• 10 Haziran 2014, Salı 10:18
SedefErol

Sedef Erol

KADINA DAİR
 Sevgili okurlar, iptal edilen belde ve yörelerdeki seçimler gerçekleşti ve kazananlar açıklandı.
Seçimlerin galipleri, görevleri netleşince (resmi olarak onaylandığında ) çalışmalarına başlayacaklar.
Bir -tekrarlama-seçim sona erdi ise de, seçim atmosferi devam etmekte.
Ağustosta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi!
Her en kadar ülke, basın, kanallar, haberler bu duruma kitlenmiş gibi görünse de günlük hayat, vatandaşın yaşamı, çabaları bilindik şekilde devam etmekte...
Sorunlar, konular, olaylar...
**
Görme engelli Aleyna ve onu sahiplenen Sevgi Dağ'ın öyküsü yer almakta birkaç gündür basında.
İçinde insanlık öğeleri taşıyan gerçek yaşam öykülerinden çok etkilenir, insanlığı ve bu duyguları taşımayanları anımsarım her seferinde...
Ne olduğumuzu ve olmadığımızı özümsemek adına derstir de, o dersi çıkarabilmektir önemli olan.
İşte Aleyna'nın öyküsü: (Bir gazetenin anlatımıyla)
Temmuz 2001'de doğan Aleyna'nın gözleri görmemekte ve annesi bakamayacağını düşündüğünden sokağa terketmek niyetindedir. (Nasıl bir anneyse).
Bunu duyan Sevgi Dağ adlı vatandaş bebeği üç aylıkken annesinden alır, ismini Aleyna olarak değiştirir ve evlat edinmek için hukuk mücadelesi başlatır.
Ancak sorunlar da burada başlar, zira evli olmayan ve işi bulunmayan Sevgi Dağ, yasal engele takılır. Bunun üzerine Aleyna'yı kendi doğurmuş gibi gösterip nüfusuna kaydettirince sekiz ay hapis cezası alır.
Düşünün fikir olarak son derece yüce bir şey, ancak kanunsuz olduğu için yöntem kötü diyelim.
Neyse, olayların akışına dönelim:
Cezası ertelenen ve art arda açtığı velayet davaları reddedilen Sevgi Dağ, mücadeleden vazgeçmez. Aleyna'yı sahiplenmediki olağan-üstü çabası ve isteğiyle bir anda kamuoyunun dikkatini üzerine çeker ve sonunda mücadeleyi kazanır. Aleyna'yı evlat edinen Dağ'a o dönemde Türk Anneler Derneği “Yılın Annesi” ödülünü verir.
İki gözü de görmeyen Aleyna, şu anda Bornova Aşık Veysel Görme Engelliler Ortaokulu'na gidiyor ve kendisini evlat edinen Sevgi Dağ'a “anne” diyor.
Aleyna için yaşadığını söyleyen Sevgi Dağ ise:
 “Aleyna mutluyken ben de mutlu oluyorum, anne diyen sesi sürekli kulaklarımda çınlıyor, yaşadığım sürece onu mutlu etmeye devam edeceğim” diyor.
**
Bir tarafta kendi kanından, doğurduğu çocuğunu özürlü olduğu gerekçesiyle terkeden bir anne, diğer yanda sevgi, şefkat, merhamet ve mutlaka insanlık adına sahtekarlığı bile göze almış bir kadın, bir yüce gönül...
“Doğurmak, yalnızca biyolojik anne olmak, annelik için yeterli değil”in en güzel kanıtı...
Ne diyelim!...
**
Gelelim memleketimden insan manzaralarına.
Eskiden manzaralarımız cennet koylarımızdı,
Şimdi kadın kesen, bıçaklayan, kurşunlayan erkekler...
Bu konuyu okumaktan bıktınız mı?
Ben de basından takip etmekten, haberlerde duymaktan ve yazmaktan...
Ama bitmiyor, önlem alınmazsa, cezalar ağırlaştırılmazsa da bitmeyeceği anlaşılıyor.
Bir de kafalar, beyinler değişmezse.
Kızdın vur, terkedildin öldür, şüphelendin, kurşunla...
Böyle olmaz, böyle gitmez.
İşte son iki örnek:
- Elazığ'ın Harput mahallesindeki dere yatağında geçtiğimiz Temmuz ayında cesedi bulunan eşi S.A.'yı (33) öldürmek suçlamasıyla tutuklanan O.A.(29)nın yargılanmasına Elazığ 1. Ağır Ceza Mahklemesi'nde devam edildi. Hakkında “Canavarca hisle adam öldürmek” suçlamasıyla ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istenen O.A., duruşmada pişman olduğunu söyledi. (Zaten hep böyle olur.)
Son savunmasını yapan sanık O.A., eşinin kendisini aldattığını, ancak bunu ispat edemediğini belirterek (ispatlayamıyorsan, nereden biliyorsun)
“Savcının tasarlayarak dediği şeyi kabul etmiyorum, o an çok farklıydı, Allah kimsenin başına vermesin, o kadar pişmanım ki cezaevinde kimseyle konuşamıyorum. Ahirette nasıl hesap vereceğim” deyince mahkeme Başkanı:
“Biz bu tarafla ilgileniyoruz” diye yanıtladı.
Sonuçta yargılanan O.A., otopside eziyet bulguları olmadığı gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Yani eziyet etmeden öldürdüğü için fazla suçlu sayılmadı!
Daha doğrusu “ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası” almadı.
Ve gelelim diğer olaya:
Onyedi günlük karısını onyedi bıçak darbesiyle öldürülen koca.
Yer, Ağrı, Doğubeyazıt.
Tarih : Haziran 2013.
Cinayet nedeni: Düğünden sonra kocanın eşiyle birlikte olamaması.
Cehalet, cehalet.
Suçlular: Gelinin kocası, kayınpederi, kayınbiraderi.
Battaniyeye sarılıp apar topar gömülen bir ceset ve katilinin vicdanın ses getirmesi sonucu karakola yapılan başvuru ve ortaya dökülen itiraf...
“Karım beni sevmediğini söyledi, ben de öldürmeye karar verdim”
Bütün hikaye bu.
Neden bu erkeklerin aklına, eşlerini, sevgililerini, ya da yaşamlarındaki bu en önemli kadınları öldürmekten başka bir çözüm, bir çıkar yol gelmez acaba?
Ve neden kadınlar bu kadar korumasız, çaresiz ve sahipsiz?
Oysa ki fazla değil istediğimiz: Birkaç güzel söz, tatlı dil, gönül alma...
Bu kadar mı zor bunu başarmak acaba?
**
Sevgili okurlar,seyahate çıkacağımdan birkaç hafta yazılarıma ara vermek durumunda olacağım, çünkü sizlere ulaşamayacağım.
Bunu yıllık izin olarak kabul ediniz lütfen.
Yeniden buluşuncaya dek herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık