• 29 Ekim 2013, Salı 10:00
SedefErol

Sedef Erol

İKİ DURUM - İKİ YORUM
 Dünyanın en büyük mucizelerinden birisi olsa gerek annelik. 
Tanrının bir lütfu tüm dişilere.
Bizleri bırakın yazın kaldığımız bahçe içindeki baba evinde kapı önündeki kediler anlatıyor anneliğin ne olduğunu. Doğurdukları yavrularının önüne yatıyorlar, onların rahat süt emmesi için uygun pozisyon alıyorlar ve o şekilde bu işlem sona erene kadar hiç kıpırdamadan bekliyorlar sabırla. Gün sona ermeye varıp, hava kararmaya başlayınca da daha gözlerini bile açmayan minicik bebelerini enselerinden ağızlarına alıp tek tek belirledikleri kuytu bir köşeye geceyi geçirmek üzere taşıyorlar.
Zira hayvan yavrularının düşmanı çoktur, anne onları kendilerini koruyana kadar hem beslemek hem de kollamak durumundadır. Doğal ortamda nüfus planlaması uygulama şansı olmadığından bir kedi için bu durum yılda birkaç kez tekrarlanmak zorundadır.
Aslında kendilerine özel bir ilgim olduğundan değil de yaz aylarında baba evinde daha çok gözlemleme şansım olduğundan farkındayım bu durumun, yoksa tüm hayvanları eşit ölçüde sevmekteyim.
Annelik mutluluğuna erişmiş birisi olarak, kedilerin kapı önünde yavrularına gösterdikleri özel ilgi çok duygulandırır beni her seferinde.
İçgüdüsel bir şekilde yapılan bu hareketler doğanın bir mucizesidir adeta. 
Bunların bir kısmını vahşi hayvan belgesellerinde izlemekteyiz. 
Hayvanlardaki bu “öğretilmişçesine” yapılan davranışlar “annelik içgüdüsü”nden olsa gerek. Oysa ki günlük yaşantımızda öyle inanılmaz şeylerle karşılaşıyoruz ki; bu içgüdüsel hayvan davranışları bazen biz insanları insan olduğumuzdan utandırıyor… 
Konu 9 günlük bayram tatiline giden ve geride bebeğini bırakan anne. 
Okumayanlar için kısaca özetleyeyim:
“İlkokul öğretmeni bir bayan, adı herneyse, bir habere göre ikinci eşinden, bir habere göre birlikte yaşadığı kişiden bir bebek sahibi olur. (aslında bu kısımlar ayrıntı.) Kendisi Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde ilkokulu öğretmenidir. Ailesinin ikinci beraberliğinden haberi yoktur. (Daha önce evlenip ayrılmış.) Neyse bayram tatili gelir ailesinin yanına Hatay'a gitmesi gerekmektedir. 
İddiaya göre öğretmen seçil M.D. 2 aylık erkek bebeği evde tek bırakarak ailesinin yanına Hatay'a gider, döndüğünde de bir biberon mama yaparak bebeğinin başına koşar. Dokuz gün sonra acıkmış olan çocuğunu doğuracak! Tabi olanlar çoktan olmuş, elinde ölmüş masum bir bebek ile hastaneye koşan bir kadın görüntüleri… Bu bayan, bir öğretmen.
Değil bir bebek, 9 gün boyunca aç ve susuz bir yetişkinin bile dayanamayacağını artık çocuklar bile biliyor.
Gazetelerin haberine göre Seçil M.D.' nin olaydan sonra verdiği ifade ise şöyle: “Hatay'a gideceğim gün oğluma mama yaptım. Mamayı bir kaç saat arayla yedirdim. Evden çıkarken uyuyordu. Karnı acıksa dahi ağlar ağlar yeniden uyur diye düşündüm. Sonuçta ailemin yanına oğlumla gitseydim beni öldürebilirlerdi. Bayram bittikten sonra hemen yola çıktım. Kapıyı açar açmaz oğluma mama yapmak için mutfağa girdim. Kucağıma aldım, biberonu ağzına soktuğumda hiç tepki vermediğini görünce hemen hastaneye getirdim. Burada öldüğünü söylediler.”
Şimdi kesin ölüm nedenini belirlenmek üzere otopsi yapılıyor. Ancak değiştirilmeyecek gerçekler var:
Kendi rızası dışında, başkalarının tercihleri, istekleri ve idareleri sonucu dünyaya getirilen bu bebek, dokuz gün yalnız bırakılmış, kaderine terkedilmiş, bunu sonucu yaşama veda etmiştir. Yani ihmal sonucu ölmüştür. Birinci derecede sorumlu annesi, ikinci derecede sorumlusu babasıdır. Şimdi bunları yazıyorum diye bana kızacaksınız ama bir çocuk yalnızca anne marifetiyle dünyaya gelmiyor, bir de baba modeli var ortada. Bu tür durumlarda genelde kadınlar suçlanır, zaten savunacak bir durumda yok, hangi anne çocuğunu böyle bırakıp gider ki, ancak babanın bu durumdan haberi olsaydı, belki o müdahale eder, bu günlere gelmezdi.
Belki de babanın da baba olduğundan haberi yok. En iyisi bilmediğiniz konularda fikir yürütmemek. Bilinen tek gerçek, en masum olanın bedeli ödemesi, insanı en çok bu üzüyor.
Çok sevdiğim bir dostumun kızı var, son tüp bebek denemesinde başardı, yakında bir bebeği olacak karı-kocanın bunca yıldır maddi-manevi sarfettiği emeğe bakıyorum, etrafta tüp bebek şansını da yitirmiş evlat sahibi olamamışlar görüyorum, yaşadıkları boşlukları ve üzüntülerini biliyorum.
Evlat sahibi olamayanlar ya da evlatlarını yitirenler, yaşadıkları acılar….. hayatta bunlar da var…….
Ve bir de yukarıdaki türden örnekler…..
Doğurup çöp sepetine atanlar, cami kapısına bırakılanlar, nişanlısıyla sinemaya gitti diye infaz edilenler….
Ya da dokuz günlük bayram tatili boyunca ölüme terk edilenler…..
Dedim ya kapıda yavrularını emziren anne kediye bakıp insanlığımdan utanıyorum…
**
Acıkınca ağlar ağlar uyur diye düşünmüş! 
SENİ DE ANNEN BÖYLE Mİ BÜYÜTTÜ BİR SOR BAKALIM!
**
Gelelim bir başka cevhere(!):
“Faşist, kafatasçı, Nazi zihniyetli”… 
Bu sözler kimin için söylenmiş dersiniz? Normal düşünen, tarihi bilen bir insan “Hitler” cevabını verir herhalde.
Ancak bu sözleri Edirne'de bir bir ilköğretim okulunda adına öğretmen denen bir şahıs ulu önderimiz Atatürk için söylemiş! 
Fıkra gibi…
Söylemiş de, öğrenci ve velilerin ihbarıyla hakkında soruşturma açılmış, görev yeri değiştirilmiş.
Ayrıca bir yıldan üç yıla kadar da hapis istemiyle dava açılmış.
İlerisini bilemeyiz elbette, bunu bilenler bilir. 
Ancak benim bildiğim çok ünlü bir deyiş var:
“Altın bir taş bir kaseyi kırdığında, ne kasenin değeri artar, ne taşın değeri azalır.” 
Haftaya buluşmak üzere esen kalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık