• 25 Aralık 2012, Salı 9:40
SedefErol

Sedef Erol

KANAYAN YARALAR…
 Bugün, tüm dünyada ve özellikle bizim toplumumuzda,  konuşulmaktan, tartışılmaktan, hatta adı bile anılmaktan çekinilen bir konu var, o da “ensest” olayı.
Ancak ne yazık ki bu konunun tartışılmıyor olması, yok sayılması, gerçekte olmadığı, yaşanmadığı anlamına gelmiyor. Keşke öyle olsaydı da, “ensest” yani aile içi cinsel istismar sapkınlığı birçok çaresizin yaşamını karartmasaydı.
Her zaman aklımın bir tarafına takılı kalmış ve nasıl olabileceğini insanlık ölçülerimin, mantığımın, duygularımın bir türlü kabul etmediği bu durum bugüne kadar ceza yasalarımızda dahi yer almadığından, istismarcılar düşük cezalarla kurtulmaktaydı.
Bir gazetenin haberine göre Adalet ve Aile Bakanlıklarının ortak çalışmasıyla “ensest” ilk kez TCK'ya konulacak ve onbeş yıla kadar hapis istenecek. Ayrıca 2013'te yapılacak kapsamlı bir araştırmayla “ürkütücü sonuçlardan çok korkulan” Türkiye ensest haritası da ortaya çıkarılacak.
Yine aynı gazeteye göre, Sivil toplum kuruluşları, Kadın Dernekleri Federasyonu ve ilgili Bakanlık yaptıkları ortak toplantıda, 2013'te Türkiye tarihinin en kapsamlı “istismar ve şiddet” araştırmasının yapılmasına karar verildi. Araştırmada erken evlilikler, kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve istismarın boyutları bölge bölge gün yüzüne çıkarılacak.
Verilen bilgiye göre, düzenlemeyle TCK'da ensest ve cinsel istismarın cezası artırılacak. Kamuoyunda “kürtaj yasası” olarak bilinen taslağa eklenecek düzenlemeyle, halen üç yıldan onbeş yıla kadar uzayan cinsel istismar suçlarında cezanın alt sınırı onbeş yıl olacak. Ensest de ayrıca tanımlanacak bu kapsama alınacak.
Ensest Türk Ceza Yasası'na hukuki tanımla girdiğinde, hem toplum, hem de yasalar bu suçla ilk kez yüzleşmiş olacak. Ensest suçu, ceza yasasında ağırlaştırıcı neden olmaktan çıkıp, hukuki tanımı yapılacak. Böylece hakim ve savcıların da işi kolaylaşacak.
**
Sivil toplum kuruluşlarının ve kadın derneklerinin de çabasıyla, böyle bir gerçeğin var olduğunun kabul edilip TCK'ya konulacak olması, en azından bu yönde çalışmalar başlatılacak olması toplumumuz için gayet olumlu bir gelişme. Ne yazık ki dünya üzerinde yaşam başladığından  beri bu sapkınlığın var olduğu bilinmekte.
Önemli olan toplumu ve masum insanları bundan korumaya çalışmak, bunun için gerekli tedbirleri almak. Caydırıcı, ağır cezalar da bu yollardan birisi.
Gazete, ensestle ilgili gerçekleri de belirtmiş.
İşte detaylar:
- Dünyadaki tüm cinsel istismarların yüzde 43'ü ensest olayları. (Bu, çok yüksek bir rakam.) 
- Ensest ilişki en çok baba-kız arasında yaşanıyor. (Tabi babanın zorlamasıyla.)
- İstismara uğrayan erkek çocuk sayısı sanılandan çok daha fazla.
-  Ortalama başlama yaşı oniki.
- Ensest ilişkiye giren babalar sert, ataerkil ve duygusal olarak dengesiz kişiler .
- İstismarcıların yüzde 94'ü okumamış ya da ilkokul mezunu, yüzde 50'si işsiz.
- Çoğu alkol ya da madde bağımlısı, kişilik bozukluğu bulunmakta.
- Yüksek sosyo-kültürel düzeydeki ailelerde de ensest olayına rastlanmakta.
- Çocuk travmayı ilk annesiyle paylaşıyor.
- Ensest çok uzun süre gizli tutuluyor.
- Annenin aile içinde koruyucu olmayı başaramaması riski artırıyor.
- Kızını rakip olarak görüp ona kin duyan anneler bulunuyor.
- Baba “Çocuğuna cinsel eğitim veriyorum” diyerek kendini savunuyor!
**
Bu konuyla ilgili bir başka bilgi de Gazi Üniversitesinden.
Gazi Üniversitesi Çocuk Koruma Araştırma Merkezi verilerine göre bir yıl içinde sadece Ankara'da bir merkez 498 taciz ve istismar vakası ulaştı. Bunların 322,si yani %64'ü cinsel istismar. İstismarcılar arasında en yüksek rakam 71 kişi ile öz baba olurken, babaları 68 kişi ile arkadaşları, 48 vaka ile öz anneler izliyor. İstismara sadece kız çocukları değil, erkek çocukları da maruz kalıyor. Merkezde tedavi olan 498 çocuğun 304'ü kız, 194'ü erkek.
**
Bunlar cesaretli olup, başvuranlar…
Ya bu utancı, zulmü, kimseye söyleyemeyenler, acısını içine akıtanlar ne olacak?
Anne-babaların çocuklarını çok iyi izlemeleri, onları iyi anlamaları gerekiyor. En azından biri böyle bir sapkınlık içindeyse diğer ebeveyn iyi bir gözlemle bu durumu belirleyebilir.
Ne yazık ki korku nedeniyle buna göz yumup, görmezden gelenler bile var, zaman zaman gazetelerde okuyoruz.
Ne mutlu ki “ensest” olayı, çok istisnai bir durum. Öyle bile olsa, yok sayılamaz, göz ardı edilemez. Bir kişinin bile buna maruz kalmış olması, bunun için önlem alınmasını gerektiriyor.
Gecikilmiş de olsa bu konuda çalışmalar başlatılmış olması, gelecek için umut vaat ediyor. Bundan sonra önemli olan, kurbanları, ihbar için cesaretlendirebilmek, sanırım ikinci ve en önemli adım da bu olacak.
Toplumun kanayan yarası olan bu konudaki gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedim. Çok itici bir konu  olsa da, gerçekler ortaya çıktıkça acı çekenlerin sayısının azalacağını bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor…
**
Haftanın diğer konusu Norveç'te 77 kişiyi katleden Breivik. Yaptıkları, aldığı (!) ceza ve kaldığı lüks hapishane hepinizin malumu. Bu kez habere konu olan, kaldığı lüks otelde, pardon hapishanede aldığı mektuplar.
Sakın bu mektupları kurbanların ailelerinden aldığı acı öfke ve nefret dolu mektuplar sanmayın. Elbette o tarz olanları da vardır ama Breivik, en çok çocuk ve genç hayranlarının övgü dolu satırlarına mazhar oluyormuş!
Zamanının büyük bölümünü kendisine gelen mektupları cevaplamakla geçiren caninin, bu yolla aşırı sağcı ideolojisini yaymaya çalıştığı da iddia ediliyor.
Gelen mektuplar arasında evlenme teklifleri de olduğu verilen bilgiler arasında.
Habere göre, Breivik'in mektuplaştığı çocukların aileleriyle temasa geçildi ve uzmanlarca mektuplaşma hakkının elinden alınması istendi.
Norveç gibi, bir katilin özgürlüğünün bile abartıldığı bir ülkede bu kadarı yapılır mı bilemiyorum, ancak dünyada gelinen nokta açısından pek de olumlu sinyaller olmadığı ortada.
Eskiden iyi insanlar örnek alınırdı, şimdi yetmişyedi cana, hem de hiç nedensiz kıyan, liste başı oluyor.
Mayaların kehanetini bilemem ancak galiba dünyanın sonunu insanlar birbirini yok ederek getirecek…
**
Son sözler de FB'li Meireles'e.
Galatasaray ve Fenerbahçe yıllarca maç yapar, o yener, bu yener, önemli değil, skor tabelası boş kalmaz. Bugün böyle, yarın öyle olur. Bu tatlı rekabet böyle devam eder, gider.
Tabi tatlı kaldığı sürece…
Meireles kırmızı kart gördü, o rezil hareket yaptı.
Kime yaptı ? Hakeme. On iki maç ceza aldı.Bence insanlık suçu işledi, aynı zamanda kendi kişiliğini de belli etmiş oldu.
Onca kırmızı kart görmüş futbolcu var, sırasında hocalar bile kulübeden atılıyor, adam gibi oynarsın, kartını da görmezsin, ha pozisyon gereği başına mı geldi, tıpış tıpış içeri girer, kuralların gereğini yaparsın, herkesin yaptığı gibi.
Eski Galatasaraylı Filipescu, bir tükürüğün yüzünden Türkiye'den gitti, o da hakeme değil, sahayaydı. O tükürük televizyonlarda bir ileri, bir geri gösterile gösterile, çocuk o yıl takımdan ayrıldı, sebebinin bu olduğunu da açık açık söyledi.
Pascal Nouma malum hareketi yüzünden BJK'dan da, futboldan da oldu.
Engin Baytar yaptığı hatanın bedelini sahalara daha yeni dönerek ödedi.
Ama bu, çok çirkin bir hareket, bazıları da açıklama yapıyor, “ceza literatüründe tanımı yok” diye.
Bari savunmayın.
Ceza literatüründe tanımı olmaz tabi bir futbolcunun bir hakeme ya da bir futbolcu arkadaşına böyle bir çirkinlik yapacağı düşünülmez ki ceza tanımlamasına konsun!
Futbolcu alırken parasına, puluna, şanına, karakterine, şöhretine bakıp da adamlığını, insanlığını göz ardı edersen varacağın nokta da budur, yapacağın savunma da!
Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık