ve Van Gogh'u göstermiştim…Ancak içimde bir eksiklik kaldığını hissediyorum.
O eksikliğin adı, “AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU” idi.
Eserleri şarkılara konu olan, ömrü acılarla geçmiş, yaşadığı yıllarda biraz olsa değeri bilinse de  bana göre  - sanatının tam olarak karşılığını bulamamış bu büyük ustayı birkaç satırla değil, bir yazı serisinde anmak ve sizlere yeniden hatırlatmak istedim.
Ayrıca, Türk Halk Şiiri'nin en büyük ozanlarından birisi olan bu büyük dehanın önünde saygıyla eğiliyorum.
**
Anası Gülizar, bir yaz günü köy dolaylarındaki Ayınınar merasında doğurur onu. Göbeğini de kendi keser. Baba, adını Veysel koyar.
Sivas ilinin Şarkışla'ya bağlı Sivrialan köyünden Veysel'in öyküsü böyle başlar. Sürer, gider. Dünya yirminci yüzyıla girmiştir.
Bir çiçek salgını kırar geçirir Sivas ellerini. Küçük Veysel'in  de sol gözünde çiçeğin beyi çıkar. Göz gitti gider. Sağ gözüne ise perde iner. Artık Veysel tek gözle ve daha iyice bilip tanımadığı dünyasını bulanık görmeye başlar.
Anası babası pek üzülürler oğlanın bu haline.
Baba Ahmet oğlunu ün yapmış bir hekime götürmek ister. Ama para, ama olanak…Bugün, yarın derlerken kadersizlik bir kez daha yapışır Veysel'in yakasına. İnek sağan babasının yanına sokulan Veysel, birden dönünce oradaki bir değneğin ucu, perdeli gözünü de deşer atar.
Gözlerini yitiren oğluna babası bir saz alır, kucağına verir. Sivas elleri, sazı sözü, aşığı bol ellerdir.
Aşık Veysel de, Çamşıhlı Ali Ağa'dan saz dersleri alır.
Önce başkalarının şiirlerini çalıp söylemeye başlar, gide gide kendisi türküler yakar, şiirler söyler olur…
İşte Aşık Veysel'in hayat öyküsünün başlangıcı…
Yaşı delikanlı çağına gelince, anası Gülizar kadın ve babası Şatıroğlu Karaca Ahmet'in ısrarıyla, civar köyden Esma kız ile evlendirilir Veysel. Esma, kendisine bir kız evlat verdikten sonra, çocuğunu da bırakarak  yanaşma ile kaçar.
İlk gün anlamıştı ki Veysel ,Esma kendisine yar olacak yapıda değildi. Bir dişi idi Esma, aşığın aradığı “Güzel” değildi.
Zaten güzeli güzel kılan aşk idi. Bu olayın ardından şu ünlü dizeler çıkar Veysel'in sazından:
“Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa”
**
Tekrar evlenir Veysel zaman sonra.
Sazı artık, kendisine dört kız, iki erkek evlat kazandıran hayat arkadaşı için ses verecektir.
**
Engelli olması nedeniyle Birinci Dünya Savaşın'na katılamamış olmasının üzüntüsünü hep içinde yaşamış, köyde kadınlarla birlikte kalmayı kendine yedirememiş, bu üzüntüsünü mısralarında belirtmişti.
Cumhuriyetin kuruluşunu anlatmış, Atatürk'ün ölümüne ağlayıp, yazdığı destanla okuyanını ağlatmıştı.
“Sadık yarım” deyip toprağa sarılmıştı.
Şimdi o ünlü şiirinden bu dörtlüğü hep birlikte hatırlayalım:
-  Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır…
Tahir Kutsi'nin deyişiyle, Aşık Veysel halk şiirini sevdiren adamdır.
İşte çok sevilen eserlerinden birisi daha:
- Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan
Gözetleme yolları gel diyi yazmış
Sivrialan köyünden, bizim diyardan
Dağlar mor menevşe, gül deyi yazmış.

Eğlenme gurbette yayla zamanı
Mevlayı seversen ağlatma beni
Benek benek mektuptadır nişanı
Göz yaşım mektupta pul deyi yazmış…
**
Tarihe dönüyoruz. 1956 yılına.
Denizli, 13 Nisan Cuma. Lise öğrencileri orta bahçede toplanıyor. Herkes toplantı nedenini merak  ediyor. Nihayet Müdür Muavini A. Gündüz'ün müjdesi heyecan ve merak gideriyor.
- Büyük Aşık, Veysel Şatıroğlu okulumuzda konser verip şiirlerini okuyacak.
Saat 16…Konferans salonu tıklım tıklım dolu. Aşık sahneye çıkıyor. Elinde sazı, eski saz şairlerinin bütün karakteri üzerinde. Çılgınca alkışlayanları dünya gözüyle görmek istercesine âmâ gözlerini elinin tersiyle yokluyor. Diğer eli, tuttuğu sazı kaldırıyor.
Başmuavin B. Saraçoğlu'nun Aşık Veysel'in edebiyatımız ve musikimizdeki yerini belirten konuşmasından sonra bir öğrenci tarafından bir şiiri okunuyor:
- Genç yaşımda felek vurdu başıma,
Aldırdım elimden iki gözümü
Yeni değimiş idim yedi yaşıma,
Kaybettim baharımı yazımı.

Bağlandım köşede kaldım bir zaman
Nice kimselere dedim el aman
Onbeş yaşıma girince hemen,
Yavaş  yavaş düzen ettim sazımı.
Veysel der: Dünyaya ben niye geldim,
Her zaman ağladım, ne zaman güldüm,
Gönlüme teselli kendimde buldum,
Sabır ile teskin ettim özümü.
**
Veysel büyük şevk ve memnunluk içinde saza sarılıyor. Ve hayatını anlatıyor: 1884'te Şarkışla'nın Sivrialan köyünde doğmuştur.
“Hayatımın garipliği doğumumla başlamış ” diyor.
“Anam koyun sağmaktan gelirken doğmuşum ben!”
Yedi yaşında gözlerini kaybediyor çiçek hastalığına.
- Kahrolsun, diyor. Zira çiçek ona dünyayı zindan etmiştir. 1951'de gazetecilerin kendisine ameliyat ettirme teklifine karşılık:
“Hayalhanemdeki dünyayı yıkmayın ” cevabını veriyor.
O zaman yazdığı “Küçük Dünyam” şiirini okuyor.
Sonra ülke çapındaki “Kara Toprak” türküsünün nağmeleri duyuluyor. “Benim Sadık Yarim Kara Topraktır!”
Sazına sesleniyor:
“Ben gidersem sazım sen kal dünyada.”

Son olarak istek üzerine “Ata'ya Mersiye”yi söylüyor. Herkeste koca Aşık'ı görmek ve dinlemekten dolayı sevinç, Aşık gördüğü ilgiden müteşekkir.
Selam:- - gönüllerce, gönüllerce selam saygıdeğer Aşık Veysel'e…
(Denizli Gazetesi 16 Nisan 1956)

Koca, yüce Aşık Veysel bu, elbet bir yazıya sığmaz, haftaya devamında buluşmak dileğiyle…
Kaynaklar: İlhami Soysal , Denizli Gazetesi, Aşık Veysel  Hayatı Sanatı Eserleri (Tahir Kutsi)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık