• 19 Haziran 2012, Salı 9:21
SedefErol

Sedef Erol

İYİ GÜZEL ve ÇİRKİN
Gazetede güzel bir haber çekiyor dikkatimi. Biliyorsunuz gazetelerde güzel haber yakalamak zordur. Cinayet, vahşet, dehşet. Zaten bir bakıma haberciliğin aslı da budur. Hani ne demişler:
- Bir köpek bir adamı ısırırsa önemli değil, ama bir adam bir köpeği ısırırsa işte haber budur…
Zaten olmayan bir şey yazılmıyor, memleketin olayları yazılıyor sonuçta.
Neyse, biz de elimizdeki malzeme neyse onları irdeleyip yorumluyoruz her hafta ister istemez. Bunlar genellikle kadın cinayetleri, insanlık adına üzücü olaylar, bizlere keder veren şeyler.
Bunların arasında güzel bir şeye rastlayınca da, insan mutlu oluyor, insanlık adına içine yeniden umut doğuyor.
Haber mavi kapak toplama işiyle ilgili. Hani, yardım, bağış için bazı dernekler topluyor ya. Giresun'da da toplandığını biliyorum. Hatta biriktiren bazı arkadaşlara ben de toplayıp veriyorum. Sonuçta bir işe yaradığını biliyordum da, ne işe yaradığını işte bu haberle öğrendim:
Bolu'nun Mengen ilçesinde kahve işleten otuzsekiz yaşındaki Onur Özcan işyerinde mavi kapak toplama kampanyası başlatmış. Özcan işyerinin önüne plastik kasaları koyarak, ilçe sakinlerinin kampanyaya katılımını sağlamış. Altı ayda toplanan yediyüzelli kilo mavi kapağı, Onur Özcan kapak toplayan kuruluşlara göndermiş. Dünya Engelliler ve Dostları Gelişim Derneği Başkanı Nedim Kılıç, toplanan kapaklarla alınan üç tekerlekli sandalyeyi Mengen'e getirmiş. Tekerlekli sandalyeler biri bayan diğer ikisi delikanlı üç engelli vatandaşa teslim edilmiş. Gazetede bu işe önayak olanları ve tekerlekli sandalyelerinde oturan üç engelli kişinin resmi vardı.
Elimizin altındaki basit su şişesi kapağından ulaşılan mutlu sona bakar mısınız!
Ancak o duyarlı vatandaş olmasaydı, bu işlemi başlatmasaydı, insanlar önem verip bu kapak toplama işine katkıda bulunmasaydı, böyle bir dernek kurulup bu kapakları tekerlekli sandalyeye dönüştürmseydi…
Belki de bu insanlar ömür boyu evlerinin bir köşesinde, başkalarına mahkum, atıl bir şekilde, acı çekerek yaşamaya devam edeceklerdi…
Çok güzel bir söz var:
“En büyük özürlülük duyarsızlıktır”  diye.
Gerçekten son yılların en anlamlı cümlelerinden biri bence.
Çünkü bu gerçek, hayatımızın her anında karşımıza çıkabilir.
Bu şekilde doğmamış olmak bile yeterli değil, basit bir kaza bile bu duruma ulaşılmasına neden olabiliyor.
Biliyorum, içiniz karardı, ancak ne yazık ki bunlarda hayatın gerçeklerinden.
Ve üstelik bu konulara duyarlı olmak elimizdeyken…
Tekerlekli sandalyeye mahkum bir özürlünün bu yaşamsal ihtiyacına bir şişe kapağı kadar yakınken…
Duyarlı insanlara, toplumun ihtiyacı için çalışan yardım kuruluşlarına ve sivil toplum örgütlerine büyük saygı duyuyor ve elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum.
Üstelik bunu yürütmenin ne kadar zor bir şey olduğunun farkında olan birisi olarak.
Yıllarca çeşitli yardım derneklerinde, sivil toplum kuruluşlarında çalıştım, birinin başkanlığını yürüttüm, gerçekten özellikle manen çok verici ve sabırlı olmak gerekiyor.
Şu anda sadece destekleyici olarak katkıda bulunuyor ve bu alanda topluma hizmet verenleri yürekten kutluyorum.
Bu yazıyı yazarak da bir anlamda bu konuya bir kez daha dikkatinizi çekmek istedim.
Toplumdaki birçok hizmetin zaten bu yardımlarla döndüğünün farkındayım, ancak yaşam koşullarının  zorlaşması nedeniyle bu faaliyetleri, bu dernekleri çevirmek giderek zorlaşıyor, onun da farkındayım.
Zira biz de derneğimizi bu yüzden kapatmak zorunda kaldık. Uzunca bir süre yaptığımız faaliyetlerle yeterli desteği göremeyince dernek faaliyetlerini sonlandırdık. Şimdi bireysel olarak, ayakta kalan diğer derneklere katkıda bulunmaya çalışıyoruz.
Benim izlenimime göre bu işi yürütemeyişimizin iki önemli nedeni vardı:
Birincisi: Hep köylere hizmet götürdük, ulaşılamayan yerlere ulaşmaya çalıştık, şehir içinde fazla faaliyetimiz olmadığı için yaptığımız hizmetleri pek anlatamadık.
İkincisi: Yardıma ihtiyacı olan insan sayısı arttı. Artık herkesin kendi birebir yakın çevresinde yardım etmesi gerekenler bulunmakta. Böylelikle yardım derneklerinin işi zorlaştı. Zaten bu yalnızca bizim değil, tüm toplum gönüllülerinin sorunu.
Ancak şurası kesin ki, yardım işi kesinlikle organize olmak ve örgütlenme ile daha iyi sonuçlar veriyor.
Kuruluşlar, gerçek ihtiyacı olanı daha iyi tespit edebiliyor ve yardımlar daha doğru adreslere gidiyor.
Çünkü ihtiyaç sahipleri genellikle bu kuruluşlara başvurmakta.
Sözün özü, eski bir dernekçi olarak; çevrenize uzattığınız yardım elini, gönüllü derneklere de değdirmenizi,
Toplumun yaşaması, kalkınması için gönüllü olan bu insanları desteklemenizi,
Uzatılan bir bileti reddederken bir daha düşünmenizi,
Eski bir dernekçi, toplum gönüllüsü olarak yürekten diliyorum.
Az ya da çok,
Bu bizim gemimiz, bizler yürüteceğiz.
Neden olmasın?
Mavi kapaklar tekerlekli sandalye olduktan sonra…
**
Bir diğer irdelemek istediğim haber ise ne yazık ki üstteki gibi, insanlara umut aşılayan cinsten değil. Çocuğunu ve ailesini terk etmiş olma ihtimali olan bir anne ile ilgili.
“İhtimal” diyorum çünkü henüz ne olduğu belli değil.
Muğla'da hastaneye gideceğini söyleyerek oğlunu komşusuna bırakarak ortadan kaybolan genç bir kadın, o gün bugündür ortalarda yok. Akşam gelen olmayınca komşusu çocuğun babasını arıyor, inşaat işçisi baba apar topar evine koşuyor. Bu arada eşinin hastaneye de gitmediğini öğreniyor.
Genç kadın ortada yok, polis kadını arıyor, çocuksa o gün bugündür ağlamakta.Ön yargılı olmayalım ve bayanın başına geçici bir şey geldiğini, sonunda sağ salim evine döneceğini umalım.
Çünkü henüz ne olduğu belli değil.
Sözüm evladının terk edenlere.
Bir çocuk, kendi isteği ve iradesi dışında dünyaya geliyor.
O halde onu dünyaya getirenler bakmakla, büyütmekle, ayaklarının üzerinde durana kadar sorumluluğunu yüklenmekle yükümlü.
Karınızı boşayabilirsiniz, kocanızı boşayabilirsiniz, çocuğunuzu boşayamazsınız, terk edemezsiniz.
Ederseniz, bunun bedelini ömür boyu acı çekerek ödersiniz.
Elbette bunlar çok sıra dışı örnekler, çoğu insan evladı için canını verir ama insanoğlu bu, bunlar bile olabiliyor hayatta.
Yaz dönemi için taşındığımız baba evinde, kapının önünde kedimiz var, yeni doğurduğu yavrularını başka hayvanlar öldürmüş, kapıya taşıyıp bize gösterdi ve günlerce ağladı.
Hayvancağız dışarıda ağladı, bizler de içeride.
Demek ki doğanın kendine göre bozulmaması gereken bir düzeni var…
Ancak ne yazık ki bazen insanoğlu bile bu düzenden bihaber.
**
İşte bu haftadan iki olay, iki yorum.İyi ya da kötü, yaşamın gerçekleri…
Haftaya buluşmak dileğiyle… 
NOT: Bu arada tüm babaların geçmiş babalar gününü kutlar,tüm sevdikleriyle nice babalar gününe ulaşmalarını dilerim.
Hayatta olmayan sevgili babalarımıza da Tanrıdan rahmet ve ebedi istirahatlerinde rahat uyumaları temennisiyle.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık