• 10 Temmuz 2012, Salı 9:35
SedefErol

Sedef Erol

İÇİMDEN GELEN…
Bu haftaki yazımda sizlerle paylaşmak istediğim farklı konular var sevgili okurlar. Hepsini sırayla ele alacağım. Bunların kimi güncel, kimi kanımca düşündürücü, kimini belki ilk defa siz de yorumlayacaksınız, öylece kafama takılanları yazdım, bir bakıma karşılıksız sohbet diyelim…
Biri yazıyor, diğeri okuyor türünden.
Ligler bitti, tantanası bitmedi. Yeni sezon başlayacak ön hazırlıklar, transfer bombaları, şimdi hazırlık maçları başlayacak, hafta sonlarımız renklenecek. Tabi bu, futbol sevdalıları için geçerli. Bu ara Türk sporunun yıldızı parlıyor adeta, o konuya birazdan değineceğim.
Futbol demişken, uzun süredir aklıma takılan bir şey var, belki çok önemli, belki önemsiz ancak ben böyle şeylere çok değer verdiğimden benim için önemli diyelim.
Şu anda dünya futbolunda ismi çok duyulmakta olan Mesut Özil diye bir futbolcu var. Hepiniz az çok hakkında bilgi sahibi olmuşsunuzdur. Son derece yetenekli ve başarılı olduğundan, artık dünyada ismini bilmeyen kalmadı. Almanya'da yerleşik gurbetçi bir Türk ailesinin çocuğu olan Mesut, Alman vatandaşı ve İspanya'nın Real Madrid takımında, aynı zamanda Alman Milli takımında oynamakta.
Zamanında yeteneği milli takımımız tarafından keşfedilmiş, milli takımı tercih etmesi için çok ısrarcı olunmuş ancak o Alman Milli takımını yeğlemiş.
Bu, onun seçimi, bir şey diyemeyeceğim. Birçok gurbetçi ve geleceği parlak oyuncu Türk Milli takımı için ter dökerken o Alman Milli Takımı için mücadele ediyor.
Ben Mesut Özil olsaydım elbette farklı düşünürdüm ama herkesin koşulları, içinde bulunduğu ortam başka oluyor.
Alman milli takımı seçmesinde ailesinin de büyük katkısı olduğu söyleniyor.
Zaten yadırgadığım konu Mesut'un neden Alman milli takımında oynadığı değil, Türk basınını onun başarılarından neden bu kadar övünç payı çıkarıp sürekli sayfalar dolusu haberlerini yaptığı.
Kendini Alman gibi hissettiğini her fırsatta belirtip, Türkiye'den “Atalarımın memleketi” diyecek kadar uzak olan bu futbolcunun başarılarından bizlere ne gibi bir pay çıkabilir ki?
Allah yolunu açık etsin, yürüyebildiği kadar yürüsün, ter döktüğü formalara daha çok hizmetler versin.
Ama bu ülkenin bayrağını göndere çektirebilmek için asgari ücretleriyle toprak sahalarda ucuz koşu ayakkabıları üzerinde antrenman yapan, yeterli desteği, yeterli besini alamadan yarışmalara katılan ve o göndere çektirdikleri bayraklarımız gazetelerin ancak küçücük köşelerine konu olabilen nice kahramanlarımız var.
Haberi ve övgüyü, hele hele basının desteğini asıl onlar hak ediyor.
Mesut zaten Alman basınından yeterli desteği alıyor. “Atalarının memleketi”  Türkiye'ye hiç ama hiç ihtiyacı yok.
**
Bu, asla ırkçı bir söylem değildi.Yalnızca anlatmak istediğim şu: Türk basını belki de Mesut Özil'in şöhretinden dolayı, onun Türk vasfını ön plana çıkararak devamlı haber yapmak istiyor. Ama Mesut'un bu vasfından pek mutlu olduğu da söylenemez, zira Almanya'da internet aracılığıyla ırkçı saldırılara maruz kalmakta imiş. Bu yüzden açtığı dava da düşmüş. Yani kendisi haklı bulunmamış.
Bırakalım, o nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Biz de kimliğiyle gurur duyan kendi başarılı sporcularımıza bakalım.
Örneğin Filenin Sultanları.
Dünya Grand Prix'inden ABD ve Brezilya'nın ardından dünya üçüncüsü oldular. Bizlere günlerce bu büyük turnuvanın heyecanını yaşatıyorlar. Üstelik Avrupa ve Asya'dan madalya alan başka ülke yok. Sporcuya bunca büyük olanak tanıyan ülkeler arasından sıyrılıp bu başarıyı elde etmek hiç kolay değil.
Erkek voleybol milli takımı, Avrupa ikincisi oldu. Şampiyon da olabilirdi. Bu da büyük başarı.
 Ve, atletlerimiz.
Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de düzenlenen Avrupa Atletizm şampiyonasından atletlerimiz dördü altın olmak üzere yedi madalya kazandırdılar ülkemize.
Ayrıca, Türkiye, başta voleybol ve atletizm olmak üzere bazı dallarda, olimpiyat oyunlarında da yer alacak.
Ancak ne yazık ki diğer spor dalları futbol kadar prim yapmıyor. Ben de bir futbol fanatiği olduğum halde sporun her türlüsü ile yakından ilgiliyim ve futbol dışındaki diğer branşların üvey evlat muamelesi görmesinden (en azından insanların ve basının ilgisi açısından) son derece rahatsızım.
Bir de her şeylerini, maddi manevi tüm variyetlerini ortaya koyarak kendi alın terleriyle bu madalyalara ulaşan sporcularımızın gazetelerin en dip köşelerinde kendi haberlerini okurken hissettiklerini düşünün…
Baş sayfada ise Türkiye'den haberi bile olmayan bir Mesut Özil manşeti…
İşte, benim isyanım buna.
Suç sadece basının mı?
Elbette hayır, ne prim yapıyorsa onu yazıyorlar.
Bu yetenekli amatör sporcuların yetişmesi ve desteklenmesi için herkesin üzerine düşeni yapması gerek.
Devlet, basın, vatandaş, sponsorlar…
O bayrak o göndere kolay çekilmiyor, bu gururu yaşayabilmek için emek vermek, verene de destek vermek gerek.
**
Sporda başarılar, madalyalar…
Bunlar haftanın güzel olaylarıydı.
Ancak ne yazık ki her şey o kadar yolunda gitmiyor.
Suriye tarafından düşürülen ve uzun süredir aranmakta olan Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait RF-+ tipi uçağımızın enkazı ve ne yazık ki pilotlarımızın maaşları bulundu.
Çeşitli tahminler yapılmıştı, fırlatma koltukları ile belki hayatta kalmış olabilirlerdi, zordu ama imkansız değildi.
Olmadı, olamadı…
Mekanları cennet olsun.
Ve, Samsun'daki sel felaketi.
Hepimiz izledik, yorumları dinledik, herkes kafasına göre bir şey çıkardı. Sonuç değişmeyecek bir sürü  vatandaşımız göçtü gitti.
Doğa felaketi, ihmal, yanlış seçim, yapılaşma hatası, hangisi eğri, hangisi doğru, buna yetkililer karar versin.
Hicran, hicran, yine hicran…
Ya da ihmal, ihmal yine ihmal mi?
Bilemiyorum…
Zaten biz ne bilebiliriz ki ?
**
Bu haftalık da yerimiz doldu sevgili okurlar, haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık