• 17 Nisan 2012, Salı 9:10
SedefErol

Sedef Erol

İLANEN
Bugün, yani Onyedi Nisan 2012'de Carrefour bitişiği Sonsuz Işık Sanat Merkezi'nde bir resim sergisi açılıyor. Daha önceden birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapmış olan bu merkezde düzenlenecek olan bu serginin öğrencileri şu duyuru ile açıyorlar sergilerini:
-  Önce bizler öğrenciliği yaşadık sonra çocuklarımızı emanet ettik öğretmenlerine. Ancak öğrenmeye, üretmeye doyamadık. Ve, Ata'mızın “Sanatsız kalmış bir toplumun can damarlarından birisi kopmuş demektir.” Sözünden hareketle ve Ferda Demiral Bulam öğretmenimizden aldığımız cesaretle resim yapma sevgisini bulduk içimizde.
Picasso, Van Gogh, Rambrand olmadığımızı biliyoruz, ama biz resim yapmayı çok seviyoruz.
Eserlerimiz, bizim göz bebeklerimiz.
Birkaç yıllık çalışmalarımızı 2012 Nisan sergimizde beğenilerinize sunmaktan gurur duyuyor ve diyoruz ki;
Herkesin yetenekleri doğrultusunda mutlaka üretebileceği şeyler olmalı.
Önemli olan istemek ve zaman ayırmak.
Deneyin ve kendinizle gurur duyun…
**
Dünyada birçok insan kapasitesinin, yeteneklerinin farkında olmadan yaşayıp, zamanı dolduğunda göçüp gidiyor. Nice yetenekler keşfedilmeden yokoluyor. Bunun arkasında birçok neden var elbette. Özellikle gelişimini tamamlayamamış ülkelerde sanata ve sanatçılara değer verilmemesi, sanatçıların yeteneklerini maddiyata dönüştürememesi, sanatı ve sanatçıyı yetiştiren, destekleyen eğitim kurumu sayısının azlığı, toplumun sanatçıya bakış açısı….Bunlar hep sanatın ve sanatçının önünde engeldir.
“Az gelişmiş ülkelerden sanatçı çıkmaz” diye bir şey söylemek çok yanlış olur elbette, ancak Afrika kıtasından da dünyaca ünlü bir klasik müzik bestecisi söyleyemeyiz, ama Rusya'dan birçok isim sayabiliriz. Yani sanata ve sanatçıya verilen önem, sağlanan şartlar çok önemli.
Afrika,  konuyu anlatabilmek için yalnızca bir örnekti.
Dünyada ne çok Afrika var, biliyoruz.
**
Sergiden açılmışken sanata, sanattan açılmışken sanatçılara bakalım biraz isterseniz. Eskiden sanatçı “üreten” kişiydi, şimdi iş sansasyona, acayip giysilere, magazinsel olaylara döküldü. Kim daha çok çılgınlık yaparsa, o ismini daha çok duyuruyor, ücreti daha fazla artıyor, daha iyi sanatçı oluyor. Bu bizde de böyle, dünyada da böyle. Türkiye'nin en yetenekli keman virtüözünün adını bilmiyoruz ama beyazperdenden sahneye geçen herkesi tanıyoruz. Çünkü bizlere bunları tanıtıyorlar, her gece televizyonlarda bunları anlatıyorlar.
Sonradan sanatçı olunmaz, bu yetenekleri sonradan kazanamazsın, satın alamazsın, onun için bu insanların değerini bilmek, onları ortaya çıkarmak gerek.
Değerini bilmek derken aklıma Beethoven geldi.
Yeteneği sonradan keşfedilen tüm dehalar gibi onun ömrü de acılar ve yokluklar içinde geçmiş. Dünyanın en güçlü müziğini üreten bu insan öyle yoksulmuş ki, birçok eserini yazdığı kağıdı et alabilmek için kasap dükkanına paket kağıdı olarak sattığı söyleniyor. Çirkin ve gösterişsiz bir fiziğe sahip olduğundan, üstüne bir de fakirlik eklenince hayatı mutsuzluklar içinde devam ederken ve kimsenin bilmediği o harika bestelerini üretirken bir de sağır olmaz mı? Giderek kulaklarında başlayan hastalık, bir gün gelir, artık hiçbir şey duymamasına neden olur. Bu haliyle besteler yapmaya devam eder. Çalışmalarını ise şöyle yürütmektedir: Piyanonun tuşlarına minik odun parçalarını vurmakta, gelen titreşimlere göre notaları tahmin etmektedir. Çünkü artık kulakları bir duvar gibi sağırlaşmıştır. Bu aradan ünü de giderek yayılmaya başlamıştır. Dünyanın en büyük senfonilerinden birisi olan “Hürriyet  Dokuzuncu Senfoni”yi de bu haliyle besteler. Senfoninin gala gecesine gider, alkış tufanı
insanların el hareketlerinden anlayarak kalkar, herkesi selamlar.
Dünyanın en büyük eserlerinden birisini bestelemiş ama bestesini hiç duyamamıştır.
İşte gerçek bir sanatçının acı öyküsü.
**
Ve Hollandalı ressam Vincent Van gogh.
1853-1890 yılları arası yaşayan Van Gogh, otuzyedi yıllık yaşamını çok dramatik bir şekilde geçirmiş bir sanatçıdır. Çağdaş sanatın öncülerinden olup, eserlerinde yaşadığı acıların izlerinin açıkça görüldüğünü söylemektedir uzmanlar. Sanatçı aslen Protestan bir papazın oğlu olup önceleri bir sanat yapıtları firmasında çalışır ancak bir süre sonra bu firmadan kovulur. Baba mesleği olan din adamlığını dener, bunda da başarılı olamayacağını anlayınca resim yapmaya karar verir. Bu nedenle Paris'e gelir. Bu arada yirmiyedi yaşına gelmiştir. Ömrünün son on yılında resim yapabilir sadece. Olağanüstü harikalar yaratır, ancak yaşamı boyunca hiçbir eserini satamaz. Psikolojisi de giderek bozulmuştur. Psikolojik tedavi görse de, eserlerinden dolayı kendini başarısız saydığı için bir kulağını keserek başarısızlığını bu yöntemler cezalandırır. Gencecik yaşında da hayata veda eder.
Başarısız olduğunu düşünerek cezasını kendi kulağından çıkaran Van Gogh, bugün dünyanın en büyük ressamlarından birisi olup, o günlerde satılmayan eserlerine bugün paha biçilememektedir.
Ancak ne yazık ki o bunu hiçbir zaman görememiştir.
**
Sanatın ve sanatçının değerinin zamanında anlaşılmasının önemini vurgulayabilmek için anlattım yukarıdaki örnekleri.
Toplum içindeki sanatsal faaliyetleri desteklemek, bu faaliyetlerde bulunan insanların yanında olmak ya da onlardan birisi olmak bir çeşit sosyal sorumluluk olarak algılanmalı. Zira bugün biz yetişkinlerini yapacağı , üreteceği her şey yarın çocuklarımıza ışık olacak.
**
“Picasso, Van Gogh, Rambrand olmadığımızı biliyoruz,
Ama biz resim yapmayı çok seviyoruz” diyor sergi açan hanımlar basın bildirilerinde.
Onların içinde ben de varım.
Sanatçı olmadığımın farkında olsam da,
Başlangıç noktasından çok ilerde,
Ancak gelecekte öğreneceklerimin de gerisindeyim.
**
Çocukları yetenekleri doğrultusunda teşvik etmek gerek,
Biz amatörleri de…
Hepinizi Pazar günü akşamına kadar açık kalacak olan sergimizde görmek dileğiyle.
Sevgiyle kalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık