• 28 Ocak 2014, Salı 9:37
SedefErol

Sedef Erol

İKİ ÜLKE İKİ KADIN
 İki ülke, 
İki basın,
İki kadın…
Söz konusu ülkeler Fransa ve Türkiye…
Söz konusu kadınlar ise;
Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande'ın terk ettiği Valerie Trierveileller ve,  Türkiye'de, Sakarya Akyazı'da bir börekçide kendisine verilen böreği yiyemeden açlıktan bayılan Ayten P.
Fransız basınının gündemi bu konu ile doluyken, bizim basının gündemi manşetlere sığmıyor. Daha doğrusu her bir yayın organı gündemi kendine göre yorumluyor.
Ancak Ayten P.'nin dramı yoruma açık değil, kesin ve net, katkısız ve acı bir gerçek, Fransızların duygusal travmasından ise çok daha farklı, bir insanlık dramı:
Birkaç gün önce yaşanan bu olayı kısaca aktarmakta yarar var:
Sakarya Akyazı'da yaşayan, ellibir yaşındaki Ayten P., börekçiye girdiğinde kendisine verilen böreği yiyemeden düşüp bayılmıştı. Açlıktan bayıldığı anlaşılan zavallı kadın,  son iki gündür hiçbir şey yemediğini, esnafın yardımı olan ikiyüzelli lira ile haftalar geçirdiğini, parası olmadığı için Kıbrıs'taki oğlunun yanına gidemediğini anlattı kendine gelince…
“Hiçbir geliri olmadığını” ve “Devletten yardım alamadığını” belirten talihsiz kadın, muhtemelen kendisine uygun bir iş de bulamamıştı…
Yaş, cinsiyet ve işsizlik faktörü göz önüne alındığında bu ihtimal gerçekten zor görünüyor.
İşin acı yanı ise toplumda nice Ayten P.'lerin olduğunu düşünmek…
Ve gelelim diğer kadına…
Mazideki Fransız First Lady'si Valerie Trierweiler.
Ki, bu konudan geçen hafta da biraz bahsetmiştim. Ancak yaşanan gelişmeler tekrar bu satırlara girmesine neden oldu diyebilirim. Biliyorsunuz bu bayan Fransız Cumhurbaşkanının resmi eşi değil ancak uzun yıllardır birlikte olduğu hayat arkadaşıydı.
Ancak gönlüne laf geçiremeyen Hollande, yeni birini bulunca ve gizlice buluştuğu sevgilisi deşifre olunca, Valerie'de yol göründü, birlikte oldukları resmi konut olan Elysee Sarayından ayrılması istendi.
Tüm bunlar Fransız basınından aktarmalar. Şu andaki son iddiaya göre Valerie Trierweiler, Fransız Cumhurbaşkanı Hollande'a olan öfkesini Cumhurbaşkanının Elysee Sarayı'ndaki ofisinde bulunan birçok tarihi eserden çıkardı. Kıskançlık krizine giren eski First Lady, ikibuçuk milyon pound (yaklaşık on milyon lira) değerindeki antika eşyaları kırıp dökerek bir nevi intikam aldı.
Parçalanan antika eserler arasında tarihi değeri büyük olan şamdanlar, tabaklar, sandalyeler, vazolar bulunmakta.
Parçalananlardan birisi de 16. Louis döneminden kalma eşi bulunmayan ikiyüz yıllık bir vazo…
Kadınlık gururunu Valerie Trierweiler, kırılıp yıkılan kültür mirasını Fransızlar ve bu işin altından nasıl kalkacağını da Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande düşünsün…
Ben;
İki ülke;
İki sorun ve iki kadını düşündüm…
Elbette bu karşılaştırma,
“Fransa'da aç, yoksul yok” anlamına gelmediği gibi,
“Kadınların duygusal sorunları, terk edilişleri, emeklerinin yok oluşu önemsizdir” anlamına da gelmiyor.
Yalnızca iki ayrı ülkedeki iki kadının “sorunlarının” önceliği idi anlatmak istediğim.
İki ülke,
İki basın,
İki kadın…
**
Fransa'nın, bir miktarı bayan Trierweiler'in hışmına uğrayıp parçalanan tarihi hazinesinden bahsederken aklıma Berlin'deki Bergama müzesi geldi…
Hani şu tarihte ünlü “taş sizin, altın benim” sözü sonucu çıkarılarak Berlin'e taşındığı rivayet edilen ünlü Antik Bergama şehri…Bu söz rivayet mi, gerçek mi bilemem ancak muhteşem Bergama tarihi şehrinin Türkiye'den götürülerek Berlin müzesine taşındığını, kapısında uzun kuyruklar oluşturan turistlerin bizim hazinelerimize bir sürü Euro ödeyerek bu antik kenti hayranlıkla izlediğini iyi bilirim.
Zira Türkiye'nin Bergaması'ndaki antik Bergama kentini, Berlin Bergama müzesinde gözyaşları içerisinde gezmişliğim var. 
Bergama bizim olabilir, ama kesin olan şu ki;Bergama antik kenti ve hazineleri artık ne yazık ki bizim değil.
Üstelik o kocaman müzenin içine girdiğimiz andan itibaren, camekanların içine konmuş parça parça objeleri değil, tamamı yerli yerine oturtulmuş bir şehri izliyorsunuz.
Parça parça götürmüşler, her bir parçasını yerine oturtup, antik bir şehir adeta yeniden yaratmışlar…
**
Bergama Müzesi'ni yıllar önce Berlin gezisi sonrası yazmıştım, Elysee Sarayındaki kıskançlık krizi sonucu patlak veren tarihi eser tahribatı sonucu bu yazıyı yazarken çağrışım yaptı, yeniden anımsadım.
Yani Fransızlar'ın o kadar da üzülmesine gerek yok, koca bir antik kenti kaptırmamışlar ya…Üstelik Anadolu'dan giden bir Bergama kenti olsa…Döküm araştırmaya ve çıkarmaya kalksak sayfalar yetmez.
Sevgili okurlar, iki kadının farklı dramından yola çıktık, nerelere ulaştık, en iyisi bugünü bir Temel fıkrasıyla noktalamak:
“Adamın biri yeni BMW'siyle havalı havalı dolaşıyormuş. Kırmızı ışıkta durmuş. Birkaç saniye sonra bir kamyon arkadan vurmuş. Adam dışarı çıkıp bakınca kamyondan Temel inmiş ve başlamış yalvarmaya: 
-Abi etme, eyleme. Ben üç kuruş maaşla bu arabanın aynasını alamam, beni bağışla. Sen büyüksün abi, yaptık bir eşeklik, bağışla beni abi.
Adam acımış Temel'e. Tam arabayı tamire götürürken yine bir kırmızı ışıkta durmuş. Yine arkadan kamyon geçirmiş buna. Sinirli sinirli çıkmış adam tekrar.
Bir bakmış yine Temel!  Temel camdan bağırmış:
- Ben abi ben, devam et!”
Haftaya buluşmak üzere…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık