• 03 Ekim 2017, Salı 9:02
SedefErol

Sedef Erol

KAÇINILMAZ
 Güzel bir haber gördüğümde sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konu kadın-erkek olayı gibi görünse de aslında bir insanlık meselesi.
Toplumu kadın-erkek diye kutuplaştırmanın hiç kimseye yararı da yok, gereği de.
Kadın-erkek olayından önce insan olduğumuz gerçeği ise değiştirilemez bir olgu.
Asıl konu, toplumların bunu nasıl algılayıp, hayata geçirdiği.
Eşitlik ya da eşitsizlik deyince olay Suudi Arabistan'a kilitleniyor.
Zira kadına yönelik kısıtlamaların en fazla olduğu ülke burası.
Bu kez, Suudi Arabistan kadını adına güzel bir haber yer alıyor gazetelerde.
Bakalım:
“Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan'da kadınlar yıllardır kendilerine yönelik araba kullanma yasağıyla mücadele ediyordu. Direnişin sembol ismi ise 2011'de araba kullanırken çektiği videoyu YouTube'a yükleyen Manal El Şerif'ti. 34 yaşındaki bilgisayar programcısı kadın hapis yattı, işten atıldı, boşandı, çocuğunun velayetini kaybetti.
Ancak onlarca kadın onun yolundan giderek yasağı deldi.
Kadınların taleplerine daha fazla karşı koyamayan Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde yasağın kalktığını açıkladı.
Avusturalya'ya taşınan Manal El Şerif artık ülkesinde de araç kullanabilecek.
2013'teki röportajında:
-Rol modelim Türk kadınları
diyen Manal El Şerif , kararı Twitter'da şu sözlerle kutladı:
-Suudi Arabistan bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Yağmur bir damlayla başlar….
x x
Suudi Arabistan kadına yönelik kısıtlamaların en fazla olduğu ülke. Ancak son bir ayda ilk kez kadınlar stadyuma girebildi, kadın belediye başkan yardımcısı atandı, telefonda görüntülü konuşma yasağı kaldırıldı.
Reformların arkasında ise veliaht Prens Muhammed Bin Selman'ın olduğu belirtiliyor.
En büyük destekçisi ise kararın kalktığını:
-Bugün ülkemiz için tarihi bir gün
sözleriyle duyuran kardeşi Prens Halid….”
x x
Suudi Arabistan'ın kadınlar üzerindeki kısıtlamalarını daha önce yazmıştım, öyle ki bir kadın bankada kendi adına hesap bile açtıramıyordu.
Yani birikim yapma özgürlüğü bile yoktu diyelim.
Elbette toplumlar yaşam tarzlarını kendileri bilirler, ancak Suudi kadınının bu kısıtlamalardan mutlu olduğunu söylemek mümkün değil.
Bunun en güzel örneği ise yaşamından büyük ödün vermek zorunda olan Manal El Şerif'in durumu.
Özgürlüğünü Avusturya'da kazanmış olsa bile bu özgürlüğün büyük bir bedeli var:
En başta evladı olmak üzere geride bıraktıkları.
Oysa ki Suudi kadını belli ki memleketinde özgür olmak istiyor.
Reformcu Prens Muhammed ve Prens Halid sayesinde belki de gelecekte Suudi kadını daha mutlu ve özgür olacak.
Tüm bunları yazmamın bir nedeni var:
Kadın erkek eşitsizliği çok uzun yıllar öncesine dayanıyor.
18. yüzyıl yazarlarından Mary Wollstonecraft, o zamanlar ataerkil olan İngiliz toplumunda kadın hakları savunuculuğu yapmasının gerekçelerini şöyle açıklıyor:
(İş Bankası Kültür Yayınları)
-Kendi cinsimin haklarını savunuyorum, kendi çıkarlarımın peşinde koşuyor değilim.
-Kadın eğitim yoluyla erkeğin kafa arkadaşı olarak yetiştirilemez se, bilgi ve erdemin yayılması önünde engel oluşturacaktır. Çünkü hakikat herkes için ulaşılabilir olmalıdır, yoksa genel uygulamada etkisiz kalacaktır.
-Erkekler kendi özgürlükleri için, kendi mutluluklarına ilişkin olarak kendi adlarına karar verebilmek için mücadele edebilirken, kadınların onların mutluluğu düşünülerek yapılsa bile baskı altına alınması tutarsız ve haksız bir davranış değil mi?
-Eğer kadınların sesleri bastırılacaksa, eğer kadınlar insanoğlunun doğal haklarından mahrum bırakılacaksa, haksızlık ve tutarsızlık suçlamasını boşa çıkarmak için, öncelikle kadınların aklı olmadığını kanıtlamanız gerekmektedir.
-Kadına insan türünün bir parçası olarak değil, doğuştan erkeğe tabi olan varlıklar olarak bakılıyor.
-Kadınların zihinlerini geliştirerek onları güçlendirirseniz kör itaatin de sonu gelecektir.
-Bana kendi aklımı kullanma cesareti veren Tanrı sayesinde, erdemlerimi desteklemek için yalnızca O'na bağımlı olacağım güne kadar, kendi cinsimi köleleştiren önyargılara karşı var gücümle savaşacağım.
-Kadınların davranış biçiminde bir devrim yapmanın zamanı gelmiştir- onlara yitirdikleri saygınlığı geri vermenin zamanıdır- insan türünün bir parçası olarak, kendilerini reformdan geçirerek dünyayı da geçirmelerini sağlamanın zamanıdır….
….
18. yy. İngiltere'sinde durum böyle iken 21. yüzyıl İngiltere'sinde kadın erkek eşitsizliği diye bir kavram bulunmamakta.
Zira uygar toplumlar toplumun yarısını oluşturan kadınları ezmenin, dışlamanın hiç de toplumun yararına olmadığını çoktan fark etmiş durumda.
Tıpkı zamanında Ulu Önder Atatürk'ün Türk kadınına hakettiği konumu sağladığı gibi.
21. yüzyılda hala kadın erkek eşitsizliğinden bahsediyor olmak bir zül olsa da bir gün Suudi kadını bile hak ettiği konuma kavuşacak, cinsiyet ayrımcılığı son bulacak.
Başka bir yol düşünülemez, düşünülmemeli...
Sevgili okurlar haftaya yeni konularda buluşabilmek dileğiyle:
Esen kalın, hoşça kalın…






MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık